AKIL ve DİN

… Akıl bizzat bir RIZK’tır.
(1987)

… AKIL büyük nimet ve
AKILLI olmak ise bir piyango.

12 yaşındaki İbrahim’in aklı mesela
Allah ile -haşa- mantık yarışı yapıyor.

Dedem Korkut, 7200 yıllık ANILARLA dolu.
Dahası da var;
üzerine üç asır geleceği de koy,
7500 yıllık ANILAR duruyor ve hiç unutmuyor,
hiç karıştırmıyor, hiç hata yapmıyor, şaşırmıyor…

(26/01/2003)

… Akıl en büyük nimettir.
Allah’ı tanıyan para-kozmik olguya akıl denir.
Aklın görevi BİLİM yaparak KAYNAĞINA rücu etmek,
yani ALLAH’ı bilmekten ibaret olan TEK GÖREV=KULLUK.

Aklın görevi ALLAH’ı “Oku”maktır.
Bilgisayar da CD’yi Disketi okumuyor mu?
Akıl=Bilgisayar ise;
Okunan CD=BİLİM’dir…
(07/04/2002)

… Kuantum ve takyon teoremleri bize gösteriyor ki, tüm evren ve varlıkları bir bütündür, hiçbirinin arasında bir fark, uzaklık, ayrılık yoktur.
İşte bu bütünlüğe bizler “AKIL” (BEŞİNCİ BOYUT) adını veriyoruz.

Aklın “Kişi ile varlık başına pay edilmesi” için NEFİS (Nefs, özkimlik denen birer kişiye özel KAVRAMA MERKEZİ ya da algı odağı) oluşturulmuştur.
Akıl, Rabbine yönelirken (Hünnes= Merkezcil kuvvet);
Nefis, Rabbine ters dönen TERS BİR AKIL oluşturur (Teklikten çokluğa eğilimli Künnes=Merkezkaç kuvvet).

İkisinin impuls=moment=süredurum denen bir ORTAK DENGEDE buluşmasıyla da VARLIK ortaya çıkar.
Bizler bir bütün AKLIN ve zâlim, bencil, kurnaz ve zekâ olan NEFSİN, Süper Uzay’dan tüneller ucuyla ‘On boyutlu’ kuantlar dizgesi olarak, yeryüzünde bedenlendiği birimler ve biçimleriz!..

Her birim, kendini (Özbenliğini, süper ego’sunu) evrenin merkezi olarak görür.
Zaten bencillik, kibir, saldırganlık ve diğer şeytanî taşkınlıklarımız bu süper egonun daha da yoğunlaşmasından ortaya çıkar.
O yoğun odağa da “NEFS” diyoruz…

(1988)

… Akıl büyük nimet, olmasa isterdim.
(30/11/2001)

… En şerefli yaratık insandır.
Amenna…
Bu antropik görüş değil;
Bu FİZİKMAN da böyle…
Maymunlar da, kediler de var ama…
Onların yegane AKILLISI (Akıl=Bilim üreten) kuşkusuz TEK BAŞINA İNSAN.
Yani BİZLERİZ.
Allah’ın bu nimetine hamdolsun, şükürler olsun.
İyi ki bir CİN ya da MELEK değiliz, insanız biz.
Halifeyiz = şerefli Halifeyiz = nankör.
Hamd olsun Hamid Rabbimize…
(27/02/2002)

… Zeka ile dünya nimetlerini alırdım kuşkusuz!
Fakat AKLIM ile BİLİM’i aldım.
Zeka ile bilim alınmaz!
Akıl ile bilim alınır.
Zeka ile bilim alınsaydı, Cin-Şeytan’ın bir ilim dehaları ve ileri teknolojileri olurdu.
Onların ve maymunların bu AKILLIĞI yok!
Akıl sadece bizde!
Biz çok akıllı, bundan daha az mantıklı ve bundan da daha az zeki olmalıyız.
Yani akıl en büyük nimettir…
(29/07/2003)

… Allah aklı VAHYETTİ ama şöyle:
1. Cansızlara (örneğin kuantla) DOĞA YASALARI diye…
2. Canlıların tümüne İÇGÜDÜ diye…
3. İnsan’a da bunu bir üst planda AKIL diye verdi…
Akıl en büyük nimettir!
DELİ veya akıl hastası olan CENNET’e bile giremiyor!
Çünkü AKLEN Allah’ı bulmak zorundayız.
Naklen vb değil.
Akıl ile ilgili bu kadar söyleşi yeter mi?
(Sabaha kadar bitmez yoksa…)
(29/07/2003)

