KUTBÜL AKTAB ATATÜRK

Nutuk,
Sayfa 170 ila 192

Efendiler, hatırlarınızda olsa gerektir ki, memleketimizde ve Kafkasyada tetkikal yapmak üzere Amerika Hükûmeti, General Harbord’un tahtı riyasetinde bir heyet göndermişti. Bu heyet Sıvasa geldi. 22 Eylûl 1335 günü General Harbord ile uzun uzadıya mükâlemede bulunduk. Generale, harekâtı millîyenin maksat ve gayesi ve teşkilât ve vahdeti millîyenin sebebi zuhûru, anasırı gayrimüslimeye karşı olan hissiyat ve ecnebîlerin memleketimizdeki menfi propagandası ve icraatı hakkında mufassalan ve müdellelen beyanatta bulundum. Generalin bazı garip suallerine de muhatap kaldım. Meselâ; millet kabili tasavvur her türlü teşebbüsat ve fedekârlıkta bulunduktan sonra dahi muvaffak olunamazsa ne yapacaksın? Verdiğim cevapta -hatıramda aldanmıyorsam- demiştim ki: Bir millet mevcudiyet ve istiklâlini temin için kabili tasavvur olan teşebbüsat ve fedekârlığı yaptıktan sonra muvaffak olur. Ya muvaffak olamazsa demek, o milletin ölmüş olduğuna hükmetmek demektir. Binaenaleyh millet, berhayat oldukça ve teşebbüsatı fedekâranesine devam eyledikçe ademi muvaffakıyet mevzuubahs olamaz.

Generalin sorduğu sualden maksudu aslînin ne olabileceğini araştırmak istemedim. Fakat verdiğim cevabın tarafından takdirle karşılandığını bugün bilvesile zikretmek isterim.

Efendiler, Eylûlün 25 inci günü akşamı, Ankarada bulunan Yirminci Kolordu Kumandan Vekili Mahmut Beyden aldığım bir şifre telgraf müfadı şu idi: “Bu gece İstanbul telgrafhanesinden Fuat Paşayı telgraf başına istediler. Dahiliye Nezaretinin vilâyet şifresile bir şifre yazdırdılar. Bunun hulâsası, padişahın beyannamesindeki irşadatı âlimâneye tatbikı hareket suretile halâsı vatan müyesser olacaktır. Harekâtı millîye, âlemi medeniyette menfur gayeler suretinde tecelli ettirildi. Hükûmetle milletin ayrılığı müdahalei ecnebîyeyi davet edecektir. Konferans hakkımızda karar verirken, bu ihtilâf nişanei hayır ve selâmet olmayacaktır. Neticede, müdiranı harekât ile görüşmek üzere, zevatı âliye ile, bildirilecek yerde, mülâkatı emrivaki suretinde arz ve vaktın darlığından cevap beklenilmektedir. İçtihadatı fikriye riayeti, şahsa ve şerefe ait masuniyeti temhidatı müselsele ile ilâve ediyor. Telgrafı yazan, bu zat, Erkânıharbiye Mirlivalarından Abdülkerim Paşadır. Bu telgrafa Ticaret ve Ziraat Nazın Hadi Paşa vesatetile ve aynı şifre ile cevap intizarındadır. Mumaileyh, bu hilesi ile müracaatin bizden olduğunu ilân ve işaa etmek olduğu anlaşılıyor. Telgraf başında intizarda bulunduklarından bir dakika evvel kabul edilip edilmiyeceği ile ne cevap verileceğinin iş’arı müsterhamdır. Ali Fuat Paşa Hazretlerine de yazılmıştır” (Ves. 109).

Mahmut Beye, aynı günde saat 7 sonrada makina başında verdiğim telgrafta şunları bildirdim: “Kerim ve Hadi Paşalara, Fuat Paşanın Ankarada bulunmayıp meşgul olduğunu ve fakat görüşmek arzu eyledikleri takdirde, Sıvasta bulunan, Heyeti Temsilîye ile ve bu Heyet meyanında bulunan Mustafa Kemal Paşa ile makine başında arzu eyledikleri tarzda görüşmek mümkün olduğunu bildirirsiniz. (Onlar görüşmek arzusunda iseler) kaydında dikkatli bulunmak lâzımdır” (Ves. 110).

Mahmut Bey, Kerim Paşanın Ankaraya çektiği telgrafı aynen bize de yazdı. Muhteviyatı, aşağı yukarı Mahmut Beyin hulâsa ettiğinden ibaretti (Ves. 111).

Efendiler, hükûmeti merkeziye ile yaptığımız rüptür (rupture) ün on beşinci günündeyiz. Kararı millîye karşı vaz’ı muhalefet alan bazı yerler, hahnahah, cereyanı millîye mutavaate mecbur edildi. Hükûmeti merkezîyeye hâdim bazı memurlar ya firar ettiler veya mahkûm vaziyete ilka edildiler. İstanbula, bütün memleketten, hergün hükûmeti merkezîyenin ıskatı talebine ait, binlerce telgraflar yağdırılmaya başlandı. İtilâf Devletlerinin, Anadoluda dolaşan zabit ve memurları, harekâtı millîyeye karşı bitaraf olduklarını, memleketin vaziyeti dahilîyesine karışmayız sözünü, her tarafla açıktan söylemeye başladılar. Bu vaziyet karşısında nihayet, padişah ve Ferit Paşa Harekâtı Millîye müdiranile itilâftan başka çare kalmadığını ve fakat her halde, muhafazai mevki eylemek şartile, bu itilâf yolunu bulabilecek vasıtalar araştırmaya başladıklarına hükmolunursa hata edilmiş olmaz itikadındayım.

