AKŞENER’İN F TİPİ GEÇMİŞİ

KAFES TERTİBİYLE TUTUKLANAN ALBAY,
SARMUSAK OLAYINI ORTAYA ÇIKARMIŞTI

TSK’ya köstebeği, Emniyet İstihbaratı sokmuştu

Emniyet İstihbarat günlerce Genelkurmay’ı izledi. Karargâh’a kim girdi, kim çıktı; tek tek kaydetti. İçişleri Bakanı, gizli istihbarat raporunu toplantı salonunda unuttu. Genelkurmay Başkanı belgeyi MGK gündemine taşıdı, “Polis, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ajan soktu, askeri bilgileri çaldı” dedi. Başbakan Yardımcısı ile İçişleri Bakanı inkâr etti… İşte bugüne de ışık tutan bir “köstebek skandalı”…

03 Ocak 2010 / Aydınlık Türkiye
UFUK AKKAYA / Silivri Cezaevi

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı neden “Kafes”e alınıyor sorusuna yanıt aranırken, gazeteler önemli bir hatırlatmada bulundu. “Kafes Eylem Planı”nda Ege Bölge Komutanlığı 1. hücre lideri olduğu iddia edilen Dz. Kd. Albay Levent Gülmen, 1997 yılında “Köstebek Skandalı”nı ya da namı diğer “Sarmusak olayı”nı ortaya çıkaran subaydı. Gülmen, o dönem Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’nda Kıdemli Yüzbaşı’ydı.

POLİS-ONBAŞI SARMUSAK

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi’nde görevli polis memuru Kadir Sarmusak, 1996 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda askerliğini yapıyordu. Onbaşı Sarmusak bir yandan da Emniyet İstihbaratı’nın Ankara’daki karargâhına gidip geliyor, Emniyet İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı, C Şube Müdürü Mehmet Tomruk ve bazı personelle görüşmeler yapıyordu. Onbaşı Kadir Sarmusak’ın görüştüğü isimler arasına, 28 Şubat’ın hemen ardından 12 Mart 1997’de Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na atanan Bülent Orakoğlu da dahil oluyor. Onbaşı Sarmusak, Orakoğlu’nu Niğde Emniyet Müdürlüğü döneminden tanıyor.

Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu ve köstebek onbaşı Kadir Sarmusak askeri mahkemede birlikte yargılandılar. Orakoğlu tutuklandı. 56 gün Mamak Askeri Cezaevi’nde tutuldu. 1999 yılında beraat etti.

Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu ve köstebek onbaşı Kadir Sarmusak askeri mahkemede birlikte yargılandılar. Orakoğlu tutuklandı. 56 gün Mamak Askeri Cezaevi’nde tutuldu. 1999 yılında beraat etti.

EMNİYET BÇG’Yİ BULDU!

Kadir Sarmusak, bir süre sonra Deniz Kuvvetleri’ne ait bazı belgeleri Emniyet İstihbarat’a götürüyor. Sarmusak’ın getirdiği belgelere dayanılarak, dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e sunulmak üzere dört sayfalık bir “bilgi notu” hazırlanıyor. Bilgi notunda TSK içinde bir oluşum tespit edildiği, adının da Batı Çalışma Grubu (BÇG) olduğu belirtiliyor.

Gizli ibareli dört sayfalık bilgi notu, 30 sayfalık ekleriyle dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e ulaştırılıyor. Demirel de Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı’ya iletiyor ve Emniyet İstihbaratı’nın bu çalışmasının araştırılmasını istiyor.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı hemen bir soruşturma başlatıyor. Tahkikatı yürüten ekibin başında, Kafes tertibiyle tutuklanan Dz. Kd. Albay Levent Gülmen var. Kısa sürede komutanlıktan belge sızdıran köstebek ortaya çıkarılıyor. Onbaşı Kadir Sarmusak, belgeleri Emniyet İstihbarat Dairesi’ne sızdırdığını itiraf ediyor. 23 Mart 1997’de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’nda alınan ifadesinden okuyalım.

