AKLETMEK

Tarihe bakar, bugünden geçmişe yaşananları sorgularız.
Hatta hızımızı alamaz, nobran ve hodbin nefsimizin ardına takılıp yaşayanları eleştirir, ötesinde yargılarız.
Yapılan yanlışlardan ders ve ibret almak derken; kendimizi ayrı bir tarafa koyar, muaf tutar, yani soyutlarız.

Çünkü ALlah yasalarının değişmezliği gerçeğini gözden kaçırırız.

Oysa failler (özne) değil fiiller (yüklem) üzerinden gidebilsek, isimler değişse de eylemlerin benzerliğini görebiliriz.
İşte o zaman, tarihteki hataları bizim de tekrar edebileceğimizi (dahası ettiğimizi) anlayabilir ve ancak bunun sonucunda; önlem almak ihtiyacı hissedip kusurları düzeltmemiz gerektiğini düşünebiliriz.

Kur’an’da ısrarla yöneltilen “Akletmiyor musunuz?”, “Artık akletmeyecek misiniz?”, “E hâlâ mı akletmiyorsunuz?” sorularının yanıtını bulmadan da, farkına varmadan düştüğümüz bu kısırdöngü ve delhizlerden çıkamayız.
Yani aklı işletmeden, ne muhavereyle müşavere yapabilir, ne de minnettar, mütefekkir ve müteşekkir olabiliriz.

Üstelik, şeytanın ekstradan uğraştığı kimseler için, aklın üst düzeyde ve sürekli kullanılması (dolayısıyla; idrak, şuur, furkan, teyakkuz hali vb.) kaçınılmazdır.
Yoksa, Allah sakındırsın, hadî yerine hadû misali ya da elindekiyle şımarmış hizibler gibi, kimimiz itikafvari takılır kimimiz sürüyane tozarız.

Yani kaçarı çıkarı yok, illa ki akledeceğiz…
İyi de, akıl nimetini nasıl kullanacağız?

Yanıtı basittir: OKUmak.

Sorgulayarak okumak.
İlimle dokumak için sevgiyle okumak.

Ama illa ki OKUmak…

26 Ağustos bloğu