Efendiler, ismi geçen Abdülkerim Paşa merhum, benim çok kadîm arkadaşım idi. Çok namuslu, hamiyetli ve temiz kalpli bir vatanperverdi. Selânikte ben kolağası, o binbaşı olarak bir büroda çalışmış, senelerce hususî arkadaşlık etmiştik. Merhumun etvar ve ahvalinden tarikat mensubininden olduğu anlaşılıyordu. Bazı tekkelere müdavemet etliği de görülmüştür. Fakat herhangi bir şeyhe mürit olduğunu bilen yoktur. Çünkü, kendisini itikadad ve vicdanî telâkkiyatında, derecatı maneviyede -hazreti evvel, büyükhazret- kabul ediyordu ve dairei uhuvvetinde bulunanlara hazret, kutup ve saire gibi -kendisince muhatabında gördüğü istidada göre- makamlar tevcih ederdi. Bana da kutbül’aktap derdi. Şimdi izah edeceğim muhaberemizde de bu noktalara tesadüf edeceğiz. Kerim Paşanın, kendine mahsus, bir usulü beyan ve tarzı tahriri vardı. Kerim Paşa, çok samimî ve zamanında pek çok mucibi şöhreti olan yüksek bir belâgatle görüşür ve öyle yazardı. Kendisinde, ikna hassa ve kudreti olduğu da zan ve farzedilirdi. Bizim, Selânikte bulunduğumuz sıralarda, orada ordu kumandanlığı ve ordu müfettişliği ile bulunmuş olan, Hadi Paşa, Kerim Paşayı izah ettiğim evsafile beynelihvan muhterem ve mahbup olarak tanımıştı.

İşte, Ferit Paşanın kabine arkadaşı Hadi Paşa, sıkışmış olan padişahın ve Ferit Paşanın, pek münasip bir vasıta ile imdadına yetişmek istiyordu. Kerim Paşa Ali Fuat Paşayı da Selânikten tanıyordu.

Efendiler, 27/28 Eylûl 1335 gecesi, gece yarısına bir saat kala telgraf başında, Kerim Paşa ile karşı karşıya geldik. Tarafeyn yekdiğerini şu sözlerle tanıdı:

Sıvas — Mustafa Kemal Paşa, telgraf başındadır. Kerim Paşaya söyleyiniz, buyursunlar, diyorlar.

İstanbul — Zatı samileri, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri misiniz, ruhum

Ben — Evet, Muhterem Kerim Paşa Hazretleri; dedikten sonra:

Kerim Paşa — Sıvasta Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine: adresini yazdırdı ve “Paşaya söyleyiniz anlar; hazreti evvel karşınızdadır” sözlerini, bir nevi parola gibi ilâve etti. Kerim Paşa, “Afiyeti âlileri iyidir inşallah kardeşim” diye başladı.

Kerim Paşanın, İstanbul hükûmeti tarafından saffeti kalbinden ve necabeti ahlâkıyesinden istifade edilerek nasıl aldatıldığını anlamak için mukaddemei kelâmını aynen kendisine tekrar ettireceğim; Kerim Paşa merhum şöyle devam etti:

“Emri hayrı vatan için, büyük vatanperver kardeşim ile ve ihvanı âliyei temsilîye ile müdavelei efkâr etmek isterim. Hakipayinize isal kılınmak üzere Ali Fuat Paşa vasıtasile bir telgraf göndermiştim. Yedi âlinize vâsıl olan işte, o telgraf esası üzerine bir halli meşkûr, inşallah iktitaf ederiz. Memleketin geçirmekte olduğu nazik ve pek mühim devrei mudileyi lûtfu huda ile sahnei teysire isal kılarız. Bundan, bikeremi huda sevrden mahlûku amali rehakârımız mürşidi dilimizden buna dair mühim şeyler konuşarak, telfikı maksudu vatan kılalım değil mi? Pek fatin ve müdebbir kardeşim. Ne buyurursanız, ruhum! Bedhahanı hâksarın bu güzel memleketimiz üzerindeki iftiraatını ve alenî takibatı mel’anetlerini kıralım ve onları kemingâhı ümitlerinde meşüç ve bihayat bırakalım ve yalnız, hükûmet ile milletin sırf selâmeti vataniyeye ait hidemat ve icraatını telif edelim ki, gayei müştereke ve mübeccele zaten hep birdir. Endişei vatanla gösterilen bunca necip tezahüratın, cihanı medeniyet karşısında muazzez topraklarımızın hıfzü sıyanetine ait en büyük hamiyeti vatanperveri olduğunu bir kere daha temhit zımnında mevcut müşkülâtı ahvali refedelim ve buna bir çare bulmak için de, bu muazzez kardeşiniz ile müdavelei efkâra başlayam, muntazırım kardeşim. Bu teşebbüsüm hakkında, hükûmetin vâsi derecede bir hüsnü niyet izhar ettiğini ilâve eylerim ruhum.”

Efendiler, Kerim Paşa ile 27/28 Eylûl, gece yarısından evvel saat 11 de başlayan bu muhaberemiz, gece yarısından sonra saat yedi buçuğa kadar, tam sekiz buçuk saat devam etti. Üç safhaya ayrılabilen bu muhaberemiz, eseri cedit denilen büyük tabaka kâğıtlardan yirmi beş sahife doldurdu. Bunların kâffesini, burada okuyarak, tahammülünüzü suistimal etmekten, korkarım. Kerim Paşa merhumun, esaslı noktai nazarlara ve -kendisinin telâkkisine rağmenmaatteessüf kuvvetli bir mantığa istinat etmemekle beraber tatlı sözlerinin ve mutantan cümlelerinin okunup işitilmesini temin için, neşredeceğim vesaik meyanı na, bu muhaberemizi de aynen ithal edeceğim.

Yalnız, bu muhaberede tarafeynin, takip ettikleri hedef ve istinat ettiği esas noktalar hakkında bilhassa neticesine dair mücmel bir fikir verebilmek için müsaade buyurursanız her safhasından birer nebze bahsedeceğim.

Kerim Paşanın, arzettiğim, ilk telgrafına cevap verirken, biraz da, onun tarz ve üslûbuna uymuş olduğum görülecektir.

Cevabımda, ben de, böyle başladım:

“Kerim Paşa Hazretlerine; (kutbül’aktap) deyiniz anlar!” hitabını müteakıp “şimdi cevap veriyorum” dedim.

