HABLEMİTOĞLU’nun Onuru ve ‘Yeni Türkiye’

Türkiye’de neoliberal dönüşümün, Amerikancı sivil turuncu darbenin tohumlarının, 18 Aralık 2002 Necip Hablemitoğlu suikastiyle başladığı tezini bugüne kadar savunageldim. Aradan geçen 8 yıllık iktidar olma sürecinde; AKP’nin hırçın, öfkeli ve işbirlikçi siyasal hegemonik tavrı sonuç olarak ‘ileri demokrasi’yle açıklanır boyuta geldi. Hablemitoğlu’nun, hiçbir sıfatı ve görevi olmadığı halde batının gizli odalarında yaptığı görüşmelerinden ötürü, susturulması gerektiğini söylediği kişi, hâlâ başbakan ve batıya o dönemde verdiği sözleriyle işbirliğini sürdürüyor.

AKP, yolsuzluklarını, çarpık güç ilişkilerini kullanarak örtmeye devam ediyor. Elinde bulundurduğu iletişim, istihbarat kuruluşlarıyla olabildiğince geniş manipülasyonlarla, dezanformasyonlarla iktidarını sağlamlaştırıyor. AKP, toplumun yaşam alanında sivrilttiği koşulsuz kuşatıcı simgelerle; toplumsal yaşamın dokusunu, toplum sağlığını bozmada belirleyici etken olarak karşımıza çıkıyor. İslamiyet’in gereği olmayan, Ermeni matem elbisesini ya da rahibe kıyafetini anımsatan (böylelikle fethullahçıların dinlerarası diyaloğuna eklemlenen) ‘sıkmabaş’ın çankaya hudutları dahiline kadar yer aldığı düzlemde, toplum kesimlerinde yarattığı ayrışmanın, birliktelik dokusunu parçalayan görünümleriyle; salt iktidar hırsının tezahürüdür. KKTC’nin bitirilmesini, direnen önder güç Rauf R. Denktaş’ın tasfiyesinde büyük etkisi ve becerisi olan Şeyh Nazım Kıbrısi’nin geçtiğimiz günlerde yayınlanan ve başbakan Erdoğan’ın ‘kasası’ olarak nitelenen Remzi Gür’le olan söyleşisine ilişkin Ali Rıza Üçer İlk Kurşun Gazetesi’nde şunları yazmıştı: Kıbrısi, Necip Hablemitoğlu’nun cenaze töreninden duyduğu rahatsızlığı anlatıyor. Devlet erkanının, cumhurbaşkanının, askerlerin cenazeye katılmasından hareketle Kıbrısi şöyle konuşuyor: “Bu adamın sıfatı ney, TC’yi mi temsil ediyordu dedim, TC öldü, sanki TC’nin kendisinin cenazesini kaldırdılar, bu adamın şahsında TC öldü”. Kıbrısi konuşmasında şöyle söylüyor: “Bu adam Müslümanların hedef aldığı TC Cumhuriyeti’nin kendisiydi ki vurdular öldürdüler” Remzi Gür videonun 13. Dakikası 10. Saniyesinden sonra yeni öldürülen Hablemitoğlu ile ilgili şok bir iddiayı askerleri şikayet ederek şöyle dile getiriyor: “Efendim burada şöyle bir oyun daha var. Bu (Hablemitoğlu), Türkiye AB’ye girerken Alman Vakıfları’nın Türkiye’deki çalışmalarını inceledi. Almanlar buna itiraz etti. Askerler aba altından onlara da sopa gösteriyor, diyor ki ‘bizi AB’ye almayın’”. Kıbrısi cevap veriyor: “700 sene Osmanlı dayandı bunlar 70 senede bitti…. Bitti artık ektiğiniz ekin mevsimlikti.” Remzi Gür “Verilen ömür bu kadar” diye cevap veriyor. Kıbrısi, “Biçilecek, bu ekin kalkacak, yeni ekin ekilecek” diye bağırıyor. “Tasarrufunuzla bunları bitirebilirsiniz” diye de gülerek ekliyor.” PKK’nın ve liberal muhafazâkar sentezin ifade ettikleri gibi “TC”nin bittiğini söylemekte ve hem de Necip Hablemitoğlu’nun şahsında! Ekilecek yeni ekinlerinin, batı işbirliğiyle Türkiye’nin ve Türklüğün tüm kodlarının değiştirilmesi ve yerine neo-liberal, neo-con ideolojisinin geçirilmesini öngördüğü ortaya çıkmıştır. Hablemitoğlu’nun şahsında öldürülen en başta Necip Hablemitoğlu olmuştur. Sonrasındaysa, Kemalist devrimin son nesil temsilcileridir öldürülen…

