AVNİ COŞ, 1993 ve ÖTESİ-BERİSİ

huseyin-avni-cos_523312

29 Kasım 1996

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, Çekiç Güç’ün Türkiye aleyhindeki ve yasadışı faaliyetlerini somut olarak saptamıştı. Bu konuda birden fazla rapor hazırlayıp Genelkurmay Başkanlığı’na verdi. Bu nedenle JUSMMAT Komutanı ABD’li Tümgeneral, Mart 1992’de, Org. Bitlis’i Çekiç Güç hakkında bilgi topladığı için Genelkurmay Başkanlığı’na şikâyet etti. Bu şikâyet metni, Genelkurmay kayıtlarında bulunuyor. ABD’lilerin bu girişimi Bitlis’i sınırlayamayınca, JUSMMAT Komutanı ve Çekiç Güç’teki subaylar, Jandarma Genel Komutanı’nı Washington’a iki kez şikâyet ettiler.

Amerikalı subaylar ile Org. Bitlis arasındaki çatışma şiddetlendi. Eşref Bitlis, Jandarma Genel Komutanlığı’nda içinde görev yapan Özel Harp uzmanı ABD’li subayları komutanlıktan attı. Bununla kalmadı, Kuzey Irak ve Güneydoğu’da faaliyet yürüten yardım kuruluşlarındaki CIA’cı ve Özel Harpçileri de engelledi. İstihbarat kuruluşları denetiminde faaliyet yürüten NGO’ların faaliyeti Bitlis döneminde denetim altına alınmıştı. Org. Bitlis, CIA’cıların Kuzey Irak’a Silopi’den giriş çıkışlarını yasakladı. Gıda yardımı görüntüsüyle Kuzey Irak’a sokulan silahları yakalatan da Orgeneral Bitlis oldu. Çekiç Güç’ün verdiği bu silahlar daha sonra Güneydoğu’da PKK’lılarda yakalanmıştı.

Org. Bitlis, 1991 yılı başında ABD’nin Türkiye’yi Irak’a karşı kara harekâtına sürme yolundaki baskılarına karşı koyanların başındaydı. Bitlis, ABD’nin 90-1002 numaralı gizli planını saptayıp Genelkurmay’a raporla bildirdi. Bu gizli plan, daha Jimmy Carter zamanında ABD’nin Ortadoğu’ya asker çıkarmayı hedeflediğini saptıyordu. Org. Bitlis’in o tarihte Kara Kuvvetleri Komutanı olan Doğan Güreş ile çatışması o zaman başladı. Çünkü Güreş, Bitlis’in raporlarının fiili bir öneminin bulunmadığını ileri sürüyordu, ABD’nin bu planlarını ‘aktiviteye geçirmeyeceğini’ söylüyordu.

Bitlis, ABD’nin bu planlarını Cumhurbaşkanı Özal’a da bildirmişti. Özal, Bitlis’in raporlarını Bush’a ve ABD Savunma Bakanı Cheney’e bildirmeye o zamandan başladı. Bush, bu davranışı nedeniyle Camp David’den Özal’ı arayıp tebrik etti. ABD Genelkurmay Başkanı Collin Powell ve Çevik Kuvvet (Central Command) Komutanı Schwarzkopf daha o zamandan Eşref Bitlis’e kafayı taktılar.

Doğu PERİNÇEK

***

Şimdi resimdeki AVNİ’ye dönelim, ama…
Avni denince akla bin türlü soru geliyor.

Twitter’da Avni var, hani ne dese çıkıyor.

Mısır’da ikinci derinlikçi Avni var örneğin;
Bişeycikler olmaz dedi, Mursi gitti Sisi geldi.

Ya da İst.’un mutlu Avni‘si var, her eve lâzım.
Bir de resimdeki, antifrizci Avni var, evlere şenlik.

Oğuz Aral’ın Avanak Avni’si de vardı.
Gırgır sayfalarında…
Ne gülerdik…

***

2003 senesinde Hürriyet’te Yalçın Bayer anlatıyor:

4 Mayıs 2003
Yalçın BAYER

“Ödüllü” Vali H. Avni Coş görevden alınamaz çünkü…
“TAYYİP, Bingöl Emniyet Müdürü’nü neden anında görevden aldı?” sorusunun yanıtını Star’da Saygı Öztürk çok güzel bir şekilde açıklamış.
Tayyip Erdoğan’ın Siirt’te yaptığı “süngülü, minareli” konuşmayı kayda aldırıp savcılığa göndererek mahkûmiyetine yol açan Siirt Emniyet Müdürü Osman Nuri Özdemir’di.
Özdemir görevini yapmış; her zamanki gibi banda aldırdıkları siyasetçilerin konuşmalarını savcılığa göndermişti.
Diyarbakır Emniyet Müdür Yardımcısı’yken, PKK’ya ve Hizbullah örgütüne karşı gösterdiği başarı nedeniyle Siirt Emniyet Müdürlüğü’ne atanmıştı.
Türkiye gariplikler ülkesidir; Erdoğan bugün Siirt’ten milletvekili seçilip Başbakan oldu. Özdemir, Öztürk’ün dediği gibi “Siirt’in rövanşı alındı” ve önceki gün merkeze çekiliverdi.
Emniyet Müdürü Özdemir’i şikâyet eden kim? Bingöl Valisi Hüseyin Avni Coş… İddiaya göre, “Halkı tahrik etmemesi” için uyardığı Emniyet Müdürü’nü, talimatlarını dinlemeyince Ankara’ya şikâyet etti.
“SUÇA RASTLAYAMIYOR!”
Emniyet Müdürlüğü’nden sorumlu olan ve yerinde tutulan Vali Coş kimdir?
AKP hükümeti tarafından üç ay önce Mülkiye Müfettişliği’nden Valiliğe atanan Coş’un ismi Erdoğan’ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde sık sık gündeme geldi. KİPTAŞ ve AKP’li -eski FP’li- Adapazarı Belediyesi arasında bir arsa alışverişi yolsuzluğu iddiasını soruşturdu. Bu konuda hazırladığı teftiş raporunda; daha önce Tayyip Erdoğan hakkında hazırladığı raporlar gibi ‘herhangi bir suça rastlayamadı’.
Mehmet Bölük (https://26august.wordpress.com/2013/08/28/mehmet-boluk/), İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin “BİT”ler’i sorgulayan Ocak 2001’de çıkardığı kitabında bu konuda şunları yazıyor:
“Coş tek başına tüm delilleri takdir etti; kimilerini gizledi ve İçişleri Bakanlığı ile Danıştay’ı yönlendirdi. Adapazarı rezaleti böylece yargıdan kaçırıldı. İnsanın aklına ister istemez, ‘bölücü ve irticai faaliyetleri iki müfettiş raporu ile tespit edilecek devlet memurlarının ihracı’ ile ilgili yasa önerisi geliyor. Eğer İçişleri Bakanlığı’nda Hüseyin Avni Coş gibi müfettişler çoğunluktaysa bu yasanın uygulanmasının tersine sonuçlar doğuracağı görülüyor.”
ÇİLLER’İN TABANCASI
Adapazarı Belediye Başkanı, eski FP’li şimdi AKP’li Aziz Duran’ın, bu konularda Mehmet Bölük aleyhine açtığı davaya takipsizlik kararı verildi, ayrıca Duran tazminat davasını da kaybetti.
Büyükşehir Belediyesi’nde teftiş yapan ve vali yapılarak ödüllendirilen -diğeri Rize Valisi Enver Salihoğlu- Coş’un başka faaliyetleri de unutulmuş değil… Coş, Eminönü Belediyesi’ni teftiş ederken, ANAP’lı eski Belediye Başkanı Ahmet Çetinsaya’nın 1995-97 dönemini ve Ordu’dan atılan irticacı subayları belediyelere alan RP/FP’li belediye başkanlarını da aklamıştı.
Fethullahçı olarak bilinen Coş’un, belediyelerde denetim yaptığı sırada, laik ve Atatürkçü kişilere baskı unsuru yaratmak üzere silah teşhir ettiği biliniyor.
Polisin, daha birkaç gün önce çatışmadan çıkması, yaşanan deprem ve halkın “çadır” bahanesiyle gösterdiği tepki karşısında psikolojik durumunu değerlendirmediği öne sürülen Vali Coş’un, eski Başbakan Tansu Çiller tarafından neden tabancayla ödüllendirdiğini de kendi ağzından öğrenmek istemez misiniz?
Buyurun Coş…

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=144361&yazarid=42

***

Müfettiş olduğu dönemde İst.da Tayyip’i aklıyor.
Bu yüzden buralara getirildi, diyet borcu ödeniyor, filan deniyor.
Hiç de öyle göründüğü anlatıldığı kadar basit değil.
Bu adam 1988’de ABD’ye gönderiliyor, ardından Doğu-Güneydoğu’da görevlendiriliyor, 1991-1994 yıllarında OHAL vali yardımcılığı yapıyor.
O yıllarda Türkiye’nin kaderini defalarca değiştiren olaylar cinayetler katliamlar suikastler yaşanıyor.
Ve Avni Coş bir şekilde konulardan haberdar.
Yani öyle pasif biri değil…

Wiki’den;

Hayri Kozakçıoğlu;
12 Ocak 1987 tarihinde Diyarbakır Valiliği görevine başlıyor.
Bu görevi yürütürken 19 Temmuz 1987’de Olağanüstü Hal Bölge Valiliğine atanıyor.
19 Ağustos 1991 tarihinde İstanbul Valiliğine atanıyor.
1 Eylül 1993 tarihli Sabah Gazetesinde yer alan bir haberde İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu’nun Olağanüstü Hal Bölge Valiliği hesaplarından 2 milyar lirayı (yaklaşık 250.000 dolar) kendi adına açılan hesaplara geçirdiğini ileri sürüldü.
Kozakçıoğlu bu iddia karşısında söz konusu parayı dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli’nin onayı ile 12 Ağustos 1991’de kendi hesabına aktardığını ve 18 Ocak 1993’de Bölge Valiliği’nin talebi üzerine geri gönderdiğini ileri sürdü. Ancak Kalemli bu olaydan haberi olmadığını açıkladı.
Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Kozakçıoğlu’nu istifaya davet ederken, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel “Paralar örtülü ödenekten teröre karşı mücadele için verilmiştir. Ancak ne için harcandığı açıklanırsa devlet sıkıntıya düşer” dedi.
Kozakçıoğlu, 1 Kasım 1995’de görevini Rıdvan Yenişen’e devretmiştir.

