İKİ MAKALE İKİ HABER

22.1.2014 tarihinde Yenişafak’ta Abdülkadir Selvi’nin yazdıkları, anlattıkları nedir; gerçekler nedir?
Yandaş medya ayrı bir dünyada yaşıyor ve “Deccal’in nişadır’ı su gibi sunması” misali, kamuoyuna gerçekleri tersinden sunuyor…
AB başka konuşuyor, uyarıyor, muhtıra çekiyor; Selvi boylu ise “üzümü arpa niyetine” bile değil, alenen “siyahı beyaz olarak yedirmeye” çabalıyor…
Abd.Selvi hızını alamıyor; hem uluslararası bir karar olmaksızın başka bir ülkenin içişlerine karışarak içsavaşa doğrudan müdahil olduklarını, hem de TBMM’nin onayını almadan hareket ettiklerini ağızlarından kaçırıyor. Bunu yaparken de, itirafları Başbakan Erdoğan’ın “ağzından” kaleme alıyor…
Gelelim başlıktaki makaleye, iki haber ve diğer makaleye…

16001

22.01.2014
Abdülkadir Selvi, Yenişafak

Tırlar hangi tarihten bu yana gidiyordu?

Başbakan’la gece yarısı geldik Brüksel’e.
Soğuk ve yağışlı bir hava karşıladı bizi.
Islak sokaklardan, aydınlatılmış caddelerden geçip Brüksel’in içinde uzun bir tur attıktan sonra bir meydana geldik.
Gece saat 00.08’di.
Ve meydan doluydu.
Yağmura ve soğuğa rağmen bayrağını kapan, pankartını yazan vatandaşlarımız Brüksel meydanına koşmuştu.
Gurbetçiler bu kez de 17 Aralık darbesine karşı ses vermeye gelmişlerdi aynen Trabzon’da, Ankara’da, İstanbul’da olduğu gibi.
Şimdiye kadar birçok miting izledim ama ilk kez AB başkentinde düzenlenen bir miting izledim.
Uçağımız Brüksel’e indiğinde Suriye’de yaşanan vahşeti belgeleyen fotoğraflarla karşılaşmıştık.
Başbakan’ın gece yarısı mitingine elbette ki bunlar damgasını vurdu. Erdoğan bir kez de AB’nin kalbinde seslendi insanlığa. ‘Ses ver Cenevre-2’ dedi.
Ancak meydan Suriye’den ziyade 17 Aralık darbe girişimiyle meşguldü.
Açtıkları Türk bayrakları, taşıdıkları Rabia pankartları ve attıkları sloganlarla onu gösteriyorlardı.
Onlar bu kritik süreçte Başbakan’a destek verdiler Başbakan da onlara mesaj.
Gecenin bir yarısında Brüksel meydanında,
‘Huzurlu olun, rahat olun’ dedi.
Sonra başka bir şey daha dedi;
’17 Aralık’ın da 25 Aralık’ın da üstesinden gelecek muktedir bir AK Parti iktidarı var.’
Meydan mesajını aldı, dağıldı.
5 yıl önce yine Başbakan Erdoğan’la birlikte gelmiştik Brüksel’e.
Öyle bir kar yağışı vardı ki. Uçağımız uzun süre alkolle yıkandıktan sonra uçabilmişti.
Büyük heyecan vardı ama Avrupa’da bazı sorunlar da uç vermişti.
Son 1 yıl önceki hareketlenmeyi saymazsak kayıp 5 yıl oldu.
Bu kez 17 Aralık paralel darbe girişimi ve HSYK krizinin ardından geldik AB’ye.
Türkiye’nin AB perspektifini kaybetmemesine inanmış birisi olarak, ilişkilerimizin yeniden canlandırılmak istenmesinden dolayı heyecanlanmıştım doğrusu.
Ama TUSKON’un Brüksel’de 1 haftadır yürüttüğü karşı kampanya nedeniyle olumsuz bir havayla karşılaşmaktan dolayı da doğrusu endişeliydim.
Dün Brüksel’de üç önemli gelişme yaşandı.
Üç konuda çok önemli mesajlar verildi.
Öncelikle Brüksel’de verilen üçlü fotoğraf önemliydi.