“Pek muhterem ve nezih kalpli kardeşim Abdülkerim Paşa Hazretlerine; elhamdülillâh afiyetim berkemaldir. Büyük ve necip milletimizin, hukuku meşruasını müdrik ve onu muhafaza ve müdafaaya bütün mevcudiyetile mütevessil olduğunu görmekte pek mes’udum… Müdavelei efkâr etmek hususunda izhar buyurulan arzuya samimiyetle teşekkür ederiz …………………………………………………. Fuat Paşa Hazretleri vasıtasile keşide buyurulan telgrafname müfadına vâkıf bulunuyoruz ……………………………………….. Medarı istinat ittihat buyurulan beyanname muhteviyatının Ferit Paşa ve rüfekasına bir hitap ve itap olduğu edna mülâhaza ve tetkik ile subut bulacak bedihiyattandır. Kalbi humayunu amik teessürata duçar eden ahval ve harekât, milletimiz tarafından değil, fakat, Ferit Paşa, Dahiliye Nazırı Adil Bey, Harbiye Nazırı Süleyman fiefik Paşa ve bunların rüfekayı mesaisi bulunan Harput Valisi Ali Galip Bey, Ankara Valisi Muhittin Paşa, Trabzon Valisi Galip Bey, Kastamonu Valisi Ali Rıza Bey, Konya Valisi Cemal Bey taraşarından irtikâp olunmuştur.

Malatya teşebbüsü ihanetkâranesi, Çorum tertibi hainanesi, Konya teşebbüsü mezbuhanesi safahatı hakikiyesile vâsılı ıttılaınız olmuş değilse, zâtı âlilerinizi de mebdei hallolmak üzere tasavvur buyurduğunuz noktada isabetsizlikten dolayı mazur görürüz………………………………………………Enzarı ecanibin lehimize tebeddülü mahzı hakikattir. Ancak bu tebeddül, hiçbir vakıt Ferit Paşa hükûmetinin takip eylediği siyaset neticesi değildir. Bu netice, milletimizin izhar ve ispatı mevcudiyet zımnında bizatihi aldığı, teşebbüsü azimkârane semeresidir. İşte bu hususta, zâtı şahaneyi iğfal ediyorlar…

Çarei necat ve umdei hayat ancak ve ancak -Kuvayi Millîyenin âmil ve iradei millîyenin hâkim- olmasındadır. Bu esası metin ve meşrudan zerretüma inhiraf, maazallahü tealâ, devlet ve millet ve vatanımız için husranı elîmi mucip olur. Harekâtı necibei millîyemizi suitefsir ve ilân etmekten hâli kalmayan, bedhahanı hâksarın çok olduğu muhakkaktır. Fakat şayanı esefi amiktir ki, bu bedhahanı mel’anetin başında, devleti ebet müddetimizin sadrınişini Ferit Paşa ve nezaret mevkilerinde bulunan Adil Bey, Süleyman Şefik Paşa gibi devlet adamları bulunuyor.

Memleketimize takım takım bolşevikler girdiğini ve harekâtı millîyenin bolşevik harekâtı olduğunu resmen ilân ve işaa eden bu bedbahtlardır. Necip ve nezih harekâtı millîyemizin, İttihatçıların harekâtı mezbuhanesi olduğunu ve İttihatçıların parasile tedvir olunduğunu resmen ve alenen cihana, ecnebî gazetecilerine söyliyen bu gafillerdir.

Anadoluda, şuriş olduğunu ajanslarla resmen ilân eden ve -mütareke maddei mahsusasına nazaran- muazzez vatanımızı düşman işgaline maruz bırakmak istiyen bu cahillerdir.

Malatya ahalii islâmiyesile Sıvas ahalii islâmiyesini biribirile mukateleye sevketmek istiyen bu zavallılardır. Harekâtı millîyenin önüne geçeceğim diye Sıvasın ve hassasiyeti millîyenin görüldüğü heryerin ecnebîler tarafından işgalini istiyen bu hainlerdir. Maahaza, bizim en mübeccel gayemiz; tıpkı tasavvuru biraderileri veçhile bedhahanın, bu güzel memleketin üzerindeki iftiraatını ve alenî takibatı mel’anetlerini kırmak ve anları kemingâhı ümitlerinde meşûç ve bihayat bırakmak ve devlet ile milletin icraatını sırf selâmeti vataniyeye ait noktada telif eylemektir. Elhamdülillâhi tealâ, bu gayenin temini istihsalinde, artık milletimiz her türlü asarı bedhahaneyi kırmış ve bütün celâdetile hatvei azimkâranesini atmıştır. Ecanip dahi, milletin kuvveti şamilesini ve niyeti azimkâranesini ve buna mukabil hükûmeti merkezîyenin nekadar, biasıl ve millet ile alâkasız, bir heyeti âcize olduğunu takdir etmiştir. Merzifonu tahliye ettiler. Samsunu da tahliyeye başladılar. Umuru dahiliyemize ve herekâtı millîyemize karşı bitaraf kalacaklarını ifade ediyorlar. İşte teşebbüsatı millîyemizin, temini istiklâl hususunda istihsaline muvaffak olduğu ilk netice budur.

Cereyanı millî, İstanbulda, Kanunu Esasî ahkâmına temini riayetle neticepezir olacaktır.

Hükûmeti hazıranın, vâsi derecede bir hüsnü niyete malik bulunduğu zannında, isabet olmadığını arzetmeme müsaade buyurmanızı rica ederim.

Ben, daha, Erzurumdan, Ferit Paşaya hakikati vaziyeti izah ederek, milletin kuvvet ve iradesine karşı çıkacak hiçbir kuvvet kalmadığını yazmıştım ve kendisine muhalefet ve mümanaat vadisinde devam etmemesi lüzumunu ihtar etmiştim. Bu zâtı gafil, buna cevap vermemekle beraber, cereyanı millînin birkaç kişinin eseri tahrikâtı olduğunu ilân etti ve hırsı menfaatle ve âmâyı cehil ve gaşetle iki tarafı idare ederek muhafazai mevki edebilecekleri zannı batılında bulunan birkaç valisinin iğfalkâr raporlarını benim nezih ve vatanperverane irşadatıma tercih etti. Bugün, her türlü habaset ve hıyanet ve azcü meskenet mevkiinde kaldıktan ve millet de bütün hakayikı ahvale vuzuhu tam ile vâkıf olduktan sonra, bize düşen vazife; en serî hareketle amali millîyeye mutavaatkâr, yeni bir kabinenin mevkii iktidara gelmesini temin etmektir.