İlgili dönemlerin OHAL Valileri:

– Hayri Kozakçıoğlu 1987-1991 yılları
– Mehmet Necati Çetinkaya 1991-1992 yılları (AKP kurucu üyesi ve Konya-Manisa-Elazığ-Adana m.vekili)
– Ünal Erkan 1992-1995 yılları

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ola%C4%9Fan%C3%BCst%C3%BC_H%C3%A2l_B%C3%B6lge_Valili%C4%9Fi
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hayri_Kozak%C3%A7%C4%B1o%C4%9Flu
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmet_Necati_%C3%87etinkaya
http://www.cnnturk.com/2010/turkiye/06/24/ohal.neydi/581132.0/
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=-104037
https://eksisozluk.com/22-ekim-1993-lice-catismasi–2271184

– Gavattan gavas türeten vali, kavastan kanas üretebilir mi?
– 1988’de ABD’de “bir yıl” kalıp hemen ardından Güneydoğu’ya gönderilen; Bahtiyar Aydın ile Uğur Mumcu suikastlerinin gerçekleştiği ve birçok olayın katliamın yaşandığı yıllarda “tesadüfen” OHAL vali yardımcılığı görevinde bulunan gavas valisi, 1993 Lice’yi anlatabilir mi?
– Ergenekon davasının önce ismi değiştirilmeli; ardından ‘derin devlet’ için Akp’nin içi deşilmeli mi?

Başka;

– Lice olaylarının sonrasında, AİHM’de açılan davanın avukatlarından Hasip Kaplan da tezgahın içinde mi?
Eğer öyleyse; kendi halkına düşman, kendi insanının sırtından maddi manevi menfaat kazanan birinin ne mal olduğu ortaya çıksa, ne o ne de diğerleri bir daha sokağa çıkamazlar. Utanacaklarından değil elbette; ölüm korkusundan. Bir kere en başta LİCE halkı tarafından LİNÇ edilirler.

– Öncesi ve sonrasıyla yaşananlara dahil olanların diğerleri de Akp’nin içinde mi? Örneğin Mehmet Necati Çetinkaya (AKP kurucu üyesi ve Konya-Manisa-Elazığ-Adana m.vekili) ne biliyor?

PKK’ya ve kontr-gerillaya karşı savaşan vatan evlatları şehid edildiler; kalan kahramanlar da bugün Ergenekon vd. isimli davalardan tutuklandılar. (At izi it izine karıştırıldığından eli kirliler de elbette var ancak esas oğlanlara dokunulamıyor çünkü onlar bir öterlerse susturacak dut da bulamazlar.)

– Asıl “derin devlet” nerede? Kimisi dağda bayırda, kimisi AKP-BDP vekili olarak Meclis’te mi?

Lice olaylarının sıcağı sıcağına bölgeye giden Başbakan yardımcısı Murat Karayalçın Lice’ye sokulmuyor.
O gün bugündür ne Deniz Baykal’dan ne Karayalçın’dan “kayda değer” bir açıklama da gelmiyor.

– Körler sağırlar birbirlerini mi “ağar”lıyorlar?
– Açık hava tiyatrosunu kapalı kapılar ardında kapalı gişe oynamaya devam mı ediyorlar?

***

Gazetelerden;

29 Haziran 2009

… 1988 yılında İçişleri Bakanlığınca düzenlenen yabancı dil kursunu bitirdikten sonra bir yıl süreyle A.B.D.’ne gönderildi. 1989 yılında Siirt İli Şirvan İlçesi Kaymakamlığına atandı. 1991 yılında Olağanüstü Hal Bölge Vali Yardımcılığına (Diyarbakır) atandı. 1995 yılında İçişleri Bakanlığı APK Kurulu ve Sivil Savunma Genel Müdürlüklerinde Daire Başkanı olarak görev yaptı. 1995 yılında İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğine atandı. 1996 yılında Mülkiye Başmüfettişi oldu. Güvenlik ve yönetim konularında çeşitli kurs ve seminerlere katıldı. 30 Ocak 2003 Tarih ve 2003/5221 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Bingöl Valiliğine atandı.

http://haberciniz.biz/aydin-valisi-huseyin-avni-cos-gorevine-basladi-659824h.htm

06 Mayıs 2003

H.Avni Coş: “Devletin en gizli yerlerinde çalıştım.”

“… ben Tayyip Erdoğan’ı aklayan vali filan değilim. Bazıları gibi 3. derece memurken vali olmadım. Ben 1. derecenin 4. kademesine gelmiş 22 yıllık mülki idare amiriyim. Ben bugüne kadar yüzlerce vali çıkarmış Mülkiye Teftiş Kurulu’ndan vali oldum. Herkes vali olabilir ama herkes Mülkiye Müfettişi olamaz. Devletin en gizli yerlerinde çalıştım, terörün en sıkışık zamanında 4 yıl Olağanüstü Hal Bölge Vali Yardımcılığı yaptım. Mülkiye Başmüfettişi olarak Sayın Başbakanımız hakkında yaptığım en son incelemede kendisi cezaevindeydi. Cezaevinde olan bir zatın, devir değişip başbakan olacağını, dolayısıyla hazırlayacağım rapor sayesinde de bana bir diyet borcu olacağını öngörebilecek ölçüde müneccim değilim. Üstelik benim o raporu hazırladığım dönem 28 Şubat sürecinin en şiddetli olduğu dönemdi. Mevcut siyasi otorite de Tayyip Erdoğan hakkında mümkün olan her türlü işlemi yapabilmek arzusundaydı. Müfettiş raporu neticede uzman bir kişinin kanaatini yansıtır, bununla kimsenin nihai olarak aklanması mümkün değil. Bakanlık benim görüşümün hukuki dayanağını yetersiz bulsaydı konuyu bir başka müfettişe verirdi. Bakanlık benim görüşüme katılsa bile tarafların yargıya itiraz etme hakları var. Aklamanın eşanlamlısı beraat ettirmedir, bu yetki hukuk sistemimizde sadece mahkemelere aittir. Ben 8 yıllık Mülkiye Başmüfettişliğim sırasında 200’den fazla rapor yazdım. Bunlar arasında şimdi CHP milletvekilleri olan İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı Sefa Sirmen’le, Çanakkale Belediye Başkanı İsmail Özaydın da var. Sayın Sirmen için yazdığım raporda da, kendisine isnat edilen konuların hukuk sistemimize göre suç oluşturmadığı kanaatine vardığımı belirttim. Ben sonuna kadar hukuk devletine inanırım, herhangi bir kişinin, partinin değil, devletimin adamıyım…”

http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2003/05/06/284926.asp

Mayıs 2003

Bingöl’de Vali Hüseyin Avni Coş, 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen KESK Şubeler Platformu Başkanı Bektaşoğlu’na hakaretler yağdırdığı bildirildi. Tartışmanın ardından Bektaşoğlu’nun görev yerinin değiştirildiği öğrenildi.

http://mazlumder.org/yayinlar/detay/yurt-ici-raporlar/3/2003-mayis-ihlal-raporu/742

Temmuz 2003

1 Mayıs İşçi Bayramı mitingi için başvuru yapan KESK Bingöl Şubeler Platformu Sözcüsü Özgür Bektaşoğlu’nu makamında “Ağzına kurşun doldururum” diye tehdit ettiği ileri sürülen Bingöl Valisi Hüseyin Avni Coş’un talimatıyla, deprem nedeniyle çadırda kalan ve su yokluğundan bir günlük sakal tıraşını olamayan Bektaşoğlu’na uyarı cezası verildi. Ayrıca Bektaşoğlu hakkında, hazırladığı Bingöl Depremi sonrasında yaşanan gelişmelere ilişkin raporda yetkilileri eleştirmesinden ve raporun Özgür Politika ile Medya TV’de yayınlanmasından dolayı idari ve adli soruşturma başlatıldı.

http://mazlumder.org/yayinlar/detay/yurt-ici-raporlar/3/2003-temmuz-ihlal-raporu/744