… Konu şuydu:
DİN İÇİN Mİ VARIZ?
Yoksa din ARAÇ insan AMAÇ olduğuna göre;
DİN Mİ BİZİM İÇİN VAR?
DİN BİZİM İÇİN VAR.
Dünyada meşrebimizin yöntem biçimine DİN diyoruz.
Ama as’lolan din değil, DİN GÜNÜ…
YewmidDİN…
O da dünyada değil! DİRİLİŞTE…
(11/11/2001)

… Din bizim için vardır.
Biz dinin değil, Allah’ın kuluyuz.
Ve DİNİ sadece ALLAH’ımıza HAS/HALİS ve özgün kılmalıyız.
Din Allah’a MAHSUS kılınmalıdır.
O zaman Allah ile aramızdaki Misak ve rızalaşma yerini bulacaktır…
(10/02/2002)

… Bir daha yineliyorum:
Din bizim için var, biz din için yokuz.
Bunun anlamı şu:
Allah bize ŞAHDAMARIMIZDAN YAKINDIR.
Bizim yakın olmamız gereken Allah’tır.
DİN DEĞİL!
Dini Allah’a has kılmalıyız.
Yani eşittir HANİF olmalıyız…
(01/03/2002)

… Ben önce İBRAHİM MİLLETİMİ,
sonra Türk Milletimi çok ama çoook seviyorum.
Bu “FAŞİSTLİK” değil, yurtseverliktir…
İbrahim Milletinden olmak enternasyonalizmdir.
Yani, “AYNI ADEM’DEN GELDİK” demektir.
Türk Milletinden olmam ise Allah emridir:
“Sizleri kavim kavim yarattık ki bilişesiniz…”
(14/11/2001)