Eğer bugünkü kabinenin, şahısları ve hayatları hakkında bir gûna tereddütleri varsa, bugün için bu gibi şeylerle iştigal tenezzülünden pek yüksek olan milletimiz namına kendilerine istedikleri söz ve teminatı vermeyi dahi milletimizin menfaati muktaziyatından addederiz. Fakat, tuttukları, tarikı nasavapta taannüt ve temerrüde devamları halinde, hâdis olacak avakıbin mes’uliyeti kendilerine raci olacaktır.

İşte, vukubulan teşebbüsü hayırhahîleri münasebetile bir defa daha ve son defa, zatı necibaneleri gibi kalbi cidden vatan ve millet aşkile ve padişaha muhabbet ve sadakatle memlû olan ve hatırai uhuvvetini daima hürmetle muhafaza eylediğim kardeşim Abdülkerim Paşa Hazretlerile de iblâğ etmiş olmak, bizim için her türlü vicdanî huzurun teeyyüdüne medar olmuştur.”

Efendiler, buraya kadar söylediğim sözler bir maddenin hulâsasıdır.

Bundan sonra gelen maddede:

“Harekâtı millîye, vüs’ati kâmile ile İstanbula ilerlemektedir. Ferit Paşa ve rüfekası buna vâkıftır. Zâtı âlileri de bu malûmatı talep ve tenevvür buyurunuz” dedikten sonra filhakika o günlerde, tecelli etmiş olan muvaffakıyetli harekât raporlarını hulâsa ederek izahat verdim ve “Artık, bütün bu harekâtı tevkif, yalnız ve ancak bir şeye mütevakkıftır. O da, amali millîyeye bütün manasile mütavaatkâr bir zâta kabine riyasetinin tevcihine ve o zatın da amali millîyeyi anlayarak ana göre ittihazı tedabire tevessül eylemesine vabestedir” dedim.

“Bütün bu mesrudatımıza nazaran bir mütaleai biraderîleri varsa lûtfen bildirmenizi rica ederim” cümlesinden sonra “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsilîyesi namına Mustafa Kemal” diye imzamı koydum.

Bunu müteakıp, Kerim Paşa: “Evvelâ, zâtı âlilerile birlikte bulunan zevatı muhteremenin cümlesine selâm ve tekrimimi arz ve iblâğa lûtuf buyurmanızı rica ederim” mukaddemesile muhaberemizin ikinci safhasını küşat ettiler.

Kerim Paşa, devam etti:

“Başladığım kısa mükâlematın bütün safahatını zatı âliniz izah ettiniz. İki yerde, halli emirde, isabet gösterilmediğini beyan ile mazur makamını serdettiniz. Gerçi, bütün ahval ve vakayii mahalliye malûm olamayınca bir meselede hakemlik etmek, müteassir ise de, memlekete ait işin hallü faslında, siracı münir, endişei nezihi vatan olmak itibarile, mesnedi müttekâbih metîn ve ruşenadır. Vatanın mukadderatına hükmedileceği şu sıralarda yekvücut bir millet ve hükûmetin göreceği işi nazarı ıttılaa olarak bunun halli sehile mazhar olmasını arzetmek isterdim.

Mebdei harekât, ittihaz etliğime işaret buyurduğunuz, beyannamei humayunun, tarzı tefehhühümünde, mümkündür ki bendeniz hata edeyim. Yalnız müsaade ediniz de, asıl halli umura en büyük bir istinatgâh telâkki edilen bu beyannamei âlideki ciheti camiayı izah ile, kelâmı mülûkânenin şümulü ihatakâranesini beyan edeyim. Ben zannediyorum ki, padişahımız…”

Ben, derhal Kerim Paşanın devamına mâni olarak, şunu yazdırdım:

— Kerim Paşa Hazretleri, lüzumundan fazla izahat maksadı asliden, tarafeyni uzaklaştırabilir ve bir de, beyannamei humayunun tefsiratile fazla iştigal bifaidedir. Rica ederim, asıl mesele üzerinde görüşelim.

Kerim paşa cevap verdi:

— Asıl mesele üzerine görüşeceğiz. Müsaade buyurunuz devam edelim Efendim;

Ben — Rica ederim en son söz ve teklif üzerinde anlaşalım, dedim.

Kerim Paşa — Evet, oraya geleceğiz Efendim.

Söze, ben, devam ettim ve “Kerim Paşa Hazretleri, mesaii meşruamızın ve tezahüratı millîyenin artık, daha fazla süitelâkki edilmesine ve muhtacı tashih görülmesine ve bahusus, bu tashihat ve tadilât için de cinayet ve ihaneti mertebei sübuta varan bir kahine erkânının müdafaatı gayrimeşruasının esas ittihaz edildiğini görmeğe tahammülümüz yoktur. Biz, son vaziyeti izah ve kat’î matlabı milleti arzettik. Bilmem tekrarı lâzım mıdır? Zâtı âlileri bu lâzımülintaç arzuyu millîye mukabil, Ferit Paşa Kabinesinin sadrı muallâyı devleti, hâlâ telvis etmesine vesatet etmek istiyorsanız bu mesainiz, hiçbir semerei nafia bahşedemiyeceğinden başka, hakkı âlii biraderîlerindeki hissiyatı kadimei uhuvvetimizin de mucibi tezelzülü olacağından endişe ederim.

Şimdi, Ferit Paşa, bilâifatei an mevkiini bir ehli namusa terkedecekse ve buna kanaatiniz varsa, hallolunacak hiçbir müşkül kalmamıştır. Aksi takdirde, tavassutunuz rencide kalp olmanızdan ve bîsut bir yorgunluktan başka bir neticeye iktiran etmiyecektir.

Ferit Paşa, muhafazai mevkie devam ederse, kendisinin akıbeti elîmeye duçar olmasına sebebiyet verecektir. En son ve en kat’î söz budur: maksadımız, bu hakikati lâyetezelzeli, padişahın ıttılaına vazetmektir. Siz, ancak bu vazifei asilâneyi ifa ile bugün vatan ve milletin zâtı samilerinden intizar eylediği vazifei dinîye ve millîyeyi ifa buyurmuş olursunuz.”