Ağustos 2003

Bingöl Valisi Hüseyin Avni Coş’un merkeze bağlı Çeltiksuyu Sağlık Ocağı’nda yaptığı denetim sonrası haklarında soruşturma başlatılan 5’i Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) üyesi 7 kişi görevden uzaklaştırıldı.

http://mazlumder.org/yayinlar/detay/yurt-ici-raporlar/3/2003-agustos-ihlal-raporu/745

Ocak 2007

(24.01.07/Evrensel) KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul ve SES Genel Başkanı Köksal Aydın, Kırklareli Valisi Hüseyin Avni Coş’u makamında ziyaret ettikten sonra, valilik önünde basın açıklaması yapmak istedi. Bunun üzerine Kırklareli Emniyet Müdürlüğü ekipleri Tombul ve Aydın’a, valilik önünde basın açıklaması yapılmasının yasak olduğunu söylediler. Tombul ve Aydın’ın buna itiraz etmeleri üzerine, polis ekipleri tarafından gözaltına alınmak istendi. Gözaltı KESK üyelerinin araya girmesiyle engellendi.

http://mazlumder.org/yayinlar/detay/yurt-ici-raporlar/3/2007-ocak-ihlal-raporu/795

Ayrıca;

http://mazlumder.org/yayinlar/detay/yurt-ici-raporlar/3/kirklareli-raporu-2008/700

Nisan 2011

(17 Nisan 2011, Haber X)
BDP’liler Türk bayrağına saldırdı
Aydın’ın Söke İlçesine bağlı Ağaçlı köyünde, BDP’lilerle köylüler arasında çıkan kavgada 6’sı kadın 15 kişi yaralandı.
Yaralılara köye gelen seyyar sağlık araçları tarafından müdahale edilirken, kavganın köyden geçen BDP konvoyundaki kişilerin bir marketteki Türk Bayrağı’nı indirtmeye kalkışması üzerine çıktığı belirtildi.
Olay yerine gelen Aydın Valisi Hüseyin Avni Coş, köyde incelemelerde bulunurken, köye de yüzlerce polis ve jandarma gönderildi. Konvoy köyden ayrılırken, polis ve jandarma ekipleri köye giriş çıkışları önlemek için Söke ve Davutlar yolunda iki ayrı yerde yolu kapattı.
BDP’lilerin köye kavga etmek niyetiyle geldiklerini ve konvoyda bulunan herkesin elinde demir çubuk bulunduğunu belirten köylüler, “Davutlar istikametinden gelen konvoy köyde bir hanım tarafından işletilen marketin önünde durdu. Konvoydan inenler markete gelip ‘markette bayrak mı olur bunu indireceksiniz’ diye tehdit etti. Biz de BDP’lilerin bu isteğini kabul etmeyince tartışma çıktı. Bunun üzerine herkes demir çubuklarla araçlardan inip çevreye saldırmaya başladı. Türk Bayrağı bulunan market ile birlikte sekiz işyerinin cam ve çerçevelerini kırıp zarar verdiler” diye konuştu.
Bu arada köylülere ait park halindeki araçlara zarar veren grup yaklaşık 8 araçta hasara yol açtı. Üzerinde Atatürk çıkarması ve Türk Bayrağı bulunan bir aracı ise paramparça eden BDP konvoyundaki kişiler daha sonra köyden ayrıldı. Köyde gergin bekleyiş devam ediyor.

http://mazlumder.org/faaliyetler/detay/gunluk-ihlal-haberleri/23/17-nisan–2011-insan-haklari-ihlal-haberleri/2785

23.02.1998, Milliyet, Sayfa 17

Çiller’den Menzil Şeyhi’ne silah
DYP Lideri Tansu Çiller’in, DYP – SHP Hükümeti döneminde 47, ANAYOL döneminde de yedi kişiye silah hediye ettiği belirlendi. Çiller’in silah hediye ettiği isimler arasında, Menzil Şeyhi Fevzettin Erol, sanatçı Mustafa Topaloğlu, eşi Özer Çiller ve oğlu Mert Çiller de bulunuyor.
Çiller’in hediye silah listesinde en çok dikkat çeken isim, Menzil tarikatının ölen kurucusu Muhammet Raşit Erol’un oğlu ve şimdiki tarikat lideri Fevzettin Erol oldu. Çankaya Köşkü’nün yakınında evi olan Erol’un, Ankara Pursaklar semtinde tarikatına ait bir külliyesi de bulunuyor.
Aralarında, CHP’li eski Milletvekili Enis Tütüncü, DYP’li Adana Milletvekili Halit Dağlı’yla Antalya Milletvekili Hayri Doğan, koruma müdürü Resul Kalkan ve “uzaydan geldiğini” iddia eden sanatçı Topaloğlu’nun da yeraldığı Çiller’in silah hediye listesindeki isimler şunlar:
“Mehmet Buran Gül, Ahmet Gül, Hüseyin Avni Coş, Erol Emral, Mustafa Eren, Mehmet Tural, Enis Tütüncü, Yıldırım Avcı, M. Ali Aydemir, Bestami Teke, Fevzettin Erol, M. Halit Dağlı, Enis Koçak, Yusuf Hasgül, Orhan Güler, Zeynel Uslu, Fatih Ünal, Ahmet Uluyol, Beşir Kuru, Zekeriye Tufanlı, Aydın Ergül, Ömer Gurulkan, Mehmet Sarıcı, Hanefi Okur, Hamza Çelikkan, Fatih Ünlü, Resul Kalkan, Tayyar Taşkınsoy, Ali Bolakar, Ahmet Büyükarslan, Volkan Çetintaş, Oğuz Ayhan, Mustafa Topaloğlu, Alpaslan Zincir, Murat Altuntecim, Selim Üresin, Sezai Çalış, Nurettin Geçkin, Hasan Kirezcik, Osman Deşmen, Ali Balaban, Hüseyin Zamanoğlu, İsmail Taşkafa, Özer Çiller, A. Galip Tuğcu, Mert Çiller, Hayri Doğan.”

http://www.milliyet.com.tr/1998/02/23/siyaset/siy05.html

21 Ekim 1997, Sabah

Çiller’in dağıttığı silahlara gözaltı
CHP’li Fikri Sağlar, Meclis’e verdiği önergede, DYP lideri Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde hediye ettiği 51 silahın kimlere verildiğini ve bunların hangi parayla alındığını sordu.
Ankara- DYP lideri Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde çeşitli kişilere hediye ettiği 51 tabancanın örtülü ödenek parası ile alındığı öne sürülürken, bu silahların sahipleri ile Çiller arasındaki bağlantı Meclis’e getirildi.
CHP İçel Milletvekili ve Meclis Susurluk Komisyonu Üyesi Fikri Sağlar, Başbakan Mesut Yılmaz’ın cevaplandırması istemiyle Meclis Başkanlığı’na sunduğu önergesinde, Çiller’in başbakanlığı döneminde, hangi cins ve modelde kaç silahı, hangi gerekçelerle, kimlere hediye ettiğini, bunların parasal değeri ve paranın nereden karşılandığı sorusunu yöneltti.
Çiller’in hediye ettiği 51 silahın sahiplerinden sadece 11’i kamuoyunca tanınıyor. İsimleri belirlenen ancak kimlikleri hakkında detaylı bilgi bulunmayan 40 adet silahın sahiplerine ise Çiller’in Başbakanlığı döneminde neden silah hediye ettiği bilinmiyor.
Çiller’in silah hediye ettiği kişiler arasında, eşi Özer Çiller, oğlu Mert Çiller, Koruma Müdürü Resul Kalkan, DYP eski ve yeni Milletvekilleri Yıldırım Avcı, Bestami Teke, Hayri Doğan ve Halit Dağlı da var. Çiller bu isimlerin yanı sıra sanatçı Mustafa Topaloğlu, Emniyet Müdürü İsmail Taşkafa, MİT eski Bölge Başkanı Galip Tuğcu ve CHP eski Milletvekili Enis Tütüncü’ye de silah hediye etti.
Kağıt üzerindeki imza
Ateşli Silahlar Yasası uyarınca Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanının diledikleri kişilere silah hediye etme yetkisi bulunuyor. Ancak bu yetki genellikle silah satın alan bir kişinin silahını ruhsata bağlayabilmek amacıyla “Silahın menşeini tespit” amacıyla kullanılıyor.
Özellikle milletvekilleri yurtdışı gezileri sırasında satın aldıkları silahlarını, ruhsata bağlayabilmek için bu silahı “Başbakanın hediyesi gibi” gösteriyorlar. Böylelikle silaha ruhsat çıkarmaları kolaylaşıyor. Aksi takdirde ithal izni olmayan bir kişinin yurda getirdiği silaha ruhsat verilmesi mümkün olmuyor. Çiller’in kağıt üzerinde silah hediye etmiş gibi göründüğü bazı kişilerin aslında silahlarına ruhsat alabilme amacıyla bu yolu seçtikleri belirtiliyor.
Araştırılan isimler
Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde bazılarına birden fazla silah hediye edildiği saptanan kişiler şunlar: Mehmet Burhan Gül, Hüseyin Avni Coş, Ahmet Gül, Erol Emral, Mustafa Eren, Mehmet Tural, Ali Aydemir, Fevzettin Erol, Enis Koçak, Yusuf Hasgül, Orhan Güler, Zeynel Uslu, Fatih Ünal, Ahmet Uluyol, Beşir Kuru, Zekeriya Tufanlı, Aydın Ergül, Ömer Gurulkan, Mehmet Sarıcı, Hanefi Okur, Hazma Çelikkan, Fatih Ünlü, Tayyar Taşkınsoy, Ahmet Aslan, Volkan Çetintaş, Oğuz Ayhan, Alpaslan Zincir, Murat Altuntecim, Selim Üresin, Sezai Çalış, Nurettin Geçkin, Hasan Kirezcik, Osman Deşmen, Ali Balaban, Hüseyin Zamanoğlu.