… Allah hepinizden razı olsun.
Kimse benim yanımda olmayacak.
Gerçek (Bilim) ve Hanif Din yukarıda, Sabıkun diye bir yerde.
Hedef orası…
Ben belki gelemeyebilirim.
Oraya gidin.
Gelebilirsem, orada buluşuruz inşaallah…
Çünkü çok yaman bir riske girdim.
NİYET ETTİM ALİM OLMAYA.
Son nefesimde bildirecekler.
Eğer Alim olmuşsam iki ihtimal var.
ORTASI yok!!!!
1. Ya Sabukun’a…
2. Ya Sekar’a…
Sekar, Cehennem altı bir Cehennem…
Sabıkun, Cennet üstü bir Cennet…
Alim olmaya niyetlenenin ORTASI yok.
ÜÇ SINIF OLDUĞUMUZDA, Alim, ya ÜST sınıfa gider, ya da dördüncü sınıfa (SEKAR’a).
Onun için ben riskliyim, rizikoluyum.
Benim yanımda değil, İbrahim’in makamı yanında olun.
Orada randevulaşalım…
UMULUR ki, Alim olurum…
Buluşuruz…
Canı gönülden inşaallah…
<> Hanif’i siz bize öğrettiniz, artık yanındayız.
Zaten yan yanayız dostlar, gönül mekanındayız.
<> Körü körüne değil!
Evet, İB+RAHİM makamı zaten KÖRÜ KÖRÜNE değildi ki?
13 yaşında Allah’ı aradı.
Babasının putlarını, Ay, Güneş ve yıldızları sorguladı.
Allah’ı sorguladı.
Allah’ı rahatsız edercesine sorguladı.
Allah Cebrail’i gönderdi.
(Cebrail’i gören otomatikman Resul olur.)
Cebrail’i kovdu:
“Sen şeytan mısın nesin git” dedi,
“Benim beynimde biçimlendirdiğim ALLAH, ben burada zırlıyorum, kapris yapıyorum diye, inip bana görünecek bir kişi değildir” dedi.
Cebrail’i kovdu, “Allah geliyorsa kendi gelsin, beni götürsün” dedi.
Allah İbrahim’e tecelli etti.
İbrahim, “Sen sahiden Allah mısın? Beni MUTMAİN et, kalbimi doyuma ulaştır” dedi.
Allah, İbrahim’e “ALLAH OLDUĞUNU İSPATLAMAK” durumunda kaldı…
Bunu hiç bir kuluna yapmamış ve yapmayacaktı…
İbrahim mutmain oldu, ama öylesine HANİF idi ki, hiçbir şey onu aslında doyurmuyordu.
Ezelden diğer resuller ve nebiler gibi “ELÇİLİK defterine yazılı değildi.”
Cebrail onun yaygaralarına İNDİĞİ için otomatikman PEYGAMBER oldu.
O peygamber olmayı istememişti ve sevmemişti.
DAHA çok istedi.
Velayet makamı (dostluk) istedi.
Allah velilik teklif etti.
“Yüzbinlerce peygamber, milyonlarca VELİ var, ben ne yapayım bu ikisini?” dedi…
Allah “Ne istiyorsun” dedi.
(Allah Samed’dir, biz isteriz O verir.)
“Ben senin yanıbaşında, tek bir DOST (Halil=Ebedi dost) olmak istiyorum.”
Allah, Arş’ına, Ğaybına kimseyi MUTTALİ ve ortak etmeyen Allah, “Pekala DOSTUM” dedi,
“Seni Arş’taki misafirhanem sayılacak olan Makamı İbrahim’e, yanıbaşıma ve Halilullah ile Halilürrahman olarak alıyorum”,
“Sana Arş’a DEĞEN en yakın makamı veriyorum”,
“Senin gibilere bir de CENNET üstünde (Sidreden Arş’a kadar olan bölüm) bir SÜPER CENNET YARATTIM”,
“Sana, sen gibilere İbrahim Milleti dedim. Onlar için buraya bir CENNET’i daha oluşturdum. Makamı İbrahim senindir ey DOSTUM dedi Allah…
“ALLAH İBRAHİM’İ DOST EDİNMİŞTİR!” (Bu ayettir…)
Siz ve ben, yani biz İbrahim Milleti, yani Hanifler, Allah sizi İnşaallah Cennet’e göndermez.
İnşaallah Cennet’e girmezsiniz…
İnşaallah sizin yeriniz SABIKUN denen Naim, Cennet üstü Cennet olur.
İnşallah sizler İbrahim’in kucakladığı ve Allah’ımızın Cemali şerifini görenlerden olursunuz.
Siz inşallah Sabıkun üs Sabıkun (Allah’a teğet olacak kadar yaklaştırılmış) ve Mukarrebun’a layıksınız.
“Bir kaç huri, istemem Cenneti, BANA SENİ GEREK SENİ” diyen kimdi?
<> Yunus Emre
O da bir HANİF idi…
Hiçbir kitabında, hiçbir şiirinde / dizesinde ve fikrinde “Mezheb, siyasal islam, fıkıh, şeriat, hizbullah” gibi bir tek lafı yoktu.
O HANİF idi.
Bunlara zerrece itibar etmedi.
Hanif idi.
Onun için Cennet’i istemedi…
Cennet, Cehenneme konmayanlar için alternatif bölgenin adı.
İyi de Yunus Emre ve HANİFler için ise “bir önkabul salonu”, asıl olan Mukarrebun / Sabıkun / Naim idi…
(11/11/2001)

Hans von Aiberg

Allah_i_taniyan_parakozmik_olguya_akil_denir

Aşağıda,
kimi yerlerde yine alışılageldik eski külliyattan yararlanmış (hadis database’inden beslenmiş) olsa da;
Kur’an’ı referans alarak vurguladığı ‘önemli’ ayrıntılar dolayısıyla,
Y.N.Öztürk’ün makalesini paylaşıyoruz.

04 Kasım 2015
Yaşar Nuri Öztürk
Aydınlık

Akıl ve şeytanet

İslam irfanının anıt ismi ve peygamber torunu Cafer Sadık’a sordular: “Akıl nedir?” Cevap verdi: “Allah’a ibadet etmeni ve cenneti kazanmanı sağlayan cevher.” Soruyu soran dedi ki, “O zaman Muaviye’nin durumunu nasıl izah edeceğiz? O çok akıllı bir adamdı.” İmam Sadık (ölm. 148/ 765) cevap verdi: “Muaviye’ninki akıl değil, şeytanetti, kurnazlıktı. Şeytanet akla benzer ama akıl değildir.” (Küleynî, el-Kâlî, Usül, 1/11)

Hac suresi 46. ayet ‘akleden kalpler‘ tabirini kullanmaktadır. Böylece akıl ile kalp arasında kaçınılmaz bir bağın bulunduğu gösterilmiştir. Öte yandan Hadid suresi 16. ayet, kalp ile Allah’tan indirilen arasında irtibat kurmuştur. Ve göstermiştir ki, bu irtibatın işe yaraması için kalbin, sonu gelmez emeller ve doymak nedir bilmeyen isteklerle kararmamış olması gerekir.