Toplumsal dokuyu parçalamak amaçlı bir başka iktidar sağlamlaştırma unsuru, “açılım” olarak karşımıza çıkmış ve emperyalizmin yüzyıllardır gündemde tuttuğu, AKP işbirlikçiliğiyle sonuç aşamasına ulaştığı ‘Kürt devleti’ projesinin bir parçası olarak tasarlanmıştır. AKP’nin açılımı, Yahudi-Kürt ittifakının petrol, su ve diğer hammaddelere batı kapitalizminin açılması anlamını taşımaktadır. Uluslar arası güç dengeleri, hukuk , ekonomik bağımsızlık ve tüm normlar hiçe sayılarak işgal edilen Irak’ın ve halkın başına örülen çorap emperyal işgal politikasının bir yansıması olarak görünmüştü. Sonuçlarıysa; tam bağımlı ekonomi, tam bağımlı siyasal oluşum, tam bağımlı deforme edilmiş toplum yapısı.. böylesine koşulsuz teslimiyet mekanizmasının işlediği bir süreçte Irak’ın yeniden inşaasını öngören bir gündemde; batının taşeronu AKP’nin kadroları, yandaş şirketleri, misyonerleri; köprü, yol, hastane, eğitim kurumları yapımında çalışmaktadırlar. Bu inşa sürecine koşut tartışılan konuları da şöyle sıralayabiliriz: Güneydoğu’da ve Doğu’da görev yapan generaller ve asker/sivil personele yargılanma yolu açılabilmesi, mayınlı arazilerin temizliğiyle birlikte güvenli tampon bölge oluşturularak ‘kuzey’ olarak ifade edilen ‘Kürdistan’ın’ oluşturulması, PKK’nin silah bıraktırılarak siyaset sahasına çekilmesi.. Hablemitoğlu’nun ifade ettiği PKK’nın Avrupa’dan ve İsrail’den aldığı lojistik, ekonomik desteklerin kesilmesini bırakın bir tarafa, iktidar olan AKP’nin ‘açılımıyla’ destek görmeye başlamıştır.

Hablemitoğlu’nun üzerinde durduğu ve ‘Köstebek’ kitabıyla gündeme getirdiği, poliste ve istihbaratta fethullahçı-CIA bağlantılı kadroların teknik olanaklarıyla donatılması, başbakanlığın örtülü ödenekten yaptığı harcamalarla, polise teknik takip araçlarının ve ağır silah alımlarının yapılmasının tartışılması, doğrudan başbakana bağlı Telekominikasyon İletişim Başkanlığı’nın kurulması, dinleme, izleme ve teknik takip olanaklarının genişletilmesinin önünün açılması; fethullahçıların hangi boyutta ve nereden nereye geldiklerinin, hangi olanaklarla manipülasyon, dezenformasyon yapabildiklerini / yapabileceklerini göstermektedir. Hablemitoğlu’nun, “TSK’ya karşı alternatif silahlı güç oluşturuyorlar” uyarısından bugüne gelinen noktada; TSK’nın sindirilmesi, özel kuvvetlere operasyonların bizzat emniyet birimlerince yapılması, baskınlar sonucu elde edilen bilgi ve belgeler, emniyet istihbaratında imal edilen yeni belgelerle harmanlanarak; geçmişte, askeri personel tarafından AKP’ye darbe yapılmak üzere hazırlandığı izlenimi verilerek; emperyalizme karşı, ulusal duyarlıkları olan askerler üzerine, korku imparatorluğunun gölgesi düşürülmüştür. Genelkurmay’ın bu tutuklamalar, sorgulamalar ve baskınlar karşısındaki sessiz tavrı; teslimiyetin, hükümetle olan “şiir gibi” anlaşmanın yansımaları olarak değerlendirilmelidir. TSK’nın baskı altına alınması süreci doğru değerlendirildiğinde, içte ve dışta askeri istihbaratı terbiye ederek batı güçlerine karşı ılımlılaştırma ve Kemalist politik eksenden ve ilkelerden koparma amacı taşıdığı ortaya çıkacaktır.

Yeni Türkiye’nin, yeni siyaset felsefesinde başat olan Sivil Toplum Örgütleri; batıya ekonomik ve düşünsel olarak bağımlı olan aydın(!) tipolojisinin, batı örgütleriyle bağlantısının sağlandığı bir yapı olarak durmaktadır.  Hibe yoluyla ve Türkiye’ye karşı geliştirilen projelerle sınırsız ekonomik destek alan örgütler, her türlü etnik kışkırtıcılığın, dezavantajlı varsaydıkları grupların postmodern kimlik siyaseti üzerinden geliştirilen politikalarla, ulusal çıkarların karşısında olmalarının yolu açılmaktadır. Hablemitoğlu’nun, Bergama’da altın varlığına iliştin Alman istihbaratının yerli işbirlikçileri aracılığıyla, köylüleri kışkırtarak aleyhte propaganda sağlamalarını yazdığında; kendisini, kültürel vandalizmle suçlamışlardı. Bergama sürecinden sonra, sıra baraj projelerine gelmiş, Hasankeyf’te, Akkuyu’da, Yortanlı’da yapılması planlanan barajların engellenmesi için tasarlanan propaganda yöntemleri ve stratejileri devam etmektedir. Bu kez Almanya’nın yanı sıra diğer Avrupa ülkeleri, PKK’nın ve sözde çevrecilerin aleyhte propagandalarıyla baraj yapımı için istenen kredilere engel koymuşlardır.

Hablemitoğlu’na suikast yapan güç, Türkiye’nin gidişatını da belirlemiş ve batıya tam boy eklemlenen bir Türkiye inşa etmiştir. Ulusal çıkarları savunan aydınlar, askerler ve akademisyenler, silivri zindanlarına hapsedilerek, Türkiye savunmasız, korumasız bırakılmıştır. 18 Aralık 2013 günü ve sonrası/öncesi günlerde Necip Hablemitoğlu’na ilişkin habere, yoruma rastlayamamanın anlamı çok açıktır: Türkiye’yi dönüştüren güç, onu yaşatmamayı seçti. Tıpkı, ölümlerine neden olduğu Ergenekon soruşturmasında ismi geçenler gibi… Behçet Oktay gibi, Kuddusi Okkır gibi, Uçkun Geray gibi.. intihar etmelerine neden olunan onurlu askerler gibi… Türkiye’nin başı sağ olsun… Her şey …rağmen Türkiye içindi.. “çünkü, Türküm ve başka Türkiye yok!…”

http://www.kaanturhan.net/