http://arsiv.sabah.com.tr/1997/10/21/p04.html

http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_b_sd.birlesim_baslangic?P4=304&P5=B&page1=46&page2=46

03.05.2003, Milliyet, Sayfa 16

Bingöl Valisi tuhaf konuştu
Bingöl Valisi Hüseyin Avni Coş, olayları 1 Mayıs nedeniyle eylem yapmak isteyen ama deprem sebebiyle yapamayan siyasi grupların çıkardığını belirterek, “Devleti yıpratmak istediler. Güvenlik güçlerinin sağduyulu çalışmasıyla olaylar büyümeden önlenmiştir” dedi. Kentteki olayların sona erdiğini söyleyen Coş, “Bu olay Bingöl halkının tümüne maledilemez. İl merkezinin nüfusu 70 bindir. Olaya katılanlar ise 250-300 kişiyi geçmeyen bir kalabalıktır” dedi.
Olaylara 1 Mayıs nedeniyle eylem yapmak isteyen kişilerin neden olduğunu iddia eden Coş, “1 Mayıs nedeniyle eylem yapmak isteyen, birtakım yasadışı amaçları olan siyasi gruplar vardı. Bunlar deprem nedeniyle bu olayı yapamadılar. Ertesi gün, vatandaşın da istismar edilebileceği müsait bir durumda çadır konusundan hareket ederek, vatandaşları galeyana getirerek, büyük bir olay çıkarmak istediler. Halkımızın sağduyulu davranışıyla bu olay çok sınırlı kaldı. Devlet ile vatandaşı karşı karşıya getirmek istediler. Devleti yıpratmak istediler. Güvenlik güçlerinin sağduyulu çalışmasıyla olaylar önlenmiştir” diye konuştu.

http://www.milliyet.com.tr/2003/05/03/guncel/gun01.html

03.05.2003, Milliyet, Sayfa 16

Bingöl sokakları savaş alanı gibi
Çadır alamayan bin depremzede yürüyüşe geçti. Polis, minibüsle kalabalığa dalınca, protestocular taş ve sopayla saldırdı. Özel tim de havaya ateş açtı…
Kızılay çadırlarından almak için valiliğe yürüyen bin kişilik grubu dağıtmak isteyen Özel Harekât timleri, otomatik silahlarla havaya ateş açınca, Bingöl bir anda savaş alanına döndü. Askerin müdahalesiyle sona eren olaylar sırasında çok sayıda vatandaş, 9 polis ve 2 asker yaralandı, 30 kişi gözaltına alındı. Geceyi soğuk havaya rağmen sokakta geçiren öfkeli kalabalık, sakin olmalarını isteyen AKP Bingöl Milletvekili Feyzi Berdibek’i de yuhaladı. Berdibek’in akrabalarına çadır verdiği öne sürüldü.
Bu sırada valilik önüne gelen bir polis minibüsü, kalabalığa daldı. İki kişinin yaralanması üzerine galeyana gelen halk, minibüse saldırdı. Kalabalığı dağıtmak isteyen Özel Harekâtçılar, havaya yüzlerce el ateş edince ortalık iyice karıştı. Yaklaşık 100 depremzede, parke taşları, sandalyeler, kazma ve küreklerle 4 polis otomobili ve bir panzeri tahrip etti, valilik binası ve polisleri de taş yağmuruna tuttu. Polise öfke dinmeyince, Elazığ’dan gelen 8. Kolordu Komutanı Korg. Ethem Erdağ, “Lütfen dağılın, hepinize çadır dağıtılacak” dedi.
Grup, “En büyük asker” sloganları atarken, Erdağ’ın talimatıyla polisler bölgeden uzaklaştırıldı ve gerginlik sona erdi. Bu arada çadır sayısı konusunda Kızılay Başkanı Ertan Gönen 3714, Erdoğan 2494, Vali Coş ise 1294 rakamlarını verdi. Coş, daha sonra gün içinde gelenlerle sayının 2500’e çıktığını ekledi. AKP’li Berdibek ise “Kızılay’ın ‘Gönderdik’ dediği çadırların çoğu, ancak bu (dün) sabah gelebildi” dedi. Gönen de valiliği suçlayarak, “Gerçek ihtiyaç sahiplerini tespit amacıyla dağıtımda ihtiyatlı davranıyorlar” diye konuştu. Erdoğan ise çadırkentteki büyük çadırların dörtte üçünün boş olduğunu söyledi.
AKP Milletvekili Feyzi Berdibek ise yaşanan sıkıntıyı anladığını, haklı mücadelelerinde vatandaşın yanında olacağını belirterek, şunları söyledi: “Vatandaşların evi oturulamayacak durumda. Bu batıda olunca demokratik hak, burada olunca isyan oluyor. Can güvenliğini korumakla yükümlü olan polisin ateş açmasından ve minibüsü insanların üzerine sürenlerden hesap sorulacak. Gözaltına alınanlarla ilgili görüşmeler devam ediyor. Çadırların bazıları dün gece kuruldu. Diğerleri ise mahalle muhtarları, mahalle imamları ve görevli memurlarca, vatandaşlara mahallinde teslim ediliyor.”

http://www.milliyet.com.tr/2003/05/03/guncel/agun.html

09.05.2003, Milliyet, Sayfa 20

1000-1500 kişilik vatandaş grubu H.Avni Coş’a saldırmaya çalıştı.
TOLGA ŞARDAN Ankara
Bingöl’deki depremin ardından valilik önünde polis ile çadır isteyen vatandaşlar arasında başlayan ve Emniyet Müdürü Osman Nuri Özdemir’in görevden alınmasıyla sonuçlanan olaylarda yakalanan iki kişiden birinin Hizbullah, diğerinin de PKK’yla bağlantılı olduğu gerekçesiyle gözaltına alındığı anlaşıldı. Bingöl Emniyeti’nce hazırlanan ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderilen raporda, aralarında provokatörlerin bulunduğu 1000 – 1500 kişilik vatandaş grubunun galeyana gelip Vali Hüseyin Avni Coş’a saldırmaya çalıştığı, Özel Harekât Şubesi’ne bağlı ekiplerin de, grubun dağılmaması üzerine havaya uyarı ateşi açtığına dikkat çekildi.
Aralarında DEHAP’lıların da bulunduğu birtakım provokatörlerce kalabalığın tekrar galeyana getirildiği belirtilen raporda, kışkırtıcı olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Çelebi Kişin, Ramazan Burkankulu, Abdullah Aslanboğa, Taner Yılmaz, Şakir Özdemir, Veysel Yolagelen, Hanefi Çiftçi, Remzi Dağ, Adnan Bayutmuş, Alaattin Boğatekin, Fatih Gören ve Salih Bozağaç’ın adliyece serbest bırakıldığı açıklandı. Çiftçi’nin 1998’de Bingöl’de Hizbullah üyesi, Dağ’ın 1997’de Bingöl’de PKK üyesi olduğu gerekçesiyle gözaltına alındığı vurgulandı.

