Biz kimiz?

Bizler;

– « Siyonizme karşı TEK ÇARE (Tek karşı kutup); anti-emperyalist, sosyal-devletçi, devrimci, milliyetçi, laik, halkçı ve cumhuriyetçi Atatürk’tür (6 OK’lu Atatürkçülüktür) » hakikatini cihana ilan ve tarihe mal eden,

– « … Gönülden, yürekten, ruhumun en derin sızmasında şunu İFTİHARLA söylüyorum: “Mustafa Kemal’in Askeriyim“… Tanıştığımız ilk günden beri ATATÜRK diye başınızı şişirdim. ALLAH’ın bizzat şahsının LAİK OLDUĞUNU dünyada ilk ve tek olduğunu o buldu. Canım Atatürk, iyi ki varsın!.. » diyen,

İSKİTURAN-TÜRK MİLLETİ de dahil ONİKİ MİLLET bazında EŞİT ve EŞGÜDÜMLÜ bir Dünya Düzeni (DOZEN) olan WEMB Doktrini‘nin kurucusu (MİH deklarasyoncusu, “abden min ıbadina”, The Deepest of Earth; Nastavnik, von Hertog; Edström Tudor, Tarihçi Baba, aka/alias KMA)

Hans von Aiberg‘in  O K U R L A R I  olarak;

« Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır’ demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir’ diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, ‘Demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım’ diyecek.

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, ‘Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’

İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği! »

« Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! »

diyen Mustafa Kemal ATATÜRK’ün askerleri,
ATATÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin neferleri,

TÜRK MİLLETİ ‘yiz ..

Ne mutlu İSKİTÜRK’üz diyene.

Reklamlar