Başbakan Erdoğan, AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun birlikte görüntü vermeleri yararlı oldu.
Böylece hem AB hem Türkiye cephesinde üyelik konusunun yeni bir ivme kazanmasının resmiydi o.
Ayrıca Türkiye’nin tam üyeliğini engelleme adına Merkel tarafından gündeme getirilen imtiyazlı ortaklık önerisi Konsey Başkanı Rompuy tarafından çöp kutusuna gönderildi. Tam üyeliğin altını çizdi.
Basın toplantısında dikkatimi çeken bir başka nokta da hem Barroso hem de Rompuy’un kullandığı dil oldu.
İki AB yetkilisi çok pozitif bir dil kullandılar.
Başbakan’la görüşmelerinden söz ederken gayet samimi ve açık görüşmelerimiz oldu diye birkaç kez değinme ihtiyacı duydular.
Erdoğan’ın liderlik özelliği bu.
Karşısındakine güven veriyor, inandırıcı.
Başbakan’ın AB’deki görüşmelerinde en çok sıkıntı duyulacağından endişe edilen nokta HSYK ile ilgili düzenlemeydi.
AB yetkilileri ilk kez Başbakanın ağzından yolsuzluk sosuna bulandırılan 17 Aralık darbe girişimini ve HSYK düzenlemesini dinlediler.
Yargı bağımsızlığı AB’nin hassas olduğu bir konu. Bir süredir AB nezdinde HSYK düzenlemesi ile yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılıyor, yargı bakana bağlanıyor şeklinde propaganda yapılıyor.
Başbakan üçlü görüşmede 17 Aralık darbe girişiminin gerçek yüzünü anlattı. HSYK düzenlemesi konusunda AB’nin uyarılarının dikkate alınmak suretiyle komisyonda yapılan değişiklikleri izah etti.
Başbakan yabancı basının da yoğun ilgi gösterdiği basın toplantısında yargıçlar devleti ile milli iradenin hakim olduğu demokratik devlet arasındaki farkı iyi izah etti. Öyle ki bu konuda eleştirel bir dille soru soran yabancı gazeteciler salondan tatmin olmuş bir şekilde ayrıldı.
Ayrıca Başbakan’ın üslubu ve bilgilendirmeyi önemseyen tarzı da yararlı oldu.
Görüşme sonunda Barroso, ‘Türkiye bu konuda yalnız değildir’ diyerek güçlü bir destek verdi. Bir kez daha gördük ki, AB ihmal edilemeyecek kadar önemli bir yer.
TSK 2 YIL SONRA SURİYE’YE GİRMEK ZORUNDA KALABİLİR
Brüksel notlarına ara verip bir bilgiyi paylaşmak istiyorum.
Brüksel yolunda en önemli gündem maddemiz MİT’e ait tırlara karşı yapılan operasyondu.
Bir devlet kendi operasyonlarını deşifre eder mi. Bu operasyonların Cenevre-2 ile irtibatı var mı?
Bu soruların yanıtını aradık.
2011 yılı Nisan ayında MİT, Genelkurmay ve Dışişleri, Suriye konusunda ortak bir çalışma yapmış.
Mülteci akınını önlemek için Suriye’nin içinde bölgeler oluşturulması ve buralara yardım edilmesi kararı alınmış. Bu karar kapsamında 2011 yılı Nisan ayından bu yana Suriye’ye yüzlerce tır gitmiş ve 200 milyon dolar harcanmış.
Şimdi soru şu; 17 Aralık’a kadar 3 yıl içinde yüzlerce tır giderken sorun çıkmıyordu da 17 Aralık’tan sonra neden sorun oldu.
Bu aktaracağım ise soru değil, kaygı.
Eğer Türkiye, Suriye içinde kendine yakın gruplarla bu önlemleri almazsa. 2 yıl sonra Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye’ye girmek zorunda kalabilir.’
PKK saldırıları nedeniyle yıllarca Irak’a sınır ötesi operasyon düzenlenmek zorunda kalmadık mı?