http://www.milliyet.com.tr/2003/05/09/siyaset/siy09.html

03.05.2003, Vatan

Çadırların AKP’li milletvekili ve polis yakınlarına dağıtıldığı iddiası üzerine halk ayaklandı. Özel timin havaya ateş açmasıyla tırmanan öfke, Bingöl’ü savaş alanına çevirdi. Taşlı sopalı çatışma yaşandı…
Yusuf DEMİR / Türkan HİÇYILMAZ
Önceki gün 6.4 şiddetinde depremle sarsılan Bingöl, dün ikinci bir deprem daha yaşadı. Ancak bu kez doğal afet değil, protesto yıktı!.. Dün sabah erken saatlerde, gönderilen yardımların yetersiz olduğunu öne süren depremzedeler Valilik Konağı önünde protesto gösterisi yaptı. Çadırların AKP Bingöl Milletvekili Fevzi Berdibek’in yakınları ile Yüzüncü Yıl Mahallesi’nde oturan polislere verildiğini iddia eden vatandaşlar, Berdibek ile Bingöl Valisi Hüseyin Avni Coş’u istifaya çağırdı.
Göstericileri dağıtmak isteyen polisin havaya ateş açması gerginliği tırmandırdı. Bir polis panzeri de havaya ateş açarak kalabalığın arasına girince, vatandaşlar polis araçlarına taşlarla saldırdı.
Jandarma yatıştırdı
Gerginlik, jandarmanın olay yerine gelmesiyle son buldu. İl Jandarma Komutanlığı ve Elazığ Jandarma Komutanlığı’ndan 3 bin asker, vatandaşlar tarafından “En büyük asker bizim asker” sloganıyla karşılandı.
Eşitlik istiyoruz
Öfkeli kalabalık tepkisini şöyle dile getirdi: “Biz burada ekmek için kavga etmedik, ekmek için olsa kriz döneminde yapardık. Davamız başka. Sabah çadır için gelmiştik, ama milletvekili Fevzi Berdibek’in çadırları yakınlarına dağıttığını öğrendik. Bir aileye 4 çadır vermişler. Herkese eşit davranılsın. Bize yoksa onlara da verilmesin. Biz terörist değiliz, biz depremzedeyiz.” Canlı yayın yapan Yunanistan’ın Star Televizyonu’nun muhabiri Mariana Kalogerakis’in elinden mikrofonu kapan bir vatandaş da İngilizce olarak, “Biz terörist değiliz, biz insanız” diye bağırdı.
Vatandaşlar, kamu ihalelerinin AKP’li Fevzi Berdibek’in yakınları Nihat Berdibek, Musa Berdibek ve Hikmet Akkuş’a verildiğini iddia ettiler. Olaylar sırasında iki jandarma ile Sabah Gazetesi Muhabiri Murat Keklikçi başından yaralandı.
Müteahhite soruşturma
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Bingöl’de provokasyona yönelik ciddi hareketler bulunduğunu belirterek halkı sakin olmaya çağırdı. Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen, yatılı okulun müteahhidi ile ilgili soruşturmanın başlatıldığını bildirdi.

http://haber.gazetevatan.com/0/8790/1/gundem

19.04.2004, Milliyet, Sayfa 16

Ömer Dinçer gidici mi?
Dinçer’in yerine gelecek isimler konusunda sürpriz isimler kulislerde uçuşuyor. Bu isimlerin başında Başbakan Erdoğanın belediye başkanlığı döneminden yakından tanıdığı Aksaray Valisi Hüseyin Avni Coş geliyor. Erdoğan’ın belediye başkanlığı dönemindeki bazı soruşturmalardan aklanmasını sağladığı öne sürülen iki müfettişten birisi olan Coş, hükümetin kararnamesiyle önce Bingöl Valisi ardından Aksaray Valisi olmuştu. Coş, geçen hafta içinde de iki kez Ankara’ya gelerek Başbakanlıkta görüşmeler yapmış. Cumhuriyet ve laiklik aleyhine ifadeler içeren makalesi ile tartışılan isim Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in koltuğu sallanıyor mu? Müsteşar olduğu günden bu yana hiç bir MGK toplantısına giremeyen, Cumhurbaşkanı ve askerlerin “mesafeli” olduğu Dinçer’in müsteşarlık koltuğunu başka bir isme bırakabileceği konuşuluyor.

http://www.milliyet.com.tr/omer-dincer–gidici-mi-/siyaset/haberdetayarsiv/19.04.2004/32761/default.htm

03.05.2003, Sabah

Bingöl’de güvenliğin 2 müdürü kaydırıldı
Depremzedelerin eylemine karşı silah kullanılması Bingöl Emniyet Müdürü Özdemir ile Özel Harekât Şube Müdür Vekili Türkoğlu’nu görevinden etti
BİNGÖL’DE deprem sonrası çıkan olaylarda kurşun sıkılması Emniyet Müdürü ve Özel Harekat Şube Müdürü’nü görevlerinden etti. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun onayı ile Ankara’ya çekilen Bingöl Emniyet Müdürü Osman Nuri Özdemir’in yerine Diyarbakır Emniyet Müdürü Yardımcısı Adnan Kaçaroğlu, Özel Harekat Şube Müdür Vekili Mehmet Türkoğlu’nun yerine ise Ankara Özal Harekat Daire Başkanlığı’ndan Cemil Yurtsever atandı.
Valilik binası önünde toplanan kalabalığın arasından polis otosuna bir su şişesi atılması sonrasında polis otosunun halkın üzerine sürülmesi ile tırmanan olaylarda özel harekat timlerinin havaya ateş açması İçişleri Bakanı Aksu’yu kızdırdı.
Olaylar gün boyu Birgöl’ü gererken, Aksu’nun onayı ile Bingöl Emniyet Müdürü Osman Nuri Özdemir ile Özel Harekat Şube Müdür Vekili Mehmet Türkoğlu geçici olarak merkeze alındı. Bingöl Emniyet Müdürlüğü görevine Diyarbakır Emniyet Müdür Yardımcısı Adnan Kaçaroğlu, Özel Harekat Şube Müdürlüğü’ne ise Ankara’daki Özel Harekat Daire Başkanlığı’nda görevli Cemil Yurtsever atandı. Özdemir’in görevden bu kadar hızla alınmasında Bingöl Valisi Hüseyin Avni Coş’un da etkili olduğu öğrenildi. Coş, “halkı tahrik etmemesi” için uyardığı Emniyet Müdürü Nuri Özdemir’i, talimatlarını dinlemeyince Ankara’ya şikayet etti. Özdemir de anında bakan talimatı ile görevden alındı. Başbakanlığa ulaşan bilgilere göre Vali Coş, deprem nedeniyle gergin ve üzgün olan halkın, bölücü örgüt yandaşları tarafından tahrik edilebileceği istihbaratı üzerine emniyet birimlerinden dikkatli olmalarını istedi. Coş, Emniyet Müdürü Özdemir’e, “Özel timi geri çekin. Halkın tahrik etmeyin. Çatışma görüntüsü vermeyin” talimatlarını iletti. Ancak buna rağmen kurşun sıkılınca Coş tepkisini Ankara’ya iletti.
KRİZ MERKEZİ
Kriz merkezinde de çevre il ve ilçelerdeki çok sayıda bürokrat görevlendirildi. İçişleri Bakanlığı’nın talimatı ile Şırnak Vali Yardımcısı Osman Beyazyıldız, Erzurum Vali Yardımcısı İbrahim Avcı, Siirt Vali Yardımcısı Ahmet Aydın, Elazığ Vali Yardımcısı Neşet Akkoç, Mardin Vali Yardımcısı Kemal İnan, Eruh Kaymakamı Mustafa Yıldız ve Diyarbakır Vali Yardımcısı Vekili Vahdettin Özkan, Bingöl’deki Kriz Merkezi’nde çalışmaya başladı.
ÖZDEMİR SİİRT’TEN GELMİŞTİ
Merkeze alınan Emniyet Müdürü Osman Nuri Özdemir, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 1997 yılında Siirt’te yaptığı konuşmanın ardından 1998 yılındaki yargılama sürecinde Siirt Emniyet Müdürü olarak görev yapmıştı. Erdoğan hakkında tüm dökümanların Özdemir döneminde toparlandığı belirtildi.

