DEREBEYLİK ve HALK DÜŞMANI SEYİT RIZA

Alt-diğer başlıklar:
 
– CHP-HDP/PKK’LILARIN SEYİT RIZA AŞKLARI
– SUÇLARINI İNKAR EDEN SEYİT RIZA’YI 15 YAŞINDAKİ TORUNU ELE VERİYOR
 
Ön-not 1: Biraz uzun bir yazı olacak çünkü BÖLÜM-II’de geçmiş gazete arşivlerinden örnekler paylaşacağız.
 
Ön-not 2: Bir önceki yazıda Seyit Rıza adlı eşikıya/sergerde hakkında önbilgi sunmuştuk. (Bakınız: DEMİRTAŞ’IN SEYİT RIZA’SI, https://26august.wordpress.com/2018/06/24/demirtasin-seyit-rizasi/ )
 
BÖLÜM I
 
Aşağıda bir video linki paylaşıyoruz. Video’da şunlar yazılı:
 
KILIÇDAROĞLU: SEYİT RIZA SEVİLEN SAYGI DUYULAN BİR İNSANDIR
 
Tarih: 11 Aralık 2014
Habertürk, Türkiye’nin nabzı
 
Didem Arslan Yılmaz: Seyit Rıza kimdir, size göre?
 
Kemal Kılıçdaroğlu: Seyit Rıza bir İNSAN.
 
Didem Arslan Yılmaz: İnsan ama, bir isyancı mı? Kim Seyit Rıza? Dersimli olarak Seyit Rıza için ne söylersiniz? Ya da CHP Genel Başkanı olarak nasıl…
 
Kemal Kılıçdaroğlu: Seyit Rıza bölgede SEVİLEN bir insan, SAYGI duyulan bir insan. Seyit Rıza yazdığı mektupta şunu söylemiştir: Horasan’dan geldiğini, eğer biz sizi rahatsız edeceksek, izin verim biz tekrar Horasan’ımıza geri dönelim diyen bir insandır…
 
Tarih: 15 Kasım 2017
Tunceli
 
Tunceli’de Seyit Rıza heykeli önünde toplanıldı ve CHP il başkanlığı tarafından anma töreni düzenledi.
 
Tarih: 17 Haziran 2018
TRT
 
Selahattin Demirtaş: Seyit Rıza şöyle demişti: “Ben sizin hilelerinizle, yalanlarınızla baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de senin önünde diz çökmedim, bu da sana dert olsun.” Evelallah ben, sizin yalanlarınızla da baş edeceğim.
 
( https://youtu.be/WLLi7tNsmsk )
 
BÖLÜM II
 
Seyit Rıza yakalandıktan sonra bir sürü masal anlatmaya başlıyor. Teslim olmaya geldiği, hasta olduğu gibi türlü yalanlara başvuruyor. Hatta ilk mahkeme celselerinde, ısrarla suçlarını inkar edip ALLAH ÜZERİNE YEMİN ediyor, eline sailah almadığını söylüyor, aleyhinde şahitlik edenleri DÜŞMANI ilan ediyor, falan.
 
Sonra işin rengi değişiyor. Torunu Narin, dedesini ele veriyor. Başkaca, çok sayıda şahit de mahkeme celselerinde Seyit Rıza’nın ne mal olduğunu anlatıyorlar.
 
Kaçacak yeri kalmayan eşkıya, sonunda suçlarını İTİRAF etmeye başlıyor. (Oysa masumiyetine dair ALLAH diyor yemin ediyordu)
 
En nihayetinde İDAMA mahkum oluyor.
 