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/AbdulkadirSelvi/tirlar-hangi-tarihten-bu-yana-gidiyordu/49697

***

22 Ocak 2014, 11:56

AB’den Erdoğan’a muhtıra! İşte AB’ye verdiği sözler!

Avrupa Birliği’nin (AB) Başbakan Erdoğan’a muhtıra gibi uyarılarda bulunduğu ortaya çıktı. AB’nin üç koldan yaptığı uyarılar üzerine, Başbakan Erdoğan’ın, Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu’ndan beri cemaatin “paralel devletini tasfiye” gerekçesiyle ağır bir biçimde ihlal ettiği hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve “güçler ayrılığı” ilkesine uyma konusunda AB’ye SÖZ VERDİĞİ ortaya çıktı. Medya korkusundan muhtırayı adeta geçiştirdi.

Erdoğan, 17 Aralık’tan bu yana sık sık anayasayı askıya alarak yargıya darbe yapan AKP’nin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu (HSYK) ele geçirmek için getirdiği, demokrasinin ırzına geçen yasa teklifinin ardından önceki gün AB’nin başkenti Brüksel’e gitti. Erdoğan dün AB Komisyonu Başkanı Manuel Barroso, AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy ve Brüksel’de Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz ile görüştü.

Görüşmelerde ÜÇ BAŞKAN DA ERDOĞAN’I hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve güçler ayrılığı konusunda UYARDI. Başkanların üçü de söz konusu demokrasinin temel ilkelerinin AB’ye tam üyelik için OLMAZSA OLMAZ koşul olduğunu belirterek, bu koşulların yerine getirilmemesi halinde Türkiye’nin TAM ÜYE OLAMAYACAĞINI ifade ederek NAZİKÇE MUHTIRA VERDİ.

Medya üç başkanın konuşmalarında yer alan MUHTIRAYI YUVARLAYIP GEÇİŞTİREREK KAMUOYUNDAN SAKLARKEN, Avrupa’nın endişelerini Erdoğan’la paylaştığını belirten AB’nin Başbakanı sayılan AB Komisyonu Başkanı Manuel Barroso’nun sözleri aynen şöyle:

“Bugün Türkiye’de neler olduğu konusunda Başbakan Erdoğan ile çok açık ve samimi bir biçimde tartıştık. Erdoğan, hukukun üstünlüğüne tam saygı göstereceği NİYETİ, yargı bağımsızlığı ve güçler ayrılığı konusunda GÜVENCE VERDİ. Bunlar demokrasinin temel ilkeleridir ve herşeyden önce Türkiye’nin kendi politik ve ekonomik çıkarınadır. Bunlar aynı zamanda Avrupa’ya tam üyelik görüşmelerinde Kopenhag kriterlerinin merkezinde yer alır ve YAŞAMSALDIR.

“Türkiye reformları sürdürmeye devam edecektir. Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı durumları izliyoruz, Türkiye yalnız değildir, destek vermeye devam edeceğiz. Başbakan bu müzakereleri sürdürmedeki kararlılığını, bunla ilgili reformları gerçekleştirmedeki KARARLILIĞINI BELİRTTİ.”

AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy’un Erdoğan’la birlikte yaptığı açıklamada verdiği muhtırayı şu sözlerle dile getirdi:

“Görüşmemizde, Türkiye’de 17 Aralık’tan bu yana yaşanan gelişmeleri ele aldık. Ben Türkiye’nin üye adayı bir ülke olarak, üyeliğe giriş için UYMAYA SÖZ VERDİĞİ, hukukun üstünlüğünün uygulanması ve güçler ayrılığı dahil siyasi kriterlere SAYGI DUYMA SÖZÜ VERDİĞİNİ vurguladım. Yargının tarafsız ve şeffaf bir biçimde, ayrımcılık yapmadan işlev görmesini garanti altına almayı öngeren kazanımlarda geriye gidiş olmaması önemlidir. Bu konuda Türkiye ve AB arasında daha fazla diyalogdan memnun olurum.”