http://arsiv.sabah.com.tr/2003/05/03/s1705.html

27 Temmuz 2003

İşte AKP’nin Akraba Listesi
CHP lderi Kemal Kılıçdaroğlu’nu SSK Genel müdürü olduğu dönemde akrabalarını işe almakla suçlayan AKP’nin geçmişi de çok temiz değil. Geçmiş AKP Hükümetleri’nde çok sayıda, eş, dost, akraba, kamuda önemli yerlere atandı. Atananların bir kısmı sonradan Bakan bile oldu. GAZETECİLEROnline/ÖZEL
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, seçim mitingleri sırasında, CHP lideri Kemal kılıçdaroğlu’nu, “akrabalarını işe almak” ile suçladı. Ancak, AKP Hükümetleri’nin geçmişine bakıldığında, eş-dost-akraba atamalarının Kılıçdaroğlu’nun yaptığı atamaları aşktığı görülüyor. İşte, AKP Hükümetleri’nin geçmişte yaptığı atamalardan bir kesit:
ETİ-BOR Genel Müdürü M. AHMET DERE (Eski AKP Balıkesir Milletvekili Turan Çömez’in eniştesi.)
ERDEMİR Başkanvekili ABDULLAH ŞENER (Eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in kardeşi.)
Şeker Fabrikaları Genel Müdürü MEHMET AZMİ AKSU (Eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun kardeşi.)
TCDD Genel Müdürü SÜLEYMAN KARAMAN (Tayyip Erdoğan’ın yakın dostu. İETT eski Genel Müdür Yardımcısı. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın halasının oğlu.)
TOKİ Başkan Vekili ERDOĞAN BAYRAKTAR (Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki ekibinden.)
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı CİHANSER EREL (Eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın kayınbiraderi.)
Sağlık Bakanlığı Personel Genel Müdürü MUHİTTİN BAL (AKP milletvekili adayı.)
Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdür Vekili ORHAN FEVZİ GÜMRÜKÇÜOĞLU (Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde yolsuzluk iddiasıyla yargılanan Mustafa Albayrak’a sahte işkence raporu verdiği gerekçesiyle yargılandı.)
Kültür Bakanlığı Müsteşarı MUSTAFA İSEN (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri) İmam Hatip Lisesi çıkışlı. Dini yayınlar yapan Akça Yayınevi’nin danışmanı. Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin eski Dekanı.)
Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İBRAHİM ATALAY (Devlet Bakanı Beşir Atalay’ın yeğeni.)
Tarım Bakanlığı makam şoförü MEHMET OĞUZ (Eski Tarım Bakanı Sami Güçlü’nün bacanağı.)
Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’ne atanan Doç. Dr. HASAN EKİZ (Eski Tarım Bakanı Sami Güçlü’nün teyzesinin oğlu.)
Dış Ticaret Müsteşar Yardımcısı ÜLKER GÜZEL (Hasan Celal Güzel’in eşi.)
Köy Hizmetleri Genel Müdür Vekili ALİ ALTINTAŞ (Eski Tarım Bakanı Sami Güçlü’nün Konya’dan hemşehrisi.)
Enerji Bakanlığı Başdanışmanı YASİN KALEM (Refahyol döneminde Enerji Bakanı Recai Kutan’ın Özel Kalem Müdürü.)
Enerji Bakanlığı Bakan Danışmanı OSMAN İLTER (Eski Enerji Bakanı Hilmi Güler’in kayınbiraderi.)
Maliye Bakanlığı Danışmanı HASAN GÜL (Refahyol döneminde Bütçe Daire Başkanlığı görevi yaptı.)
Maliye Bakanlığı Danışmanı ÖMER DUMAN (Refahyol döneminde Ankara Defterdar Yardımcılığı yaptı.)
Başbakanlık Müsteşarı FİKRET ÜÇCAN (Kültür Bakanlığı eski Müsteşarı. Şeriat eğitimi veren El Ezher mezunu Hüsnü Özer’in atama belgesinde imzası bulunuyor.)
Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı AHMET ŞİRİN (Refahyol Hükümeti dönemi Maliye Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı)
Karayolları Genel Müdürlüğü’ne atatan SABRİ ERBAKAN (Merhum Necmettin Erbakan’ın yeğeni.)
SSK İstanbul Bölge Müdürü AKİF FEYİZOĞLU (Tayyip Erdoğan’ın mahkemeye gitmemesi için ishal raporu veren Hikmet Feyizoğlu’nun kardeşi.)
Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı MUSTAFA ESEN (28 Şubat sürecinde soruşturma geçirmiş eski Gümüşhane Valisi.)
Büyükelçi AHMET DAVUTOĞLU (Dışişleri Bakanı)(Başbakan Abdullah Gül’ün danışmanı.)
İstanbul Sağlık Müdür Vekili Dr. MUSTAFA BAKAR (Haseki Hastanesi Başhekim Yardımcısı.)
Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı KEMAL ALBAYRAK (Eski AKP Milletvekili.)
TÜPRAŞ Yönetim Kurulu Başkanı KAHRAMAN EMMİOĞLU (Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde Genel Sekreteri.)
TBMM Başkanlığı Başdanışmanı HALUK AKŞİT (Eski Turizm Bakanı Güldal Akşit’in eşi.)
Başbakanlık İdari ve Mali İşler Daire Başkanı MEHMET GÜRBÜZ (Abdullah Gül’ün hemşehrisi, Başbakanlık Müfettişi)
Vali HÜSEYİN AVNİ COŞ (İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı BİT’lerde yolsuzluk soruşturmalarında (AKBİL) görev alan ve “işlem yapılmasına gerek görmeyen“ mülkiye başmüfettişi.)
Vali YUSUF ZİYA GÖKSU (Eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun akrabası.)
Vali ENVER SALİHOĞLU (İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı BİT’lerde yolsuzluk (AKBİL) soruşturmalarında görev alan ve ‘İşlem yapılmasına gerek görmeyen’ mülkiye başmüfettişi.)
Vali EFKAN ALA (Eski Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu’nun danışmanı.)
Vali MUSTAFA YAMAN (AKP Eskişehir Milletvekili Murat Mercan’ıan kayınbiraderi)
DSİ Genel Müdürü VEYSEL EROĞLU (Çevre Bakanı)(Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde İSKİ Genel Müdürü.)
AYCELL Yönetim Kurulu Üyesi OSMAN YILDIRIM COŞKUN (Eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun’un oğlu.)
AYCELL Yönetim Kurulu Üyesi ERKAN TOPAL (AKP İstanbul İl Başkan Yardımcısı.)
AYCELL Yönetim Kurulu Üyesi OSMAN D. ILGIN (Eski AKP Konya milletvekili adayı.)
AYCELL Yönetim Kurulu Üyesi CAHİT PAKSOY (Türktel Türkiye Genel Müdürü ve Telekom Yönetim Kurulu Üyesi.)
AYCELL Denetim Kurulu Üyesi TAYFUN ÇATALTEPE (Türktel Amerika Genel Müdürü.)
AYCELL Denetim Kurulu Üyesi M.NURİ KARAMAN (Eski FP Ankara milletvekili adayı.)
SPK Danışmanı ABDULLAH CENGİZ MAKAS (Eski Abdüllatif Şener’in Özel Kalem Müdürü.)
Milli Eğitim Bakanlığı APK Başkanlığı MAHMUT EVKURAN (Eski Bakan Erkan Mumcu’nun danışmanı.)
THY Genel Müdürü ABDURRAHMAN GÜNDOĞDU (Tayyip Erdoğan döneminde İstanbul Büyükşehir Bel. Ulaşım Sanayi ve Ticaret A.Ş Genel Müdürü ve Müdür Yardımcılığı görevleri yaptı.)
THY Yönetim Kurulu üyesi CANDAN KARLITEKİN (İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde görev yaptı.)
THY Yönetim Kurulu Üyesi ÖMER DİNÇER (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı)(Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde BİT’lerden sorumlu Başkanlık Danışmanı.)
THY Yönetim Kurulu Üyesi MEHMET BÜYÜKEKŞİ (Ziylan Ayakkabıları’nın Yönetim Kurulu Başkanı. Erdoğan’a yakın bir isim.)
Başkent Elektrik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı İBRAHİM KAPUSUZ (Eski AKP Grup Başkanvekili Salih Kapusuz’un yeğeni.)
Başbakanlık Özel Kalem Müdürü HİKMET BULDUK (Erdoğan’ın yakın dostu.)
Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı ZEKİ SAYIN (İSKİ’de Erdoğan’ın sağ kolu olarak görev yaptı.)
Ziraat Bankası Genel Müdürü CAN AKIN ÇAĞLAR (Family Finans’ta görev yaptı)
Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler kadrosuyla Özel Kalem’e atanan EMİNE ESMA DOĞAN (AKP’nin kurucusu, milletvekili aday adayı.)
Başbakan Müşaviri YAVUZ SELİM ARAZ (RP Ankara İl eski Başkanı, eski milletvekili adayı.)
Başbakanlık Müsteşarlığı Özel Kalem Müdürlüğü’ne atanan DOĞAN AKTAŞ (64 yaşında açıktan atandı. “61 Yaş Kararnamesi“ ile Dışişleri’nde pek çok bürokrat emekli edilirken, Doğan Aktaş’a yüksek emekli aylığı alabilmesi için açıktan atandı.)
Devlet Bakanı Özel Kalem Müdürü ŞÜKRÜ ÖZTÜRK (Sağlık Bakanlığı’nda evrakta sahtecilik iddiasıyla açığa alındığı öne sürüldü)
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı AZİZ BABACAN (Ali Babacan’ın amcasının oğlu. DPT’de uzman olarak görev yapıyordu.)
Orman Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü’ne atanan HAKKI SÜTLÜOĞLU (Eski Çevre Bakanı İmdat Sütlüoğlu’nun amcaoğlu.)
Tarım Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü’ne atanan NİHAT PAKDİL (TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in kardeşi.)
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı NECDET ÜNÜVAR (Milletvekili)(Bakan Recep Akdağ’ın üniversiteden arkadaşı.)
Milli Eğitim Bakanı Müsteşar Yardımcısı Dr. ŞABAN ŞİMŞEK (Eski Bakan Hüseyin Çelik’in Van 100. Yıl Üniversitesi’nden okul arkadaşı.)
İstanbul Müftüsü ABİDİN ZEYNEL TAMBAĞ (AKP Beyoğlu İlçe Başkanı Arif Erdoğan At’ın İlçe Başkanlığı mührüyle Diyanet’ten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın’a yazı yazdığı ortaya çıktı.)
Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne atanan YUSUF BEYAZIT (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Emlak ve İstimlak Daire Başkanı.)
Gençlik ve Spor Genel Müdürü MEHMET ATALAY (İstanbul Büyükşehir Belediyesi SPOR AŞ Genel Müdürü.)
İstanbul İl Sağlık Müdürü ERMAN TUNCER (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı.)
Ereğli Demir Çelik İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanlığı’na atanan RECAİ BERBER (Eski İSKİ Genel Müdür Yardımcısı.)
Karadeniz Ereğlisi Milli Eğitim Müdürü NURİ YILMAZ (“Atatürk düşmanlığı“ ve “türbana izin vermek“ suçlarından kınama cezası aldı.)
Özelleştirme İdaresi Basın Danışmanı NİLÜFER YÜCEL (Eski AKP Ankara milletvekili aday adayı.)
Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdür Yardımcısı KEMAL GÜVEN ÖNDER (Atandığı dönemde 63 yaşındaydı. Eski Bakan Ali Coşkun’un eşinin akrabası.)
DSİ Samsun Bölge Müdürlüğü’ne atanan HALİT UZUNKAYA (Eski AKP Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın akrabası)
DSİ Özel Kalem Büro Müdürü CİHAN PEKTAŞ (İSKİ’de görev yaptı.)
DSİ Genel Müdürlüğü Basın Müşaviri CEMAL NOGAY (İSKİ’de görev yaptı)
Adıyaman Şeker Genel Müdür Yardımcısı MAHMUT MÜHÜRDAROĞLU (Eski SP Milletvekili Ertan Yülek’in akrabası.)
Şeker Şirketi Enstitü Müdürlüğü’ne atanan YALÇIN KOÇER (Sanayi Bakanı Ali Coşkun’un arkadaşı.)
Şeker Fabrikaları Tarımsal Mekanizasyon ve Pancar Dışı Ürünler Daire Başkanlığı’na atanan METİN AKDAĞCI (Eski Sanayi Bakanı Ali Coşkun’un arkadaşı.)
Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’ne vekaleten atanan NESRİN YILMAZCAN (Eski AKP Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Yılmazcan’ın eşi.)
Özelleştirme İdaresi Başkan Yardımcısı HASAN KÖKTAŞ (Eski AKP Trabzon Milletvekili)

http://groups.yahoo.com/neo/groups/Liberal-Turkiye/conversations/topics/2869
http://www.yenibursa.com/HaberPrint.php?Hid=29873