Şimdi dönemin gazetelerine yansıyan haberlerden örneklere bakalım…
 
———– 26 Aralık 1935 tarihli Ulus gazetesinde Falih Rıfkı ATAY şöyle anlatıyor:
 
« … Dersim, öz Türktür. Halk yoksuldur. Dağ oyuklarına, mağara ve uçurum böğürlerine sığınan ağalar, Anadolu’nun son derebeyleridirler. Halk, bunların esiridir. Bunlar halkı yağma, talan ve kan hizmetlerinde kullanmaktadırlar. Cumuriyet devrinde eskisi ile kıyas edilemiyecek kadar sindirilmiş olmakla beraber, yakın kazaların, mevsimi geldiğinde, gene bunların akın kollarının baskınına uğradıkları görülür. Ya bu ağalara haraç vermek, yahud ekin ve hayvanlarını bırakıp kaçmak, hattâ büsbütün göçmek zoru altında kalanlar da bulunur. Dersim’in bazı kısımlarında toprak fakir, ve şartlar elverişsizdir. Bu elverişsizlikle birleşen zor ve çetin tabiat, talisiz ve geri halkın azgın derebeyleri tarafından sömürülmesine yardım eder… »
 
———– 19 Haziran 1937 tarihli Akşam gazetesinde H.A. şunları yazıyor:
 
« … Dersim’de küçük arazi sahibi köylüler de vardır. Yapılan tedkikler bu köylülerin esir gibi muamele gördüğünü göstermiştir. Küçük toprak sahibi köylüler topraklarını sürmek ve işletmek için derebeyden müsaade almak mecburiyetinde idiler. Buna riayet etmiyen köylülere hayat hakkı yoktu. Çünkü derebeyin silâhlı uşakları, bu köylüleri ortadan kaldırır, mallarını zaptederlerdi. Zaten küçük toprak sahiplerinin ekserisi, toprak ağalarına borçludurlar. Topraklarını bu ağaların hesabına işletirlerdi.
 
Hasılı, derebeylerin tahakkümü altında yaşıyanlar için mülk ve can emniyeti yoktu. Derebeyler arasında köylülerden vergi alanlar da vardı… »
 
« … Bütün bu tedkiklerden anlıyoruz ki, Dersim ve civarında tamamile derebeyliğin sosyal ekonomik vasıfları göze çarpmaktadır. Derebeyler toprak ağaları, bu münasebetlerden ayrılmamak için mümkün olduğu kadar yenilik hareketlerine karşı cephe almışlardır. Kendi ekonomik menfaatlerinin yıkılmaması için, bulundukları mıntakaları serbes ticarete karşı kapamışlardır. Bunun için yol, köprü gibi ümran hareketlerine aleyhtardırlar. Nitekim son hâdisede de, derebeylerin yol ve köprü istemediklerini, oradan da gelen haberlerden öğreniyoruz.
 
Yol, ve köprü, derebeyin hiç istemediği şeylerdir. Çünkü bu vasıtalarla medeniyet, onların bulunduğu mıntıkaya girecektir. O zaman derebey hâkimiyeti ortadan kalkacak, herkes toprağına, malına ve canına emniyet edecek, boğaz tokluğuna çalışan ırgadlar da bunların zulmundan ve tahakkümünden kurtulacaklardır.
 
Eski şerait altında, Elâziz tacirleri, Dersim’de serbes ticaret yapamazlardı. Dersim’le Elâziz ve civar kasabalar arasındaki ticareti katırcılar idare ederdi. Esasen yol olmadığı için Dersim’le diğer kasabalar arasındaki nakliyat katırlar vasıtasile Dersim’in balını, yağını dokumalarını Elâziz ve Refahiye çarşılarına getirip satmaktadırlar. Katırcılar vasıtasile ticaret, ticaretin en iptidaî şerait altında geçtiğine delâlet eder. Bu katırcılar da derebeylerine karşı borçludurlar… »
 
———– Yine, 19 Haziran 1937, Akşam gazetesinden:
 
« … Hükûmet asırlardan beri bakımsız kalan ve halkı iptidaî bir hayat yaşıyan Dersim’e medeniyet nurunu götürmeğe karar vermiş ve bu karar üzerine iki sene evvel Tunceli vilâyetini teşkil ederek ıslahata başlamıştı. Bu ıslatın başında yol yapmak, mekteb yapmak, karakol yapmak gibi şeyler vardı… »
 