Yaptıkları görüşmenin ardından Erdoğan’la birlikte basın toplantısı düzenleyen Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz ise HSKY düzenlemesi yasalaşması halinde AB’nin nasıl bir tepki verileceği sorusu üzerine “HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ KORUNMALI. ERKLERİN AYRILIĞI VE YARGININ BAĞIMSIZLIĞI KORUNMALI” diyerek, Erdoğan’ı Avrupa kamuoyunun önünde uyardı.

Oğlu Bilal Erdoğan’ı savcılığa ifade vermeye bile göndermeyerek hukukun üstünlüğünü ayaklar altına alan ve ülkede artık “AKP’nin üstünlerinin hukuku”nun geçerli olduğunu dünyaya gösteren Erdoğan, aynı soruyu yanıtlarken Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu iddia etti. Erdoğan, HSYK’nın standardının olmadığını, AB’de her ülkede farklı biçimde yapılandığını savunarak HSYK’yı kendine bağlama girişimini haklı göstermeye çalıştı.

Erdoğan’ın savunması üzerine ARAYA GİREN Schulz, Erdoğan’a “SİZ VE HÜKÜMET ÜYELERİ YARGININ BAĞIMSIZLIĞI İLE İLGİLİ SORULARA ŞAŞIRMAMALISINIZ. Bu AB ülkelerinde de gündeme gelen bir konu. Yargının bağımsızlığı tartışmalara neden olabiliyor. Türkiye’ye özel bir durum değil. Yargı bağımsızlığında politik kaygılardan uzak olması gerektiğini söylüyoruz. Aynı fikirde olmasak da kendisinin açık sözlülüğünden dolayı kutluyorum” dedi.

Erdoğan’ın AB’ye verdiği sözleri tutup tutmayacağı merak konusu oldu.

http://www.gazetecileronline.com/newsdetails/12556-/GazetecilerOnline/abden-erdogana-muhtira-iste-abye-verdigi-sozler

***

22 Ocak 2014, 14:44

Neler olmuş neler?
TIR’lar sıkıştırdı, itiraflar başladı..

Hatay ve Adana’da durdurulan TIR’lardan çıkan ağır silahlar ve mühimmatın Suriye’de, kanlı terör örgütü El Kaide’ye gönderildiği kuşkusunun giderek güçlenmesi, itirafları da beraberinde getirdi. Hükümet, TIR’lar nedeniyle savaş suçundan Layeh’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda yargılanma olasılığının ortaya çıkması üzerine Suriye’de çevirdiği alengirli işlerin ipuçlarını vermeye başladı.

Hükümetin müthiş itirafını, Yeni Şafak yazarlarından Abdülkadir Selvi yazdı. Selvi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la önceki gün Brüksel’e giderken TIR’lara dönük operasyonlara ilişkin soruların yanıtlarını almaya çalıştıklarını belirterek, verilen yanıtları, Yeni Şafak’taki bugünkü köşesinde, “TSK 2 yıl sonra Suriye’ye girmek zorunda kalabilir” ara başlığı altında şöyle anlattı:

“2011 yılı Nisan ayında MİT, Genelkurmay ve Dışişleri, Suriye konusunda ortak bir çalışma yapmış. Mülteci akınını önlemek için SURİYE’NİN İÇİNDE BÖLGELER OLUŞTURULMASI ve buralara yardım edilmesi kararı alınmış. BU KARAR KAPSAMINDA 2011 yılı Nisan ayından bu yana Suriye’ye yüzlerce tır gitmiş ve 200 milyon dolar harcanmış.

Şimdi soru şu; 17 Aralık’a kadar 3 yıl içinde YÜZLERCE TIR giderken sorun çıkmıyordu da 17 Aralık’tan sonra neden sorun oldu.

Bu aktaracağım ise soru değil, kaygı.

Eğer Türkiye, Suriye içinde kendine yakın gruplarla bu önlemleri almazsa. 2 yıl sonra Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye’ye girmek zorunda kalabilir.

PKK saldırıları nedeniyle yıllarca Irak’a sınır ötesi operasyon düzenlenmek zorunda kalmadık mı?”