12 Kasım 2003

selam Mehmed’im selam
Allah’ın imzasını taşıyan fotoğraflarına ve bu aşağıdaki yazına gönülden teşekkür ederim.
Benden küçük bir kaç not daha:
Verdiğin isimlerin beşte dördü NURCU!
;)))))))
Verdiğin isimlerin neredeyse tamamı “Türktelekom’un özelleştirilmesi” için verilen teklifi kazanacak olan sinsi konsorsiyumun ortakları. Hepsi ayrıca Müsiad (Müslüman kelimesini örten Müstakil Sanayici ve işadamları derneğinin) ÜYESİ!
Verdiğin isimlerden birisi Rektörler demosunda “ORDUYU ÇAĞIRAN” pankartı açan provakatör ŞABAN ŞİMŞEK’in ta kendisi…
Bir kısmı da “Öğrencileri birbirine düşüren son eylemin” TÜRBANLILAR bölümünün provakatörü.
Yeni Balıkesir gazetesinin sahibi Emin Buldan o gün orada “Orduyu çağıran” pankartlar açtı/açtırdı. Pankartı açanlar Buldan’ın adamı ve Fethullah Gülen’in Balıkesirli has adamları İLK-DER (Mühendisler derneği) üyeleri.
Bunların tamamı AKP milletvekillerinin “Özel danışmanları” olarak vergimizden maaş alıyorlar.
Hele bir tanesi çok ilginçti: Bursa İlahiyat’ın yıllarca dekanlığını ve kürsü başkanlığını yapmış EN AZILI NURCU!
FGH ve AKP gördüğünüz gibi KADROLAŞMAYI tam anlamıyla sürdürüyorlar.
Genelkurmay sert yanıt verdikçe onlar daha çok eylem yapıyorlar.
Neredeyse benim de “Ordu nerede?” diye sorasım geliyor!
hoşça-dostça

Hv.Æiberg
(Hans von Aiberg)

http://mihdesign.free.fr/9891.htm
http://mihdesign.free.fr/9917.htm

5 Ocak 2001

Kozakçıoğlu’nun Olağanüstü Hal Valisi olduğu dönemde terörle mücadele için 3.5 trilyona 2 casus uçağı alınmış…
“Bu parayla pırpır değil jet alınır”
Sivil havacılık yetkilileri, fiberglas kanatlı bu basit uçaklara verilen parayla 8 kişilik jet bile alınabileceğini söylediler…
TOLGA ŞARDAN Ankara
Diyarbakır Hava Üssü’nde 12 yıldır yatan ve yaklaşık 3.5 trilyon liraya mal olduğu belirtilen iki casus uçağının askerlerin “olumsuz” görüş bildirmesine karşın dönemin ünlü emniyet müdürlerinin ısrarıyla satın alındığı ortaya çıktı.
DYP Genel Başkan Yardımcısı Hayri Kozakçıoğlu, Olağanüstü Hal Bölge Valisi olduğu dönemde terörle mücadele kapsamında kullanılmak üzere termal kameralı casus uçak alımına karar verdi. Bu amaçla yapılan ihale çalışmaları sonucunda İngiliz Asvec firmasından üzerinde termal kamera bulunan tek kişilik “Shadow – 2 Ultralight” modeli iki uçak satın alınarak Diyarbakır’a getirildi.
Sivil havacılık yetkilileri 2 keşif uçağı için ödenen 5 milyon doları abartılı buldu. Bir yetkili, “Orada en pahalı unsur termal kameralar. Onun da fiyatı 500 bin doları geçmez” dedi.
Ultralight tipi uçakların basit motorlu, fiberglas kanatlı olduğunu anlatan yetkili, şöyle devam etti:
“Bugün 2.5 milyon dolara kullanılmış 8 kişilik jet alınabilir. İstanbul’daki özel havalimanlarında buna benzer çok uçak var. 90-100 bin dolarlık uçaklar.
Uçaktaki termal kameranın PKK unsurlarına karşı etkisinin gözlenmesi amacıyla yapılan deneme uçuşunun ardından komisyon, ‘Özellikle dağlık kesimlerde yürütülen güvenlik ve asayiş hizmetlerinde yararlı olacağı kanaatine varıldığı’ görüşüyle hazırladığı rapora imza attı. Komisyon üyesi İl Jandarma Komutanı Yarbay Mehmet Özbakan ise olumlu görüş içeren raporu imzalamadı.
Uçağın alımından tam bir yıl sonra Diyarbakır’a gelen 7 kişilik askeri uzman ekibi, 17 – 19 Temmuz 1989’daki deneme sonrasında hazırladıkları raporda uçakların PKK’ya karşı kullanılmasının mümkün olmadığı görüşünü verdi. TSK uzmanlarının bu raporu, 28 Temmuz 1989’da dönemin Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Karadayı’nın imzasıyla Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderildi.
‘Uçmayan uçaklar’ın akıbeti 1994’te dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan’ın resmi yazısıyla belli oldu. Erkan, 4 Kasım tarihli yazısında hiç kullanılamayan iki keşif uçağının Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Diyarbakır’daki Polis Hava Filo Ulaştırma Amirliği’ne devredildiğini açıkladı.
DYP Genel Başkan Yardımcısı Hayri Kozakçıoğlu, uçağın tanesinin 2.5 milyon dolara satın alındığının gerçek dışı olduğunu öne sürerek, ‘Uçaklar sembolik bedelle esas üniteye ek olarak verilmiştir. Sistemin tamamı yazıda belirtilen uçağın bir tanesinden daha ucuza alınmıştır’ dedi. Uçaklardan yararlanıldığını savunan Kozakçıoğlu, şöyle devam etti: İstihbarat hizmetlerinde kullanılan sistemden nasıl ve nerede faydalanıldığı zamanı geldiğinde kamuoyuna açıklanabilir.”
Kente getirilen uçaklar, İngiliz firmasının uzmanlarınca uçurulurken, Kozakçıoğlu, en güvendiği mesai arkadaşlarından oluşturduğu teknik heyeti uçağın uçuşunu izlemekle görevlendirdi. Uçmayan uçaklara olumlu görüş veren imza sahipleri bugün kamuoyunun gündemindeki kişiler. Vali Yardımcısı Aydın Arslan sağlık sorunları, Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ, Susurluk kazasında yaşamını yitirirken, Hanefi Avcı da Susurluk soruşturmalarıyla sık sık gündeme geldi. Necdet Menzir aktif politikadan ayrılırken, Vali Yardımcısı Ayhan Nasuhbeyoğlu halen Sinop Valisi.
Uçmayan uçaklara olumlu yönde imza veren Hanefi Avcı, komisyonda olduğunu bile anımsamadığını söyleyerek, şunları belirtti: “Bu kamera sisteminin gece görüşüne uygun olduğu yönünde rapor veren komisyonda ben var mıydım yok muydum hatırlamıyorum. Nasıl görüş bildirdik onu da hatırlamıyorum.”

http://www.milliyet.com.tr/2001/01/05/guncel/agun.html

8 Kasım 2013, Rusya’nın Sesi

Vali Coş: Roket başlıkları Türkiye’de üretilmiş
Dün Adana’da ele geçirilen mühimmatla ilgili basın toplantısı düzenleyen Hüseyin Avni Coş, ele geçirilen malzemenin Suriye’ye gideceği mesajı verdi. Mühimmatların ADANA ve KONYA’da üretildiğini ifade eden Coş, gözaltına alınan zanlılardan 4’ünün serbest bırakıldığını söyledi.
Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, dün TIR’da ele geçirilen mühimmatla ilgili detaylara yer verdi. Ele geçirilen roket başlığı rakamının 945 olduğunu söyleyen 10 kişinin gözaltına alındığını bildirdi. Gözaltına alınan zanlılardan 4 tanesi serbest bırakıldı.
“Gözaltı sayısı 10, iç ve dış bağlantılar araştırılıyor” diyen Coş, “Teşkilatımız bütün bilgiler bir havuzda toplanarak değerlendirilmekte, sadece Adana ölçeğinde değil Türkiye ve yurt dışı bağlantısı var mı diye araştırılmakta” dedi.
Komşu ülke Suriye’yi işaret eden Coş, ele geçirilen malzemenin Suriye’ye gideceği mesajını verdi. Mühimmatların Adana ve Konya’da üretildiğini ifade eden Coş, Adana ile birlikte Hatay emniyetinin de soruşturma başlattığını söyledi.
Coş “Ele geçirilen mühimmatın net rakamı 935+10 olarak belirlendi ve TUTANAĞA geçirildi. Hepsi TÜRKİYE’de üretilmiş” dedi.
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Adana’da roket başlıkları ele geçirilmesine ilişkin, “Araştırılıyor, araştırıldıktan sonra savcılık boyutu da var. İçişleri Bakanlığımız ve savcılık tarafından bir açıklama yapılacak” dedi.