« … Bugün Tunceli’nde ıslahat programı durmadan tatbik edilmektedir. Her tarafta büyük bir faaliyet vardır. Başvekil İsmet İnönü, programın tatbik şeklini tedkik etmek üzere Elâziz’e hareket etmiştir. Kendisine refakat eden sıhhiye vekili de Tunceli’nde sıhhî teşkilât için lâzım gelen tedkiklerde bulunacaktır. Yakın bir zamanda Tunceli de memleketin mamur bir köşesi halini alacaktır. »
 
———– Bir gün önceki, 18 Haziran 1937 tarihli gazeteden:
 
« … Dersim’de islahat proğram tatbiki
Tanzim edilen program harfiyen tatbik edilecek
 
Sabah gazetelerinde okunduğuna göre Dersim’de tatbik edilecek programın esaslan şunlardır:
 
1 — Dersim’de yol, köprü, mektep, kışla yapılacak,
2 — Askerlik ve vergi işleri düzene konacak,
3 — Ağalık, derebeylik, şeyhlik kökünden kaldırılacak,
4 — Dersim’i eşkıya yatağı haline getirenler garp vilâyetlerimize nakledilecekler, orada iskân edilip namuslu müstahsil vatandaşlar haline getirileceklerdir. »
 
———– 22 Eylül 1937 tarihli Akşam gazetesinde yayınlanan röportajda bakınız Seyit Rıza ne diyor:
 
« … Hükûmet kovaladı ben kaçtım, fakat bir tek kurşun atmadım. Bir gün çobanım tayyareye bir kurşun attı. Onu da hırpaladım… »
 
Yakalandıktan sonra sorgusunda köpekleşen Abdullah Öcalan’ın laflarına benziyor mu, benzemiyor mu?
 
———– 29 Haziran 1938, Başbakan Celal Bayar Meclis’te konuşuyor:
 
« … Dersimliler ne istiyorlar? Dersimli kurunu vustaî bir zihniyetli orada oturub şakavet yapmak istiyor, mal çalacağım, ilişmeyeceksiniz, diyor, adam öldüreceğim, kanunî takibat yapmayacaksınız diyor, silâhla gezeceğim, müsamaha edeceksiniz diyor, vatanî mükellefiyetlerimi ifa etmeyeceğim, imtiyazlı bir insan olarak hepinizin muvacehesinde dolaşacağım diyor. Bilinmesi lâzımgelen bir hakikat vardır ki, Cumhuriyet böyle bir vatandaş tanımıyor. Cumhuriyet, külfette olduğu kadar nimette, nimette olduğu kadar külfette müsavi ve seyyan muameleye tâbi insanlardan mürekkebdir… »
 
———– 16 Ekim 1937, Akşam gazetesinden:
 
« … Geçen Haziran ayında Seyid Rıza’nın Hozat müddeiumumîliğine gönderdiği uzun boylu ve saçma sapan ifâdelerle dolu iki mektubu üzerine müddeiumumî tarafından yapılan davete niçin icabet etmediği reis tarafından kendisine soruldu. Seyid Rıza bu suale cevap verdi. O zaman hasta bulunduğu için müddeiumumînin davetine icabet edemediğini söyledi… »
 
« … Aşiret reislerinin Munzur suyu kenarında Seyit Rıza ile toplanarak hükûmet aleyhine hareket etmeye karar verdikleri ve bu kararlarını Munzur suyundan birer yudum içerek yeminle teyit ettikleri muhtelif sorulardan ve maznunlardan Demanan aşireti reisi Cebrail’in kaçamaklı ifadelerinden anlaşılıyordu.
 