GİZLİCE GÜVENLİ BÖLGELER OLUŞTURMUŞLAR

Selvi’nin bu yazdıkları pandoranın kutusunun kapağını araladı.

ABD Merkezi Haberalma Örgütü (CIA) Arap Baharı’nın arkasına saklanarak başlattığı ayaklanmayla çıkan iç savaşın ardından AKP, ABD’nin sürekli Suriye’ye askeri müdahalede bulunmasını istemişti. ABD buna yanaşmayınca bu kez Suriye’de iktidara getirmek istediği Müslüman Kardeşler ile Katar ve Suudi Arabistan’dan dünyadan toplayıp getirdiği El Kaide ve Taliban için güvenli bölgeler oluşturulmasını istemişti. ABD buna da yanaşmamıştı.

Selvi’nin yazdıkları, AKP’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) KARARI OLMADAN, Türk halkından gizlice Suriye’nin İÇ İŞLERİNE karıştığını, bu ülkelerde gizli operasyonlar yürüttüğünü, yine gizlice güvenli bölgeler oluşturduğunu, söz konusu tampon bölgelere silah ve mühimmat taşıdığını, kelle kesen ve kalp söküp yiyen kanlı örgütleri destekleyerek Suriye’deki İÇ SAVAŞIN derinlenmesine, ülkenin kan gölüne dönmesine neden olduğunu kanıtlıyor.

“ÖRTÜLÜ” PARALAR BURALARA GİTMİŞ

Selvi’nin yazdıkları, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın emrindeki ÖRTÜLÜ ödenekteki son üç yıda 2 milyar lirayı geçen esrarengiz harcamaların nereye gittiğini; Başbakan Erdoğan’ın kendi ideolojidaşlarını Suriye’de iktadara getirmek için halkın kendisine güvenerek teslim ettiği paraları ŞAHSİ İDEALLERİ için harcadığını gösteriyor.

Ortaya çıkan bu gerçeklerin ardından şimdi bir de o güvenli bölgelerin kimler için oluşturulduğu sorusu gündeme geldi: O bölgeler, kanlı terör örgütü EL KAİDE’nin Suriye kolu olan El Nusra Cephesi ve Irak Şam İslam Devleti için mi oluşturuldu? O bölgelerde, Suudi Arabistan ve Katar’ın dünyanın dörtbir yanından toplayıp getirdiği, AKP Hükümeti’nin sınırı açarak Suriye’ye yerleşmesini sağladığı, Türkiye için büyük tehdide dönüşen El Kaide ve Taliban militanları mı var?

http://www.gazetecileronline.com/newsdetails/12559-/GazetecilerOnline/neler-olmus-neler-tirlar-sikistirdi-itiraflar-basl

***

22.01.2014 12:51
Kader Sevinç

Başbakan Brüksel’de ne hedefledi ne aldı?

Avrupa Birliği üyelik süreci ve etrafındaki tartışmalar maalesef Türkiye’de hiçbir zaman hak ettiği değeri göremedi. Konunun bilgi temelli tartışma, iç siyasi hesaplardan uzak ele alınması fırsatları çoğu zaman kaçırıldı.

Bugün içinde bulunulan bu tablonun oluşmasında siyasi iktidarın tavrı belirleyici önemde olsa da aynı zamanda iktidarın politikalarından memnun olmayan ama AB üyelik müzakerelerini diğer bir deyişle demokratikleşme sürecini “gündemde değil” gerekçesiyle geriye itenler de sorumluluk sahibidir. AB “gündeme” iktidar sahiplerinin istediği zaman geldiğinde gecikilmiş olması kaçınılmaz. Bununla birlikte bugünden itibaren yapılması gereken çok iş var Türkiye’nin demokratik geleceğine gerçekten inananlar için.

Yıllardır Brüksel’deki üst düzey temaslar ve Brüksel’de yaşananların medyaya nasıl yansıdığını üzülerek görüyorum. Bu Türkiye’ye özel bir durum diyebiliriz. Brüksel de bu bakımdan özel bir yer.

Bu nedenle Başbakan Erdoğan’ın Brüksel gezisi hakkında gözlemlerimi paylaşmamın doğru olacağını düşündüm.