KÖSTEBEK’İN İTİRAFI

“İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu ile iki kez görüştüm. Bu görüşmelerin birinde daire başkan yardımcılarından Hanefi Avcı da bulunmaktaydı. Deniz Kuvvetleri Karargâhı’ndaki personelin genel siyasi eğilimlerinin hangi doğrultuda olduğu soruldu. Hanefi Avcı başkan, amirallerin ve daire başkanlarının özellikle ülkücü ve dinci kesime bakışlarını sordu. Bir darbe olasılığında askeri personelin darbeye nasıl baktıklarını sordu. Bülent Orakoğlu, MGK kararlarının beyninin Güven Erkaya (DKK) olduğunun ve bu kararların hazırlanmasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’nın büyük rol oynadığının söylendiğini, bu konudaki hazırlıkların Deniz Kuvvetleri mi, yoksa Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı’nca mı yapıldığını sordu. Daire Başkanı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda haber elemanı olarak bir subayı kullandıklarını ve ikinci bir haber elemanı kazanmak için de temaslarını sürdürdüklerini ifade etti. Emniyet Müdürü Mehmet Tomruk, son günlerde darbe söylentilerinin olduğu ve MGK kararları ile ilgili herhangi bir duyum alıp almadığımı, uyanık olmamı ve bir duyum aldığımda kendisine bildirmemi istedi.”

Bülent Orakoğlu. 1997’de TSK’da “kulak”, 2009’da Ergenekon tanığı…

Bülent Orakoğlu. 1997’de TSK’da “kulak”, 2009’da Ergenekon tanığı…

ORAKOĞLU: TSK BELGELERİNİ BİZE AKTAR

Onbaşı Kadir Sarmusak 29 Mayıs 1997 tarihinde Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’nda verdiği ifadede de, TSK içinden belge ve bilgi aktarma görevinin Orakoğlu ve Avcı ile yaptığı görüşmede sözlü olarak verildiğini belirtiyordu. Onbaşı Sarmusak, 4 Haziran 1997’de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Disiplin Mahkemesi’ne verdiği ifadede, Emniyet İstihbarat Dairesi’ne “özellikle basılı yayın, evrak götürdüm” diyordu.

AKŞENER, GİZLİ RAPORU MASADA UNUTUNCA…

“Köstebek Skandalı”, 26 Nisan 1997 tarihli MGK toplantısının ardından derinleşiyor. İçişleri Bakanı Akşener, toplantının sonunda, bir sayfalık imzasız “gizli istihbarat raporu”nu oturduğu yerde unutuyor. Raporun bulunması, Genelkurmay-Hükümet ilişkilerinde tırmanan gerilimin ilk adımı.

Akşener’in unuttuğu gizli istihbarat raporunun, Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu tarafından hazırlandığı saptandı.

GENELKURMAY VE MİT’İ DAKİKA DAKİKA TAKİP

Rapor Genelkurmay’ın dinleme ve izlemeye alındığını belgeliyordu.

Rapora göre, sadece Genelkurmay değil, MİT de takibe alınmıştı.

İki bölümden oluşan raporun birinci bölümünde Genelkurmay’a yapılan önemli giriş-çıkışlar, bir dizi plaka numarası ve bu plakaların kimlere ait olduğu bilgileri yer alıyordu. MGK Genel Sekreteri Org. İlhan Kılıç’ın Genelkumay’a giriş-çıkış yaptığı, ardından Çankaya Köşkü’ne gittiği, yeniden Genelkurmay’a gittiği dakika dakika kaydedilmişti.

İkinci bölüm ise MİT’e ayrılmıştı. Raporda MİT’i ziyaret edenler arasında Genelkurmay Başkanlığı’nda görevli dört subay yer alıyordu.

Asli görevi asayişi sağlama ve terörle mücadele olan Emniyet İstihbaratı, artık önceliği devletin iki önemli kurumunu; Genelkurmay ve MİT’i takibe vermişti.

E. Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu ve E. Org. İsmail Hakkı Karadayı. Karadayı, MGK toplantısında “polis tarafından gözetlendiklerini” anlattı ve “rahatsızız” dedi. Çiller Özel Örgütü’nün TSK’ya sızmaktaki hedefi Org. Kıvrıkoğlu’nun Genelkurmay Başkanı olmasını engellemekti.

E. Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu ve E. Org. İsmail Hakkı Karadayı. Karadayı, MGK toplantısında “polis tarafından gözetlendiklerini” anlattı ve “rahatsızız” dedi. Çiller Özel Örgütü’nün TSK’ya sızmaktaki hedefi Org. Kıvrıkoğlu’nun Genelkurmay Başkanı olmasını engellemekti.

EMNİYET’E SUÇÜSTÜ!

Meral Akşener’in MGK’da unuttuğu “gizli istihbarat raporu”, Genelkurmay ve MİT arasında bir dizi toplantı yapılmasına neden oldu. Genelkurmay ilk önlem olarak kuvvet komutanlıklarına bilgileri aktardı ve karargâhlara giriş ve çıkışlarda çevredeki şüpheli kişilere karşı dikkatli olunmasını istedi. Emniyet İstihbaratı’nın faaliyetlerine karşı, Genelkurmay karargâhı çevresinde de “karşı güvenlik önlemleri” alındı.

Genelkurmay’da görevli sivil kıyafetli subaylar, bir hafta sonra karargâhı gözetleyen bir Emniyet İstihbarat grubunu suçüstü yakaladı. Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Sayer, Emniyet’e sert bir protesto yazısı gönderdi. Yanıt Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu’ndan geldi. Orakoğlu, suçüstü yakalananların sivil polis olduklarını kabul etti, ama “Sizinle ilgisi yok. Bazı kanun kaçaklarını arıyorlarmış” dedi.

KARADAYI: RAHATSIZIZ!
ÇİLLER: HABERİM YOK!

31 Mayıs 1997’deki MGK toplantısında Emniyet İstihbaratı’nın Genelkurmay’ı takibe alması gündeme geldi. Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı, toplantıda polisin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ajan sokarak askeri bilgilerin çalındığını açıkladı. Org. Karadayı önce “köstebek onbaşı Sarmusak” olayını dile getirdi, ardından da hükümet üyelerine dönerek, “Bir süredir Genelkurmay ve bazı askeri birimlerimizin polis tarafından gözetlendiği yolunda duyumlarımız var. Bu bizi fazlasıyla rahatsız etmektedir” dedi.

Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller ve İçişleri Bakanı Meral Akşener ise Org. Karadayı’nın anlattıklarını inkâr ederek, haberdar olmadıklarını söylediler.

RESTLEŞME

MGK’da ‘inkâr’ yolunu seçen Akşener, kameralar önünde ise Genelkurmay’la restleşiyordu. İçişleri Bakanı Akşener, Batı Çalışma Grubu’nun örgütlenmesinin hukuki dayanağı olmadığını, çalışmalarının da irtica ile sınırlı olmadığını söylüyordu. Açıklamalarının dozunu giderek arttıran Akşener, 8 Temmuz 1997 günü basın toplantısı düzenleyerek BÇG hakkında ağır ithamlarda bulundu. Ertesi gün gazeteler “Darbeyi haber aldık” manşetiyle çıktı.

Bunun üzerine Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, 10 Temmuz 1997 tarihinde, BÇG’nin Genelkurmay Başkanı’nın emriyle MGK kararları doğrultusunda kurulduğunu açıkladı. “Bu grubun kurulmasında herhangi bir şekilde hükümete bilgi verilip verilmemesi hususunun, MGK’den bunun kendine olarak almış komutanın (Genelkurmay Başkanı’nın) yasal kurallar içerisinde kendi tasarrufudur.”

TSK’nın, MGK kararları sonrası irticayı, bölücü terörle aynı seviyeye çıkarttığını söyleyen Oramiral Erkaya, 28 Şubat’tan sonra kurulan BÇG’nin görevinin irticai tehdidi Türkiye genelindeki resmini ortaya koymak olduğunu belirtti.