Kerim Paşa, “Sözü uzatmamak tabii maksudu aslîdir” diye başlayarak sözü lüzumundan fazla uzattı. Bu uzun sözler şu cümle ile hitam buldu. “Liveçhilvatan, burada, yaptığım şu teşebbüs elbette nezdi ilâhide ve millette, bütün necabetlerile pirayedar kalır ve işin sahibi hakikîsi olan hüdavendi kaadir, millet ve vatanın rehasını temin edecek esasatı müsebbibata böylece rapten ikmal eder, ulu Allahı, hallâli müşkülât eyler! Uyunu müazzezelerinizi takbil ederim.”

Tekrar cevap vermek sırası bana, gece yarısından sonra saat 4.30 da geldi. Kerim Paşanın, temas ettiği noktaları cevapsız bırakamazdım, ben de uzun mütaleat serdettim ve nihayetinde, “binaenaleyh -dedim- bizim ve zâtı âlileri gibi erbabı hamiyet ve vatanperveranın alacağı teşebbüsün gayesi ne olmak lâzım gelir? Her dakikai idaresinden millet için, mukadderatı âtiyemiz için, yeni bir sebebi felâket ihzarından başka bir semereye intizar olunmayan, Ferit Paşa ile milletin arasını bulmak imkânsızlığı ile iştigal mi, yoksa bir an evvel bu heyeti gayrımeşruanın yerine ihtiyacat ve mukadderatı millet ve memleketle mütenasip bir heyeti cedidenin deruhdei umuru devlet eylemesi lüzumunu padişaha iblâğa yol aramak mıdır? Lûtfen bu iki noktadan biri için evet veya hayır suretinde itayı cevap buyurursanız, nezdi İlâhî ve millette bütün necabetlerile pirayedar kalacağını şüphe olmayan teşebbüsü necibanelerinin bizlere ait cihetindeki safhasını ikmal buyurmuş olursunuz.”

Kerim Paşa, talep ettiğimiz kısa cevaba yine uzun cevap verdi. Fakat bu
uzun sözler arasında, bazı cümlelerle, bize padişahın iğfal edilmiş olmayıp her
şeye vâkıf bulunduğunu anlatıyordu.

Kerim Paşanın bazı cümlelerinde şu sözler vardı: “Süddei seniyei mülûkâne
hallü hasım makamı olup meşru bir devlette bu atabei ulya, bütün efradı
millete mihrabı teveccühtür. Anadolu umum maruzatının meşmulü lihâzai hilâfetpenahileri
kılındığı hakkında bendenize malûmat vermişlerdir. O halde,
kıblegâhı umuru amme ve kabulgâhı makasıdı âliye olan padişahımız efendimizin
ıttılaı humayunlarında her şey vardır”.

Kerim Paşa, kendine mahsus cümlelerle devam ettiği mütaleatına şu suretle hâlime verdi:

“Cenabı Mevlâ, nice âli esbap halkı ile ve telkini ile, bu müşkülküşa ukteyi tamamen hal buyuracaktır. Elbette ki hudanın emri güzeldir ve kariptir. Yedullahi fevka eydihim. Atimiz, bikeremi mevlâ istihkakı millîmiz yüceliğinde pürsâd ve ziselâm olacaktır. İşte ruhu Kerim budur. Ruhu muazzezim.”

Bu defa Efendiler, geceyarısından sonra saat 6.10 a gelmiş olmasına rağmen, üçüncü safhanın açılmasına ben sebebiyet verdim.

Merhum Kerim Paşanın, pek hoşlandığını bildiğim bir tabirle büyük hazret! tabirile söze başladım:

“Mihrabı muallâyı ümmet ve millet olduğu içindir ki maruzatı millîyeyi iblâğa fürceyap olmaya teşebbüsten geri durmadık.

Yalnız, büyük bir hatadan zâtı âlinizi tahlis maksadile arzedelim ki, Anadolu umum maruzatının meşmulü lihâzai hilâfetpenahî kılındığı hakkındaki malûmata, milletin henüz itimadı, kat’î değildir. Çünkü, millet emindir ki, padişah, ihanetleri sabit olan birkaç şahsı millete tercih buyurmazlar.”

Kerim Paşanın temas ettiği noktalara cevap verirken, “Ahsen ve karip olan emri hudanın tecellisile bedbaht ve mazlûm milleti necibemizin mazharı necat ve selâmet olmasını, deryayı rahmeti izzetten tazarru ve afakı daima (bir dûdû muannitle) sarılı olan İstanbuldaki bazı zevatın hakikati görmekteki hissi hasisi temerrütlerinin zevaline intizar eyleriz. Ruhu necibi millet de, işte böyle mütehassistir …………………………………………… Yalnız, tekrar etmekliğime müsaadenizi rica ederim ki, evet veya hayır suretinde itayı cevap buyurulmasını istirham eylediğimiz sualler mettessüf cevapsız bırakılmıştır. Azizim, yedullahı fevka eydihim. Fakat, bununla beraber, halli müşkülât ve mesaile tevessül edenlerin, mukarrer bir hedefi olmak gerektir. ………………………………………………….

“… Millet, emrihudayı ifa edecektir ve buyurduğunuz gibi istihkakı millîmiz pürsâdü ziselâm olacaktır. Duayı keremkârîlerinin eksik edilmemesini rica ederim. Sây bizden, levfik, hudayı lemyezeldendir.”

Mustafa Kemal

Artık, Kerim Paşanın yorulduğu anlaşılıyordu. “Son iki sözüm ruhum” diyerek “amali millîyenin esasatını tebcil ve hıfzeylemek şartile temenniyatı halisenin bastü beyan edildiğini ve yedüllahi âyeti kerîmesinin hayır ile kabul buyurulmak üzerine masruf” olduğunu söyledikten sonra “Allaha ısmarladık, yine görüşeceğiz….. ” diyerek çekilmek istedi.

Bırakmadık!

Son sözü, biz söylemek istedik ve dedik ki: “Hatırnişini biraderîleri olmak üzere son bir cümle arzediyorum.

— Millet kavi, müdrik, azminde kat’îdir. Harekâtı filiye cereyanı seriini almıştır — zatı şevketsimatı tacdarı azamînin lûtfen ve atıfeten itayı karar ve halli mesele buyurmaları zamanıdır.” (Ves. 112).