Avrupa’nın çeşitli yerlerinden otobüslerle Brüksel’e karşılama için yurttaş taşıyarak yapılan karşılama çoğu kişinin zaten yoldan geldiği düşünülünce karşılayanın kim karşılananın kim olduğu sorusunu akla getirdi.

Batılı liderlerin böyle bir alışkanlıkları olmadığı ve AB kurumları ile temas programında yeri olmadığı için şaşkınlıkla karşılandığı söylenebilir.

Başbakan’ın programında ertesi gün AB kurumlarıyla görüşmeleri ve akşam Belçika’ya göçün 50. yılı etkinliklerine ayrılmıştı. AB Konseyi Başkanı Van Rompuy ve AB Komisyonu Başkanı Barroso ile görüşmelerde mesajlar tüm açıklığı ile verildi. Basın toplantılarında temsil ettikleri kurumların niteliği nedeniyle olabildiğince diplomatik bir kullanmaya özen gösteren Van Rompuy ve Barrosso özgürlükler, yargı bağımsızlığı, HSYK, yolsuzluklar konularında “açık ve dürüstçe” mesajlar verdi. Diplomasinin dilinde bunun ne anlama geldiğini o dili bilenler anlayacaktır. Avrupa Parlamentosu siyasi kimliği ve karar alma mekanizmasındaki yeri nedeniyle hem kapalı toplantılarda hem de basına açık toplantılarda daha da açık sözlüydü.

NE HEDEFLENDİ NE SONUÇ ALINDI

Ziyaretten hedeflenen sonuçların hangilerinin elde edildiğine bakılınca ortaya pek parlak bir tablo çıkmıyor maalesef:

– Brüksel’e ziyaret için 5 yıl ara verilmiş olmasının nedeni AB zirvelerine davet edilmiyor olmaktı. Görüldüğü kadarıyla 5 yıl sonra yapılan ziyarette bu konuda bir ilerleme kaydedilemedi. Demokratik sicili 5 yıl öncesine göre daha kötü bir ülke çıktı AB’nin karşısına. Türkiye itibar kaybetti ve AB üyeliği yolunda Türkiye karşıtlarının eli güçlendi.

– Ziyaretin bir diğer amacı AB müzakerelerinde yaşanan tıkanıklığın aşılmasıydı. Başlıklarla ilgili bu yönde bir ilerleme işareti de görülmüyor.

– Basın toplantılarında AB yetkilileri özgürlükler ve hukuk ile ilgili endişelerini “açık ve dürüstçe” ifade ettiklerini söyledi. Bu diplomatik ifadenin ardında açık ve güçlü mesajların olduğu görülüyor. Bu gerginlik basın toplantılarına da yansıdı.

– AB’den verilen ana mesaj; eğer özgürlüklerin bugünkü durumu devam eder ve HSYK değişikliği olduğu gibi yapılırsa Kopenhag Kriterleri ihlali sayılır.

– Kopenhag Kriterleri bir ülkenin AB ile müzakereye başlamasının temelidir. Bu ortadan kalkarsa müzakereler durur. Uzun süredir daha üstü örtülü verilen AB müzakerelerini durmaya sürüklüyorsunuz mesajı bu kez açıkça paylaşıldı.

– Ocak ayında görüşmeleri yapılacak Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu’nda da bu mesajların yansımaları görülecek.

– 2008 yılında CHP AB Temsilciliği’ni kurduğumuzdan bu yana AB Temsilciliği projesi bir kaç kez duyuruldu fakat bir türlü gerçekleşemedi. Ziyaret Kasım ayında ilk açıklandığında bu ziyaret sırasında iktidar partisinin bir AB Temsilciliği açacağı da duyurulmuştu. Adı yolsuzluk davalarına karışan eski AB Bakanı’nın ve yeni AB Bakanı’nın yönettiği bu proje bir kez daha aksadı. Açılamadı. Partinin AB Temsilciliği olmayınca yıllardır çalışmalarını sürdüren, daha önce açılmış olan T.C. AB Daimi Temsilciliği binasının açılması düşünüldü.