ORAKOĞLU: KAYITSIZ KALAMAZDIK

Bülent Orakoğlu ile ekibi bu arada, askerin hedefinin, koalisyon ortakları Çiller ve Erbakan olduğunu yayıyordu. Orakoğlu, “Emniyet İstihbarat olarak gelişmelere kayıtsız kalamazdık” diyor ve Polis Vazife ve Salahiyeti Kanunu’nun Ek 7. maddesine dayanarak Genelkurmay’ı takibe aldıklarını söylüyordu.

O dönemde Emniyet İstihbaratı, yabancı istihbarat örgütleriyle de doğrudan temasa geçmeye başlamıştı. MİT’e bu konuda bilgi dahi vermiyordu. Alman İstihbarat Örgütü (UND), Emniyet İstihbarat Başkanı ve yetkilileriyle görüşmeler yapıyordu. Orakoğlu da bu durumu doğruladı. MİT, Emniyet İstihbaratı’nın dış ülke istihbaratları ile ilişkilerinden çok rahatsızdı.

Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener. Genelkurmay’ın takip edildiğini MGK’da yalanlayan Akşener, kameralar karşısında ise Ordu’yu suçluyor; Batı Çalışma Grubu’nun yasadışı olduğunu söylüyordu.

Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener. Genelkurmay’ın takip edildiğini MGK’da yalanlayan Akşener, kameralar karşısında ise Ordu’yu suçluyor; Batı Çalışma Grubu’nun yasadışı olduğunu söylüyordu.

28 ŞUBAT-ÇİLLER ÖZEL ÖRGÜTÜ

1993 yılından bu yana TSK’dan atılan bazı Fethullahçı subaylar, PKK tetikçisi itirafçılar ve ülkücü tetikçiler Çiller Özel Örgütü’nde (ÇÖÖ) biraraya getirildiler. Birçok operasyonda kullanıldılar. 28 Şubat 1997 kararları “Çiller-Fethullah Hoca Özel Örgütü”ne ağır darbeler indirdi.

28 Şubat’a karşı mevzilenen güçler, Emniyet İstihbaratı’nın üzerinden TSK’ya “köstebek” ve “kulaklar” yerleştirdiler. Bülent Orakoğlu bu tartışmaların ardından görevden alındı; ABD’de görevlendirildi.

O dönemde İşçi Partisi, Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’in ABD vatandaşı olduğunu ortaya çıkarmıştı. İşçi Partisi, “Çiller’in CIA ajanlığı” hakkında askeri savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu.

Çiller-Fethullah Özel Örgütü’nün hedefinin 28 Şubat olduğunu, süreci okuyarak anlayabiliyoruz. Ancak diğer önemli amacı da Türk Ordusu’nun komuta kademesi tayin ve terfilerine müdahale etmekti. TSK’ya sızma girişimlerinin öncelikli hedefi, 1998 yılında Genelkurmay Başkanı olacak Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun önünü kesmek ve Org. Çevik Bir’in önünü açmaktı.

Kaynaklar:
1- Taraf, 19-20 Kasım 2009.
2- Milliyet, 27 Kasım 2009.
3- Cüneyt Özdemir, Önemli İşler Dairesi, Doğan Kitap.
4- Aksiyon, 14-20 Ocak 2009.
5- Bülent Orakoğlu, Deşifre, Timaş Yayınları.
6- Hakan Akpınar, 28 Şubat, Ümit Yayıncılık.
7- Doğu Perinçek, 28 Şubat ve Ordu, Kaynak Yayınları.
8- Doğu Perinçek, Gladyo ve Ergenekon, Genişletilmiş 13. Basım, Kaynak Yayınları.

pS. TÜRK Silahlı Kuvvetleri ile MİLLİ İstihbarat Teşkilatı aleyhinde istihbarat (ajanlık) faaliyetlerinde bulunan, bunları yaparken devletin imkanlarını kullanan ve suç işlediği raporlarla tescillenen FETHULLAHÇI emniyet mensuplarını kollayan ve hatta fethullahçı polisleri savunurken TSK’ya saldıran Meral Akşener, o günlerden bugünlere hep sinirli miydi? (26 Ağustos bloğu)