Demanan aşiretinden birkaç müsellâh şahsın da Hamut köprüsünü yakdığını aşiret reisi itiraf etti.. »
 
———– 19 Ekim 19937, Akşam gazetesinden:
 
« … Seyid Rıza ve 62 avenesinin muhakemelerine bugün de (dün) geç vakte kadar devam edilmiştir. 9.30’da başlıyan muhakeme saat on sekize kadar sürmüştür. Bu celsede dinlenen şahidlerin ifadelerinden anlaşıldığına göre Yusufan, Demenan, Haydaran, Kureyşan, aşiret reislerile daha bazı sergerdeler Seyid Rıza da hazır olduğu halde su kenarında Seyid Rıza’nın evinde müteaddid içtimalar yapmışlardır.
 
Bu içtimalarda ahdü peyman ederek hükûmet aleyhinde isyana karar vermişler ve hükümetin emrile kendilerine nasihat vermeğe gitmiş olan Karaoğlan, Kahmut nahiye müdürlerini ve sair gidenleri dinlememişler ve aynı zamanda tehdidler savurmağa başlamışlardır.
 
Bundan sonra Sin nahiyesinden Seyid Rıza’nın emir ve kumandasında isyan başlamış, gittikçe dal, budak salarak diğer aşiretleri de içerisine almıştır. Bu suretle karakollar basılmış, telgraf, telefon hatları kesilmiş, köprüler yıkılmış ve daha ileriye de gidilerek askerlerle de müsademe edilmiştir… »
 
———– 23 Ekim 1937, Akşam gazetesinden:
 
« … Dün dinlenen şahitler hadiseyi tertip edenin Seyit Rıza olduğunu söylediler muhakemeye bugün de devam edilecek… »
 
« … Dinlenen şahitler karakolu basanların Seyid Rıza’nın aşiretinden ve damatlarından ve Şeyvan reisi Hasso Seydun’un da askerî mühimmatı yağma edenler meyanında olduğunu söylemişlerdir… »
 
« … Şahitlerden Seyid Rıza’nın torunu 15 yaşında Narin’in dedesinin 60 silâhlı şahısla beraber olduğunu söylemesi Seyid Rıza’yı şaşırtmış ve tevil yollu cevaplar vermiştir. Seyid Rıza’nın maiyetinden Zeynel’in ifadesi de suçluları şaşırtmış ve aşiret reislerini itirafa mecbur etmiştir. Yine şahitlerden bir çocuğun ifadelerine göre maktul Ali ile Seyid Rıza’nın ötedenberi halk arasında bazı çirkin propagandalar yaptıkları bu meyanda “Tunceli kanunu Dersim’i tehcir için yapılmıştır. Hükûmet yarın sizden vergi ve asker alacak ve tarlalarınız şerit vurularak ölçülecektir. Ve köylerde ekmek ve odun vesika ile dağılacak” şeklinde yalanlar tasni ettikleri tesbit edilmiştir… »
 
« … dört şahid dinlendiler. Bu şahidler de hadiseyi tertib edenin Seyid Rıza olduğunu ve “Yoğurttan vergi alınacak, aşiret reislerinin arazisi gelen muhacirlere tevzi edilecek” gibi bir takım propagandalar yaptığını ve vukubulan davete, “Benim hükümetle işim yok..” diye icabet etmediğini söylediler… »
 
———– 28 Ekim 19937, Akşam gazetesinden:
 
« … Gerek ifadeleri okunan şahidler, ve gerekse şifahen dinlenen İbrahim, isyanın ne suretle ve kimler tarafından hazırlandığına ve itaatsizlik hareketine kimlerin iştirak ettiğine dair mühim bir çok hakikatleri ortaya koymuşlar, Silican, Kozmerik, Orpuk, ve Uzuntarla’da asiler arasında yapılan içtimalar hakkında izahat vermişlerdir.
 