Efendiler, bundan sonra, Ferit Paşa Kabinesi, daha ancak üç gün sebat edebilmiştir.

Görüşmeğe, muvaffak olamadığım, dostum merhum Kerim Paşanın bazı zevata ifade ettiğine nazaran bu muhaberemizi aynen padişaha göstermeye muvaffak olmuş ve onun üzerine hissi mukavemet kırılmış.

Kerim Paşanın, Kara Vasıf Beye olan 8 Teşrinisani 1335 tarihli mektubunda da bu cihet işaret edilmiştir.

Merhumun bu mektubunda şu satırlar vardır:

“Sadrı sabık en son muhabere neticesile ve bunun pek devamlı tesir ve ciddiyeti münazarasile binnihaye çekilmek lüzumuna kail ve bulun kuvayı manevîyei mukavemeti zail olarak istifasını takdim eyledi… İşte sessiz sedasız, liveçhilvatan çalışılan ve tek başına bir azmi naçizi nezahetperverî ile başarılan vak’ai muazzama budur…

Nazarı dikkate almalıdır ki, bu yazıları ben yazmış ve sadrı sabık ile padişahımız efendimiz hazretleri, bunun cereyanı kâmilinden sonra, netayicine ıttıla ile derecatı muhkemesi karşısında ittihadı karar kılmışlardır… Teşebbüsün ve yazılan yazıların ne dereceye kadar yüksek nikatı ihtiva ettiği ve nasıl bir vicdanı selim ve fikri vekkat ile hakayikı cariyenin nakşi kırtas kılındığı elbette nezdi huda ve nazarı tarihi millette pirayedari asalet kalacaktır…

Bütün bunları bastü izaha beni sevkeden eshab (tespiti hakayikı macerayı mesbukadır)…” Kerim Paşa merhum mektubunun sonunda, “bu kâğıdımın bir suretini Heyeti Temsilîyeye göndermek lûtfunu diriğ etmezseniz hakayikı âliyenin tamamen ve iştiraken neşrine lûtfetmiş olursunuz” demiş ve sureti değil, fakat mektubun aslı bana gönderilmiştir. Bu mektubu da neşrolunacak vesaik meyanına koyacağım (Ves. 113).

Efendiler, bu muhaberenin vukubulduğu gecenin ferdası yani 28 Eylûl günü hulâsası, tekmil kolordulara şifre ile bildirildi.

Kerim Paşa merhumun Fuat Paşaya hitaben yazdığı ilk telgrafnamesinde, İstanbuldan zevatı âliyenin müdirânı harekâtla taayyün edecek mahalde mülâkatlarından bahsolunduğunu görmüştük. Buna mümasil, fakat makûs yani dahilden İstanbula gitmek yolunda bir teklif de bundan daha evvel Trabzondan çıkmıştı. Bunu, müsaade buyurursanız biraz izah edeyim; Trabzon Valisi Galip Bey 18, 19 Eylûl tarihlerinde devren Ardasede bulunuyordu. Kâzım Kara Bekir Paşanın Ardaseye gidip vali ile görüşmesi mevzuubahs idi. Bu zemin üzerinde 19 Eylûlde telgraf başında Kâzım Kara Bekir Paşa ile görüştük. Vesile, 18 Eylûl tarihli Trabzondan aldığım bir telgrafname idi. Kendisine aynen verdiğim bu telgrafnamede “menafii millîyeyi muhil olan 6 maddeyi kabul etmiyoruz. (Bu 6 madde İstanbul ile kat’ı münasebete ait emirdir.) Maruzatımızın zatı şahaneye iblâğı ciheti ise bir heyeti seferiye ile temin olunabilir kanaatindeyiz” denilmekte idi (Ves. 114). Kâzım Kara Bekir Paşa, makina başında Trabzon valisi ile görüşmüş ve hulâsasını bildirdi. Vali sual tarzında birtakım mütalealar serdetmiş, Kara Bekir Paşa muvafık cevaplar vermiş. Vali en nihayet “İstanbula bir heyet gönderilerek keyfiyetin hakipaye arzını ve bu heyetle kendisinin gitmesini teklif etmiş ise de bizim vesaiti muhtelife ile arzı keyfiyete tevessül ettiğimize göre, bu fikrinden nükûl etmiştir. Böyle bir heyetin gitmesi ve buna saray ahvaline vâkıf olan Gümüşane murahhası Zeki Beyin de ilâvesi teklif edilmekledir” denilmekle idi (Ves. 115).

Gariptir ki, iki gün sonra yani 21 Eylûl 1335 de Torulda Kaymakam Halit Beyin gönderdiği bir şifrede de bu heyet meselesinden bahsediliyordu. Fazla evhama duçar olan padişahı, ecnebîlerin ve Ferit Paşanın kucağına atmamak için Dersaadete mütenekkiren bir heyet izamı muvafık olacağı ve bu heyete murahhas Servet ve Zeki Beyler dahil edilirse memnunen kabul edecekleri Zeki Bey ifadesile bildiriliyordu (Ves. 116). Halil Beye, 22 Eylûlde verdiğim cevapta; Zeki ve Servet Beylerden mürekkep bir heyetin İstanbula gönderilmesi münasip olmadığını bildirdim. 24/25 Eylûl tarihinde Halit Beyden aldığım bir telgrafta, Trabzon muhalefetinin merkezini teşkil eden Trabzon Valisi Galip Beyi, kolordu ile Erzurum valisinin davetini kabul edip Erzuruma gitmediğinden, bizzarure kuvvei müsellâha ile mahfuzen bu gece (24/25 Eylûl) Erzuruma gönderdim” deniliyordu (Ves. 117).