– Kıbrıs konusunda mesafe alınamadı, onun yerine “bölgesel işbirliği” konusunda kalındı. Türkiye’nin neler yaptığı ve neler yapabileceği konuşuldu.

– Avrupa Parlamentosu’ndaki Türkiye’nin üyeliğini en çok destekleyen siyasi gruplar dahi sert açıklamalar yaptı. Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz ile kapalı toplantının tansiyonu basın toplantısına da yansıdı. Basın önünde –diplomatik dilin sınırlarını aşmayan- bir tartışma yaşandı.

– Basına kapalı görüşmede Avrupa Parlamentosu’nun siyasi niteliği nedeniyle temsilciler çok daha az diplomatik ve açık mesajlar verdi. Bazıları bu mesajlarını sosyal medyada da yazdı. Örneğin Liberal Grup’tan bir milletvekili Türkiye için uluslararası bir hukuk incelemesi çağrısında bulundu. Avrupa Parlamentosu’ndaki Türkiye’nin üyeliğini en çok destekleyen siyasi gruplar dahi Türkiye’nin üyeliğine daha mesafeli ve eleştirel açıklamalar yaptı.

– Gezi protestolarındaki tavrı nedeniyle Türkiye’de siyasi iktidar tarafından AB’ye söylenen “dış mihrak” , “iç işimiz” söylemi duyulmadı.

ACİL DEMOKRASİ

Avrupa’da demokrasi ve yargı bağımsızlığı dersi verileceği, dosyalarla gelindiği kamuoyuna duyurulurken basın toplantısında “AB’nin tavsiyeleri oldu, onları alıp komisyondan geçirdik” ifadesini dinledik. Ziyaretin sonucunda Türkiye açısından ne elde edildiği belli değil. AB kurumları açısından ise onlar görüşlerini “açıkça ve dürüstçe” ifade etme ve en üst düzeyde uyarıda bulunma imkanı buldular.

Bütün bu gelişmeler aynı zamanda yepyeni bir demokratikleşme talebinin ve harekete geçişin aciliyetini de vurguluyor. İlerici kesimler bu demokrasi talebini AB üyelik hedefi ve çerçevesi ile birleştirerek siyasi iktidara rağmen Türkiye’nin geleceğine önemli olumlu etkilerde bulunabilirler. Hepimiz için ertelenemez bir sorumluluk olan daha iyi bir gelecek kurmak için katkımızı gecikmeden sunmalıyız. En yakınımızdaki seçenekten başlayarak.

Kader Sevinç
CHP AB Temsilcisi ve PES Yönetim Kurulu Üyesi

Odatv.com

http://www.odatv.com/n.php?n=basbakan-brukselde-ne-hedefledi-ne-aldi-2201141200

***

pS. Ne diyor Selvi boylum? “Bir devlet kendi operasyonlarını deşifre eder mi?
Yeniden yazalım: BİR DEVLET kendi operasyonlarını deşifre eder mi?
Bir daha okuyalım: Bir devlet KENDİ OPERASYONLARINI deşifre eder mi?
Ve soralım: DEŞİFRE eder mi gerçekten?
Ekleyelim: Akıllı düşmanın olacağına Abdülkadir Selvi gibi “yollarda beraber yürüyeceğin” bir dostun olsun, bir daha da burnun pislikten çıkmaz, iki yakan asla bir araya gelmez. Ocağına ateşler düşer adamın…

pS2. KUMPAS meselesi kamuoyunca eksik anlaşılmış olabilir düşüncesiyle bir hatırlatma yapmakta fayda var: Yalçın Akdoğan, Cemaat’i işaret ederek (açıkça adres göstererek) “Orduya kumpas kurdular” mı diyor? Yoksa başka türlü mü konuşuyor?
Bknz. 17 Ocak 2014 tarihli köşesinde Arslan Bulut makalesine hangi sözlerle başlıyor:
“Yalçın Akdoğan, ‘Tayyip Erdoğan, milli orduya kurulan kumpası biliyor‘ sözlerinin maksadını aşan bir şekilde yorumlandığını söyledi ama…”

Émile, Jean T.