Seyid Rıza, bu içtimalardan Silican içtimaına riyaset ettiğini nihayet itiraf etmiş, orada and için birer avuç su içmelerinin su kabı bulunmamasından ileri geldiğini tevil maksadile söylemiştir… »
 
« … Seyid Rıza, muhakeme esnasında, yeni bazı itiraflarda daha bulunmuştur. Bu suretle aleyhinde elde edilen maddî deliller, yalnız vesika ve şahidlerin ifadelerinden ibaret olmayıp, daha ziyade kendi itiraflarına dayanacak bir vaziyet hasıl olmuştur… »
 
« … Cumhuriyet müddeiumumîsi B. Hatemi Şahamoğlu, son kıyama filen iştirak eden aşiretlerin isimlerini saymış ve ezcümle demiştir ki:
 
– İsyanı hazırlıyanlardan bahsederken baş tarafa Ali Şir’in ismini geçirmek, lâzımdır. Ali Şir Zara’nın İmraniye nahiyesine bağlı Agızgir köyünde doğmuş ve şer için yaratılmış bir mahlûktur. Büyük harpte Ruslara casusluk etmiş, birçok müslümanların hanümanını söndürmüş ve sonra Rus karargâhına firar ederek işgal edilen Türk topraklarında yapmadığı fenalık kalmamıştır.
 
Mütarekeden sonra da Ali Şir, Seyid Riza’nın himayesine iltica etmiş, Erzincan, Sıvas ve Dersim havalisinde ika edilen çapul akınlarında baş rolü ifa etmiştir. Millî mücadelede İstiklâl ordusu Çerkeş Etem’i takib ederken ansızın taarruz eden Yunan kuvvetlerile birinci İnönü’nde Türk tarihinin en buhranlı günlerinde Ali Şir’i Koçkiri isyanının başında Puntosçularla birleşmiş ve milletin başına umulmadık gaileler çıkarmış görüyoruz.
 
Mütarekeden sonra Ali Şir ve Seyid Rıza artık ayrı ayrı iki şahsiyet olmaktan çıkmış çapul ve ihanet ruhunu temsil eden bir halita olmuştur.
 
Netice ne oldu? Gene herkesçe malûmdur. Dojik babanın tılsımı bozulmuş, çıkılmaz uçurumlar açılmış, aşılmaz dağlar eğilmiş ve geçilmez dereler yol vermiştir. Hülâsa kör düğüm çözülmüştür. »
 
———– 30 Ekim 19937, Akşam gazetesinden:
 
« … Elâziz Cumhuriyet müddeiumumîsi B. Hatemi Şahamoğlu, Seyid Rıza ile hempalarının muhakemesi esnasında okuduğu iddianamesinde, 1936 yılı iptidalarında ve Tunçeli kanununun mevkii tatbika vazından evvel Dersim’deki adlî vaziyeti hulâsa ederek demiştir ki: … Seyit Riza, Hozat’ın Sin nahiyesine bağlı Ağdat köyündendir. Seyit Riza Dersim’in Seyidi ve Yukarı Abbas uşağının da reisidir. Çok defa Viyalık’ta ve bazen “Soson kale”deki evinde oturur. Dersim’e ait işler Viyalık’ta görülür. “Otur; kalk” emri de Sasonkale’den verilir. Son fişeğini sarfettikten ve yanındaki avenesi de kısmen imha ve kısmen de dağılarak kendisini sarıoğlan’da tek başına bıraktıktan sonra komşu vilayetlere kaçarken Erzincan köprüsünde yakalanmış ve yüksek mahkemeye mevcuden sevkedilmiştir… »
 