Efendiler, garip tesadüf değil midir ki, merhum Kerim Paşanın ilk tavassut telgrafı Trabzon valisinin tevkif olunduğu gecenin ferdasında, Trabzonda vali ve Zeki ve Servet Beylerin ve bunların iğfali üzerine bazı zevatın İstanbul ile kat’ı rabıtayı ihlâl hususundaki teşebbüslerinin ve İstanbula bir heyeti mütenekkire halinde gitmek hususundaki plânlarının duçarı akamet edildiği tahakkuk ettiği bir günde yani 25 Eylûl günü keşide olunuyor ve bizi ancak 27/28 Eylûl gecesi aramak lüzumu hissediliyor. Cereyanı muhaberattan anlaşıldığına göre Erzuruma giden Vali Galip Bey, tekrar Kâzım Kara Bekir Paşaya, İstanbula bir heyet marifetile müracatten bahsettiğine dair Paşanın 27 Eylûl tarihli bir istizan telgrafını alıyoruz. Buna 28 Eylûlde cevaben verilen telgrafnamede, Kerim Paşa muhaberesi hulâsası mütalea olunduktan sonra, “Mevzuubahs müracaate lüzum görülüp görülmeyeceğinin iş’arını rica ederiz. Lüzum görüldüğü takdirde Trabzon valisinin, Dahiliye Nazırı Adil Beyden, harekâtı millîyemize muhalefet hususunda hiçbir farkı olmadığından kendisinin harekâtı necibei millîyemize hiçbir suretle müdahalesine müsaade buyurulmaması” cevabı veriliyor (Ves. 118). Kâzım Kara Bekir Paşanın 30 Eylûlde verdiği cevapta; “Trabzon valisinin bu gibi işlere karıştırılmaması hakkındaki” mütaleamızın isabeti tasdik olunduktan sonra, Trabzon ahvalinde çoktan intizar olunan salâhı hal husul buldu (Ves. 119).

Efendiler, bu son maruzatımla daha bir hakikat üzerinde fikirleri tenvir etmek isterim. Trabzon Valisi Galip Bey, Zeki Bey saray ve Ferit Paşa ile münasebettar idiler. Bir heyet halinde İstanbula gitmekten maksatları, maksadı millîye hadim olmak olmayıp İstanbulda icap edenleri tenvir ve bazı tedbirler tavsiye ve yeni talimat almak gibi makasıda da müstenit olduğuna bence şüphe etmeye mahal yoktu. Nitekim, Zeki Bey bilâhare İstanbula gittikten sonra arkasından lüzumu kadar para ve cephane gönderilmek vadile ve talimatı mahsusa ile Trabzon ve Gümüşane havalisinde, teşkilât yapmak üzere gönderilmiştir. Mumaileyhi, İneboluda tevkif ve Ankaraya celbettirmiştim. Bana, bu söylediğim hususatı tamamile itiraf eyledi. Yalnız, gûya İstanbulu aldattığını, alacağı para ve eslihayı gûya bize teslim etmek niyetinde bulunduğunu söyledi. Buna o gün ve hatta bugün inanacak safdiller bulunabilir mi? Maamafih ben, bu zatı Erzurum Kongresindeki münasebet hatırasına hürmeten yalnız ihtarat ve nesayihi lâzimede bulunmakla iktifa ederek serbest bırakmıştım.

Efendiler, hükûmeti merkezîye tarafından, Kolordu Kumandanı olarak Konyaya gönderilen Sait Paşayı 30 Eylûlde İstanbula iade ettik. Konya Valisi firari Cemal Beyin firarından evvel, tertip ettiği ilk Bozkır hadisesinin önüne geçmek için, Yirminci Kolordu ve Niğdede On Birinci Fırka marifetleri ve muavenetlerile, tedabiri muktaziye alınarak İstanbulun zühûruna intizar ettiği fenalığı, tevkif ettik. Ereğli, Bolu, Adapazarı, İzmit havalisinde teşkiline çalışılan Kuvayi Millîye Eylûl ayının son günlerinde büyük hassasiyet göstermeye başladı ve o civarlardaki Kuvayi Millîye rüesası, kabinenin temerrüdü halinde İstanbula harekete müheyya bulunduklarını bildiriyorlardı. Bu hususu, 28 Eylûlde, bütün memlekete ve bittabi İstanbula da tamimen bildirdik. Ancak, İzmit şehrinde 2 Teşrinievvel gününde menfi denebilecek yeni bir vaziyet karşısında kaldık. O tarihte İzmit Mutasarrıfı Suat Bey namında bir zat idi. Kendisini telgraf başına çağırdık. Son günlerdeki tebligatımızın tamamen alınıp icabatının yapılıp yapılmadığını sordum. Mutasarrıf Bey, verdiği izahatta diyordu ki: “Tebligatı aldım. İhtilâf ve şüriş olmaması için, ahaliyi serbest bırakarak dinlemeyi, en doğru hareket buldum. Menfi şayiat vardır. Heyeti Temsilîyeden izahat istemek ve bilhassa maksadın (İttihat hükûmetini evelki şeklinde ihya olup olmadığını kat’iyyen anlamak azmindedirler. Bendeniz, en bitaraf bir adam olmak üzere muhafazai sükûn ve asayişle mükellefim.): (bendeniz herkim ve her ne için olursa olsun neticesi meçhul bir maceraya başkalarını sevketmeyi doğru görmem.) (Teenni ve ihtiyat edilmesi taraşarı olduğumu tam bir tecrübem üzerine arzederim.) (Ves 120).”

Verdiğim cevap, aynen şu idi:

Sıvas, 2 Teşrinievvel 1335
Suat Beye

C. – İzmitte zerre kadar ihtilâf ve şürişe meydan vermemek, esas vazifeni: olduğu gibi tarafımızdan da hassaten rica edilmiş bir husustur. Teşkilât ve harekâtı millîyemizin maksat ve mahiyeti meşruasını, gerek zâtı âlinize ve gerek İzmitte birçok zevata ve bütün dünyaya karşı yazmış ve yazmakta bulunduğumuz beyanname ve izahnamelerle, en garezkâr düşmanlarımıza bile anlatmış olduğumuza şüphemiz kalmamıştır. Artık, ancak avamın kılükalinden başka bir mahiyeti olamayan dedikoduların, itayı karar hususunda, müessir olabileceğine imkân tasavvur etmiyoruz. Bundan başka, ahalinin istizaha lüzum gördüğü noktalar var idise, bunlar neden derhal istizah olunup halli mesele edilmemiş bulunuyor? Zatı âliniz bitaraf mevkiinde kalmayı tercih buyuruyorsunuz. Halbuki takip ettiğiniz hattı hareket kat’iyyen bitaraflık olamaz. Çünkü zâtı âliniz milletin meşru harekâtına hırsı bitaraflığınızı iddia eylediğiniz halde, harekâtı ihanetkâranesile gayrımeşru ve bizatihi madum Ferit Paşa Kabinesinin memurluğunu ifa etmekle meşgulsünüz. İttihatçılığın ihyasile iştigal edecek satıhbinlerden olmadığımızı zâtı âliniz pek güzel takdir buyurabilirsiniz. Zâtı âlinize pek halisane ve fakat, bütün kat’iyetiyle şunu arzederim ki, zâtı âliniz henüz Ferit Paşa Kabinesine itimat beslemiyorsanız bunu, Dahiliye Nezaretine resmen bildirmelisiniz. Eğer milletin hükmü ve arzusu hilâfına olarak Ferit Paşa Kabinesine itimadınız mevcut ise, İzmit ahalii muhteremesini harekâtı meşruai millîyesinde serbest bırakmak üzere derhal mevkiinizi terk ile İstanbula hareket ediniz. Bu iki noktadan herhangi birine ademi riayetiniz halinde hakkı âlinizde vukuu memul halin müsebbip ve mes’ulü yine zâtı âliniz olmuş bulunacağını kemali samimiyetle iblâğı bir vazifei vicdaniye addederim.

Heyeti Temsilîye namına Mustafa Kemal

Mutasarrıf Beyin “Kulunuzu itidal ile dinleyiniz Efendim; bendeniz, iyi ifade edemedim. Maksadınızın ulviyet ve meşruiyetinden, zaten bahsedilemez” cümlelerile başlayan cevabında, yazılan satırlar “bizi, yarınki Cuma namazı içtimaına kadar, halimize bırakınız. Ferit Paşaya, kim bilir, kaç defa kalemle hücum eden bendenizi nekadar fena nazarla görüyorsunuz Efendim” cümleleri ile hitam bulunuyordu (Ves. 121).

Bunun üzerine, ertesi günkü Cuma namazı içtimaına kadar intizar edeceğimize dair yazdırdığım telgrafnameye, şu iki cümleyi ilâve eltim: “Zâtı âlinizi fena nazarla gördüğüm hakkındaki zan doğru değildir. Çünkü vicdanımız muztarip olmaksızın verebileceğimiz hükümler, ancak netayici filiyeye muallâktır Efendim” (Ves. 122).

O tarihte, İzmitte, Miralay Asım Bey namında Dır zat, fırka kumandanı olarak bulunuyordu. Asım Beye de, bir iki gündenberi, telgraf başında tebligatta bulunulmuştu. Fakat hiçbir cevap alınamıyordu. Onu da, 2 Teşrinievvel günü makina başına çağırdım, konuştum. Kendisine; “Kabinenin sukut edeceği ve belki de sukut etmiş olması muhakkaktır; binaenaleyh milletin azim ve iradesi her türlü tereddüdün fevkınde haizi salâbettir” dedikten sonra kat’î mütalea ve kararına mııntazır olduğumu söyledim (Ves. 123). Fırka Kumandanı Asım Beyin uzun mazeretler ve mütalealarla dolu cevabından çıkan müspet mana, şimdiye kadar cevap vermeyişinin sebebi, İstanbuldaki Kolordu Kumandanından istizana cevap alamayışından ileri geldiği (Ves. 124) ve yarınki Cuma namazında mukarrerat ittihaz edileceği cümlelerile hulâsa edilebilir (Ves. 125). Bazı nesayih ve teşvikatı mutazammın cevabımızda ezcümle şunları dedim: “Ferit Paşanın, yarına kadar çekilmesi ağlebi ihtimaldir. Bu takdirde, yarınki içtimaınız neticesinde zâtı şahaneye ve taayyün ettiği takdirde yeni kabine reisine, kabinenin amali millîyeye tamamen mutavaatkâr, bitaraf zevattan terkibini istirham etmek hususunu ve buna intizar edildiğinin arzedilmesini temin buyurunuz. Bir de, vatanımızı ve istiklâli millîmizi kurtarmak için, teşekkül edecek yeni kabine ile müttehiden, daha pek çok çalışmaya ihtiyacımız olduğundan tamamen sükûnet dairesinde Heyeti Temsilîye kararile arzettiğim hususatı nazarı dikkatte bulundurarak teşkilâta devam buyurulmasını rica ederim” (Ves. 126).

Efendiler, ben, Asım Beye bu son cümleleri yazdırırken (2 Teşrinievvel 1335, saat 3:40 sonrada) araya imzasız şöyle bir servis girdi:

“Paşa Hazretleri, İstanbulda hususî arkadaşlar söylediler. Tekmil akşam gazeteleri yazıyormuş. Ferit Paşa ahvali sıhhiyesine binaen istifa etmiş. Tevfik Paşa kabineyi teşkile memur buyurulmuş. Daha sabahtan söyleniyordu, fakat teeyyüt etmemişti, şimdi teeyyüt etti Efendim.”

“Bu telgrafı kim veriyor? Anlayınız,” dedim. Sormaya zaman kalmadan telgraf şu suretle devam etti:

“Biz, Ankara telgrafçıları! Paşa Hazretlerinin hakipayine arzı tazimat eyleriz ve vatanımızın başına bir kâbusu belâ olan bu kabinenin devrilmesi için milletin başında bulunup muvaffak olmasını tebrik ederiz. Lûtfen söyleyiniz.”

Telgraf muhaberesi munkati oldu. Hakikaten 2 Teşrinievvel Ferit Paşa Kabinesi sukut etmiş bulunuyordu. Fakat yeni kabineyi teşkil eden Tevfik Paşa değil, Ayandan Birinci Ferik Ali Rıza Paşa idi.

Efendiler, sırası gelmişken, arzedeyim; umum telgrafçılarımızın, teşebbüsat ve harekâtı millîyemize ifa eyledikleri fedakârane hizmetlerinin millî tarihimizde mühim mevkii vardır. Kendilerine bugün alenen teşekkür etmeyi bir vazife addederim.

Gâzi Mustafa Kemal ATATÜRK