Uğur MUMCU ve ardından

Seslenişten haykırışa: Uğur Mumcu ve ardından*

uğur_mumcu

“Korkmadan öldük ey halkım unutma bizi”

Bu sözlerin sahibi, Türkiye siyasi tarihinin en cesur, en onurlu kalemlerinden Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te bombalı bir suikastle katledildi.

Hayatı boyunca kontrgerillayla, bölücü terörle, gerici-tarikatçı zihniyetle, liberallik iddiasını sadece ekonomide doğrulayıp siyasette kendinden olmayanlara ifade özgürlüğü tanımayan, tertiplerle ülkenin vatansever ve devrimci kesimini sindirmeye çalışan iktidar partileriyle savaştı. Doğru bildiklerini yazmaktan asla geri durmadı. Sadece ırkçı-gerici sağ kesimi değil, gerektiğinde solu da eleştirdi: NATO ülkelerinde üretilen silahların sosyalist ülkeler aracılığıyla Türkiye’ye geldiği zinciri deşifre etti. Bu yolla hem kaçakçılığı destekleyenlerden hem de sosyalist ülkeleri kaçakçılık pahasına korumaya kalkan sosyalistlerden tepki aldı, ama ilkelerinden ödün vermedi.

Uğur Mumcu Atatürkçüydü, bu ülkede Atatürk’e ve ilkelerine rağmen yapılan hiçbir işin olumlu ve başarılı sonuç veremeyeceğini sık sık dile getirdi.  Gerici ve bölücü emellerini hayata geçirmek adına karşılarındaki en büyük engele, Atatürk’ün şahsiyetine saldıranlara olduğu kadar, Atatürkçülük adıyla darbe yapan, vatan topraklarını özelleştirmeyle satanlara karşı da Atatürk’ü ve ilkelerini doğru ve etkili şekilde savundu. “Bizler, Atatürk’ü, Atatürk devrimlerini ilerici tavrımızın kaynağı ve kökeni sayarız”(1)

Darbe dönemlerini (12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980) doğrudan içinde yaşadı, fikirleri ve fikirlerini beyanındaki cesareti sebebiyle hapse girdi. Asla kalemini satanlardan olmadı, gördüğü ve yaşadığı onca zorluğa rağmen  Atatürkçü ve devrimci kimliğini her zaman korudu. Abdi İpekçi cinayetinin peşini bırakmadı, günümüzde İslam İşbirliği Teşkilatı adıyla faaliyet gösteren, o dönemki adı kısaca “Rabıta” olan şeriatçı örgütün ülkenin en önemli siyasetçileri ve devlet adamlarıyla kurduğu ilişkileri belgelerle açığa çıkardı.

Ulusalcıydı, “ideoloji ideoloji içindir” mantığıyla sosyalizmi dar kalıplara sokan “kavram ve slogan fetişistleri”ne karşı, Türkiye’ye özgü, ulusallıktan güç alan devrimci siyaseti benimsemişti. “Yoksul ülke insanlarını saran ulusçuluk akımı, gericiliğin, şovenliğin değil, ilericiliğin, devrimciliğin ve çağdaşlığın bayrağıdır.”(2)

Öldürüldüğünde, PKK’nın ipliğini pazara çıkarmak üzere “Kürt Dosyası” kitabını yazıyordu.

Yüreği işçiyle, yoksul halkla birlikte atan, bağımsızlık ve demokrasi kavgasında kelle koltukta yıllarca korkusuzca mücadele eden bu büyük gazeteci-yazar, yakın devrimci tarihimizin en önemli simgelerinden, yol göstericilerinden biridir. Hapse girmekle, tehdit edilmekle asla yılmamış, silahla değil, kalemi ve belgeleriyle dönemin siyasetçilerine korku salmış, doğru bildiklerinin arkasında canı pahasına durmuştur.

Uğur Mumcu gibi korkusuzca, bağımsızlık bayrağımızı dik tutabilmek, emperyalizme geçit vermemek, sömürülen halkımızı özgürleştirmek için, bu ülkenin vatansever, Atatürkçü ve devrimci gençleri olarak hazırız. O’nun Sesleniş’ine karşılık haykırıyoruz:  Halkı için vurulanları unutmadık, unutmayacağız!

Pelin Cansu DEDE / ODTÜ İnşaat Mühendisliği

(1)    Uğur MUMCU- Terörsüz Özgürlük, sayfa 13

(2)    Uğur MUMCU-Devrimci ve Demokrat ,sayfa 23

*Sesleniş, Uğur Mumcu’nun 28/08/1975 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan, “Vurulduk ey halkım unutma bizi” vurgulu köşe yazısının başlığıdır.

http://tgb.gen.tr/haber/757/Seslenisten-haykirisa–Ugur-Mumcu-ve-ardindan*