« … Hükûmet bir taraftan imar ve islâh programını tatbik ve halkın talihini iyileştirmeğe uğraşırken başta Seyit Riza, Cebrail ve maktul Alişir Şahin olmak üzere suçlular da boş durmuyorlardı. 936 senesi kış mevsimi hazırlıkla, kendi tabirleri veçhile yekdiğerlerine “Elçi” göndermekle akla sığmaz bir hayalden geçmez uydurma propogandalarla meşgul oluyorlar. Bu uydurmalar kısmen suçluların, kısmen de şahitlerin ağzından muhtasaran nakletmekliğime yüksek mahkemenin müsamahasını dilerim: “Aşiret kadınları gündüzleri kocalarının, geceleri karakol efradının olacaktır. Seyit Riza’nın gönderdiği habere göre, S. Karakolunda ihtiyar bir adama ağır tecavüzler yapılmıştır. Bahar gelir’gelmez yeni açılan S. karakolile Kahmut karakolu Elâziz’e kadar sürülecektir. Bu karakollar aşiretleri tehcir için bir hazırlıktır.”
 
Bir de Sason kaleden elçilerle dört tarafa dağıtılan şayialardan bir misal alalım: “Atatürk’ten mektup aldım, Dersim halkı fakir olduğundan Cumhuriyet hükûmeti de Dersim’i 33 padişah zamanında idare edildiği gibi bırakacaktır. Abdullah paşaya askerle yardım edilmiyecektir. Dersim nasıl isterse serbesçe hareket edebilir.”
 
Bu propagandaların istenilen asabiyeti, hissiyatı tahrik etmediği görüldükçe daha büyük mikyasta uydurmalar işaa ediliyor: “Köylerdeki bütün halk bir yere toplanacak, bir sıraya yapılan evlerin içerisine tıkılacak, bu evlerin yalnız iki kapısı olacak, kapılarda birer polis bekliyecek, ekmek, odun ve keçiler için meşe yaprağı ve sair ihtiyaçlar vesika ile verilecek, halkın bütün kazandığı elinden alınacak ve her pazar gecesi Elâziz’de Halkevi’nde tatbik olunan usul tatbik olunacak, mumlar sönecek, ilâhir….”
 
Bütün bu propagandaların sonunda karlar erir erimez yeni yapılan köprülerin yıkılması yeni karakolların da tahrip edilmesi tavsiye olunuyor.
 
Ve Seyit Riza tarafından halka korkmamaları ve büyük paşaların kendi yanına gidip gelmeye başladıkları bildiriliyordu.
 
Asırlardanberi mistik telkinlerin tesiri altında yaşıyan bir muhitte Soson kaleden çıkan bu saçmalara inanan çapulcular bulunabilirdi. Çapulcunun fikri masallarla, hurafelerle uyuşturulmuştu. Dersim’de nelere inamlmazdı… »
 
———– 15 Kasım 1937, Akşam gazetesinden:
 
« … Tunçeli hadisesine ait muhakeme hitam bulmuştur. Tunçeli’de isyan eden 58 suçluya ait karar tefhim edildi. Bu kararda suçlulardan 11’i idama mahkûm edilmiş, içlerinden dördü hakkında idam kararı yaşlarının çok ilerlemiş olması dolayısile 30 sene hapse indirilmiştir.
 
Seyid Rıza ile oğlu Hüseyin, Seyhanlı aşireti reisi Haso Seydi, Yusuf Hanlı aşiret reisi Kamer oğlu Fındık, Demirelli aşiret reisi Cebrail oğlu Hasan, Kırişanlı Ulihiyer oğlu Hasan ve Mirza Ali oğlu Ali’dir.
 
İdam hükümleri bu sabah infaz edilmiştir.
 
14 suçlu hakkıda beraet kararı verilmiştir. Diğer suçlular da muhtelif ağır cezalara mahkûm edilmişlerdir. »
 
———– 16 Kasım 1937, Akşam gazetesinden:
 
« … Maden 15 (A.A.) — Geceyi yolda geçiren Atatürk, öğleyin Gölcük’te trenden inerek bir müddet tevakkuftan sonra seyahatine devamla saat 14.10’da Maden’e geldiler… »
 
« … Diyarbakır 15 (A.A.) — Atatürk, refakat ve maiyetindeki zatlerle birlikte, bu akşam saat 18’de Diyarbakır’ı şereflendirmişlerdir… »
 
« … Atatürk halka tevcih ederek şu sözleri söylemişlerdir:
 
– “Yirmi sene sonra tekrar Diyarbakır’da bulunuyorum. Dünyanın en güzel ve en modern bir binası içinde, modern, nefis bir musiki dinliyerek beşeriyetin medenî bir halkı huzurunda bu halkın evinde..”
 