Akıl, sadece maymunî ve şeytanî bir kurnazlık olarak kalmayıp varlık ve insanın sırlarını keşfeden ve insanı sonsuzluğa taşıyan bir kudret olarak iş görmesi için kalple irtibatlı çalışmalıdır. Kur’an tam bu noktada kalbin de sahip olması gereken temel niteliğe vurgu yaparak dolaylı yoldan aklın bir niteliğini daha önümüze koymaktadır:

Kalp, aklın bir tür yardımcısı olarak işlevini yerine getirmesi için selim kalp olmalıdır. Buradan hareketle ‘selim akıl’ tabiri üretilmiştir ki o da Kur’anîdir. Öyle ya, kalp aklın yardımcısı ise ve selim olması gerekiyorsa aklın da selim olması gerekir.

Kur’an, ‘selim kalp’ tabirini kullanıyor. (Şuara, 89; Saffât, 84) İş bu kadarla da kalmaz, insanoğlu hayat serüveninin hesabını hayatın sahibi olan kudret önünde verirken kendisine kurtuluşu kazandıracak tek değer olarak selim kalbi öne çıkarabilecektir.

İlginçtir, selim kalp tabiri, kullanıldığı iki yerde de Hz. İbrahim için kullanılmıştır. Bu kullanıma bakarak Hz. İbrahim’in temel niteliklerini hatırlayıp selim kalbin nitelikleri hakkında bir kanaate varabiliriz. Hz. İbrahim’in temel nitelikleri hanîflik ve evvahlıktır.

Birincisi, geleneğe, ecdat kabullerine mahkûm olmamayı, ikincisi ise insanların dert ve ıstıraplarıyla meşgul olup onların acılarını paylaşmayı ifade etmektedir. Demek ki, selim bir aklın en büyük desteği olan selim kalbin temel nitelikleri, geleneklere kul olmaktan kurtulup yaratıcı özgür iradeyi işletmek ve bir de insanlığın dert ve ihtiyaçlarını gidermede gayret göstermektir.

AKLIN YERİNE HİÇBİR ŞEYİ KOYAMAZSINIZ

Saltanat dincisi lafazanlarla laiklik adına angutluk yapanların sohbetlerinde en iğrendirici tablo şu anda vücut bulur:

Laikçi angut der ki, “Bizler aklın yerine vahyi koyan anlayışlardan hayır beklemiyoruz.” Karşısındaki dinci zebani bir şehvet keyfi içinde cevap verir: “Efendim, siz vahyi dışlıyorsunuz, işte sizinle uyuşamadığımız temel mesele budur.”

Bu iki tipin ikisinin söylediği de bühtan, beyinsizlik, cehalettir. Angutun bu işleri bilmediği kesin de dinci zebaninin bu bühtanı bilgisizliğinden mi yoksa iblisliğinden mi yaptığını her zaman tam isabetle belirleyemezsiniz. Bilmeden yapanı var, bilerek yapanı var. Doğrusu şu:

Eğer Kur’an’dan ve Kur’an dininden söz ediyorsak, aklın yerine vahyi koymak tabiri temelden yanlış ve isabetsizdir. Kur’an bunun tam aksirıi söylemektedir: Akıl, vahyi de kontrol edecektir. Kur’an dilinin aşılmamış ustası İsfahanlı Râgıb’ın beyanıyla “Akıl, dinde de komutan olacaktır.” Aksi halde din de fesada gider, dünya da.

Kur’an diyor ki, akıl dini kontrol edecek ama din aklı kontrol etmeyecek. Akıl dine uymayacak ama din akla uyacak. Akıl ile din arasında yanlış anlaşılmalar yüzünden bir çekişme ve çelişme çıktığında, akıl dine uydurulmayacak, din akla uydurulacak.

http://www.aydinlikgazete.com/akil-ve-seytanet-makale,61880.html