– “Bundan duyduğum zevk ve saadetin ne kadar yüksek olduğunu elbette takdir edersiniz. Bunu kaydetmekle bahtiyarım.” »
 
———– Yine, 16 Kasım 1937, Akşam gazetesinden:
 
« … Ziraat Vekâleti’nde TOPRAK KANUNU projesini hazırlamak üzere teşkil edildiğini bildirdiğim komisyondan başka yeniden muhtelif komisyonlar teşkil edilmiş ve bu komisyonlar faaliyete geçmişlerdir. »
 
———– 18 Kasım 1937, Akşam gazetesinden:
 
« … Ankara 18 (Telefon) — Tunceli’nden Pertek’e giden 108 kilometrelik yolun 28 kilometresi altı ayda bitirilmiştir. 80 kilometrelik Hozat’tan ileri olan muhtelif kısmın da inşaatı hayli ilerlemiştir. 28.000 liraya çıkan ve üç ayda yapılan beton tek kemerli köprünün uzunluğu 55 metredir. Kemeri 36 metredir. Suyun üzerinde yapılmakta olan beton ayaklarından biri atılan Pertek köprüsünün de 148.000 liraya çıkacağı tahmin edilmektedir. Köprünün inşaatı 939 Haziran’ında bitmiş olacaktır. »
 
« … Atatürk, maiyetlerinde Başvekil Celâl Bayar ve Dahiliye ve Nafia Vekilleri, orgeneral Kâzım Urbay, umumî müfettiş Alpdoğan ve diğer zevat olduğu halde Tunceli’ne gitmişlerdir. Yolda Murat suyu üzerindeki eski köprüden geçilerek eski Pertek kalesinin bulunduğu saha önünden Hozat deresi üzerinde inşa edilmiş olan beton köprüye gidilmiş ve Türk tekniğinin yüksek bir eseri olan bu köprünün kordelâsı bizzat Atatürk tarafından kesilmek suretile küşad resmi icra edilmiştir. Bu köprünün eski adı Soyungeç ve Sungeç olduğu hakkında kendilerine vaki olan maruzat üzerine Atatürk, dilimize telâffuz itibarile en kolay şekli olan Singeç adı verilmesini tensib etmişlerdir.
 
Buradan avdette Murat suyu üzerinde kurulmakta olan ve yüz metre tulünde tek bir kemer üstüne istinad ettirilmek suretile yüksek bir kıymeti haiz bulunan yeni Pertek köprüsünün başına gidilmiştir. Atatürk, köprünün fennî, malî ve iktisadî bakımlardan kıymet ve ehemmiyeti hakkında mütehassıslar tarafından verilen malûmatı dinledikten sonra Pertek kazası merkezini teşrif buyurmuşlardır. Kasaba medhalinden Halkevi’ne kadar giden yol üzerinde Atatürk’ün kudumuna intizar eden büyük bir kalabalık Yüce Önder’i candan gelen tezahürlerle alalkışlamışlardır.
 
Kasaba medhalinden itibaren yürüyerek gelen Atatürk, mini mini mektep çocuklarının önünde durarak bunlarla ayrı ayrı konuşmuş ve içlerinden bazılarının yüzünde sivrisinek ısırmasından hasıl olan çıban hakkında kaza doktorundan izahat alarak bunun sebebi ve tedavisi üzerinde esaslı tedkikat yapılmasını emir buyurmuşlardır.
 
Atatürk Pertek Halkevi’ni ve salonunu gezmişler, kütüphane ve sahnesile diğer tesisatını çok beğenmişlerdir. Pertek’ten coşkun uğurlama tezahürleri arasında ayrılan Atatürk saat 17’de Elâzize avdet buyurmuşlardır… »
 
———– 13 Ağustos 1938, Cumhuriyet gazetesinden:
 
« … Elâzıg 12 (Hususî muhabirimizden) Kahraman ordumuzun Tunceli ve havalisinde yapacağı büyük manevra, 25 Ağustos Perşembe günü başlıyacaktır. Bu tatbikat ve manevra, dört gün devam edecek, harekâtta motörlü kuvvetler de vazife alacaktır. Manevra, 29 Ağustos akşamı nihayet bulacak ve kıt’alar, 30 Ağustos’ta Elâzığ’da geçid resmi yapacaktır. »
 
 
EK:
 
Sinan Meydan’ın 1 Haziran 2012 tarihli yazısından:
 
« … Özakıncı’nın yerinde tespitiyle, Haziran 1938’de başlatılan II. Dersim harekatı, Ağustos 1938’de yabancı ülkelerin Türkiye’deki bütün yabancı ülke askeri ataşelerinin çağırıldığı ve gelip izledikleri “Üçüncü Ordu Tunceli Askeri Manevraları”yla birleştirilmiş ve tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştirilmiştir. Askerlerin Dersim dağlarında mağaralarında isyancı arama tarama çalışmaları, yabancı ülkelerin askeri ataşeleriyle gazete muhabirleri, tarafından notlar alınarak, fotoğraflar çekilerek izlenmiş, harekâtın sonuçlandırıldığı 16 Eylül 1938’e dek Dersim’in bütün dağları, dereleri, tepeleri, mağaraları, yabancı devlet görevlilerinin gözleri önünde adım adım taranmış, çatışmalar da yabancıların gözleri önünde olup bitmiştir.
 
İngiliz askeri ateşe Yarbay A. Ross, 5 Eylül 1938 günü İngiltere’ye gönderdiği 119 nolu kapalı raporunda, harekatın sona ermesinden on bir gün önceki durumu şöyle anlatmıştır:
 
“Türkler şimdi de 3 milyon liralık bir yapım programına giriştiler. Biri Tunceli’nin batısından diğeri doğusundan geçip Erzincan’ı Elazığ’a bağlayan ve çeşitli noktalardan birbirine bağlanarak bölgesel bir ulaşım ağı oluşturan iki yolun yapımı sürmektedir. Şu ana dek toplam uzunlukları 684 metre tutan dokuz köprüyle birlikte, 420 km yol yapılmış ve Telefon hatlarına 5.000 km. eklenmiştir. Mareşal Fevzi Çakmak bana, Mansur (veya Murat) nehrinin kaynağında bir barajdan muhtemelen hidroelektrik enerjisi de elde edileceğini söyledi. Genelkurmay Başkan Yardımcısına ve diğer Türk subaylarına göre, son derece güzel bir yer olan Tunceli bölgesinin ilerde ‘ikinci bir İsviçre’ haline getirilmesi amaçlanmaktadır. Ama bana kalırsa bölgenin erişilmez yapısı ve Türkiye’yi gezen yabancılara çıkartılan güçlükler bu düşün gerçekleşmesini ciddi bir biçimde engelleyecektir.”
 
Cumhuriyet tarihi yalancılarınca binlerce masum insanın katledildiği söylenen Dersim harekâtı hakkında yabancı basında ve dış ülkelerde bu yönde hiçbir yazıya ve belgeye rastlanmamıştır. Eğer Dersim’de gerçektende bir Kürt katliamı yapılmış olsaydı Atatürk Türkiyesi’ni bir kaşık suda boğmak isteyen emperyalist ülkeler bunu propaganda malzemesi yapmazlar mıydı? »
 
SON:
 
Seyit Rıza gibi bir CUMHURİYET ve HALK DÜŞMANI eşkıyayı hangi zihniyet savunabilir?
 
Reklamlar