http://turkish.ruvr.ru/2013_11_08/Vali-Cos-Roket-basliklari-Turkiyede-uretilmis/

8 Kasım 2013, Rusya’nın Sesi

Adana’da bir TIR’da 935 roket başlığı ele geçirildi. 10 adet farklı ebatta alüminyum borunun da bulunduğu TIR’la ilgili bilgileri gazeteci Soner Kan, bölgeden aktardı.
Adana polisinin, ‘yüklü miktarda uyuşturucu getirileceği’ ihbarı üzerine takibe aldığı TIR’dan ‘cephanelik’ çıktı. TIR’da 935 roket başlığı, 10 adet farklı ebatta alüminyum boru bulundu. Gazetecilere açıklama yapan Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, ele geçirilen roket başlıklarının Türkiye’de kullanılmayacağını, yurt dışında kullanılacağı ihtimali üzerinde durdu.
Olayla ilgili aralarında bir Suriyeli’nin bulunduğu 9 KİŞİ gözaltına alındı.
“Atilla Güner’le Akşam Postası”na konuk olan Gazeteci Soner Kan, Adana’da tır dorsesinden çıkan roket başlıklarını yerinden yorumladı.
Atilla Güner: Biz yalnızca nereye gittiği belli olmayan bir araç diye biliyoruz. Yerel basın bu olayın üzerine gittiğinde ne buldu?
Soner Kan: Aslında olayı tamamen bir tesadüf ortaya çıkarttı. Adana polisine, yüklü miktarda uyuşturucu sevkiyatı yapılacağı yönünde bir İHBAR geldi. Bu ihbar üzerine polisler harekete geçti. Merkez ilçe Seyhan’da yer alan Şakirpaşa Metal Sanayi sitesinde Konya plakalı bir TIR’la sevkiyat yapıldığı belirtildi.
Polis önce siteyi bastı, sonra tır geldiğinde tırı kenara çekti. Narkotik köpeklerle bir araştırma yaptı TIR’da. Ancak beklenenin aksine çok farklı bir manzarayla karşılaştı polis. Söz konusu TIR’ın dorsesinde yapılan aramada roket başlıkları ele geçirildiğini öğrendik.
Adana Valisi Hüseyin Avni Coş da gazetecilere yaptığı açıklamada KONYA’dan gelen TIR şoförünün gözaltına alındığını doğruladı. Ele geçirilen füze başlıklarının Türkiye’de kullanılmayacağını, yurt dışında kullanılacağı ihtimali üzerinde durdu. Şu ana kadar herhangi bir terör örgütü bağlantısı tespit edilemediğini, ancak bu işin terör örgütleri tarafından yönetildiğini dile getirdi.
Yine bu füze başlıklarının TÜRKİYE’de üretilip üretilmediği ya da nereye gönderileceği yönünde bir-iki soru yöneltildi. Sayın Vali Hüseyin Avni Coş da bunun Türkiye dışında üretilip Türkiye’ye getirilmiş olabileceğini söyledi. Sonra teknoloji vurgusu yaptı. Türkiye’de teknolojinin artık son dönemlerde hızlı bir gelişim gösterdiğini ve bunun farklı terör örgütleri ya da örgütler tarafından kullanılarak, farklı yöntemlerle silaha dönüştürülebileceğini ima etti. Buna da Türk polisinin izin vermeyeceğini, güvenlik güçlerinin bu tür konularda sürekli teyakkuz halinde olduğunu vurguladı ve bir şeyin altını çizdi; Türkiye’nin terör örgütlerinin yuvası ya da örgütlerin rahatlıkla kol gezebileceği bir ülke olmadığını, bu olayın da bunu gösterdiğini söyledi.

http://turkish.ruvr.ru/2013_11_08/Uyusturucu-ihbarindan-cephanelik-cikti/

30 Ekim 2008

KIRKLARELİ Valisi Hüseyin Avni Coş, Dereköy Sağlık Ocağı’nda görevli bir doktoru gece yarısı lojmanda ziyaret ettiğine ilişkin iddiayı TBMM gündemine taşıyan CHP Milletvekili Turguk Dibek’i, Cumhuriyet Bayramı kutlamasında protokol tribününde ikinci sıraya attı. Milletvekili Dibek geçen yıl ön sırada otururken şimdi ikinci sıraya alınmasına tepki göstererek protokol tribününden ayrıldı ve törenleri halkın arasında izledi. Tekirdağ’daki törenlere İmam Lisesi kız öğrencilerinin getirilmemesine CHP milletvekili Enis Tütüncü tepki gösterdi.
Kırklareli’deki törenler saat 09.30’da Vali Hüseyin Avni Coş’un makamında kutlamaları kabul etmesi ile başladı. Kutlamalar daha sonra Atatürk Meydanı’nda devam etti. Vali Coş, 55’inci Mekanize Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay Zorlu Topaloğlu ve Belediye Başkanı Cavit Çağlayan üstü açık araçtan halkın bayramını kutladı.
Törenler için hazırlanan protokol tribününde Kırklareli Valisi Hüseyin Avni Coş’un talimatıyla değişiklik yapıldı. Tribünün ön sırasına geçen yılın aksine bu yıl sadece 3 koltuk konuldu. Vali, Belediye Başkanı ve Tugay Komutanı için hazırlanan 3 koltuğun arka bölümüne kentte bulunan ve törenlere katılacağını bildiren CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek için koltuk konularak üzerine adı yazıldı.
Tören alanındaki kutlamaların başlamasından sonra protokol üyeleri tribününe geldi. Bu sırada 55’inci Mekanize Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay Zorlu Topaloğlu ayağa kalkarak Milletvekili Dibek’in elini sıktı. Milletvekili Dibek, bu sırada kendisi için 2’nci sırada koltuk hazırlandığını fark edirce Valilik Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Cengiz Şen’e bunun nedenini sordu. Müdür Şen’in verdiği yanıtlardan tatmin olmayan CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, törene katılanların alkışları arasında protokol tribününden ayrıldı. Dibek, törenleri halkın arasında izledi.
Tören sonunda açıklama yapan Milletvekili Dibek, TBMM’de Kırklareli’ni 3 milletvekili ile temsil ettiklerini anlatırken, “Bana bugün gösterilen yeri protesto ettim. Önümüzde 10 Kasım var. AKP Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam gelince bakalım bu anma töreninde 2’nci sırada yer alacak mı? Eğer bu böyle uygulanacaksa önümüzdeki bayramda da tüm vekillerin 2 sırada yerleri bu şekilde mi olacak merak ediyorum” dedi.
Törenlerde konuşan Kırklareli Valisi Hüseyin Avni Çoş hedeflerinin Türkiye’yi çağdaş dünyanın da ilerisine taşımak olduğunu söyledi. Törenler şiirlerin okunması, okullar ve askeri birliklerin geçit resmi ile sona erdi.
Cumhuriyet, Milliyet (DHA)

http://www.cev.org.tr/Default.aspx?pageID=18&nID=1469
http://www.kirklarelichp.org/haber.php?id=216696

10 Kasım 2008

ANKARA – Kırklareli Valisi Hüseyin Avni Coş’un, Dereköy Sağlık Ocağı’nda görevli 28 yaşındaki Dr. Ayşe Burcu Bilir’i “taciz” ettiği iddiaları siyasi tartışmaya döndü.
CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, Vali Coş’un kendisi hakkında ortaya atılan iddialara, “Bazı çevreler siyasi hesaplar içerisinde yerel seçimler öncesi bizi buradan tasviye etmek istiyor. Siyasi çalışmalarımız engellenmeye çalışılıyor” şeklinde cevap verdiğini hatırlattı.
Dibek, Vali Coş’un kendisini “Biz” diye savunmasını eleştirirken, “Sayın Vali’ye sormak istiyorum. ‘Biz’ demekle neyi kast ediyor? ‘Ben iktidar partisinin bir mensubuyum’ demek mi istiyor?” dedi.
CHP Kırklareli Milletvekilleri Turgut Dibek ve Tansel Barış, TBMM’de “Kırklareli Valisi hakkında ki iddialar” konusunda ortak basın toplantısı düzenlediler. Toplantıda konuşan CHP’li Dibek, iki kişi hakkında yaşanan olayın kendisini ilgilendirmediğini, ancak bölge halkından gelen şikayetler üzerine İçişleri Bakanlığına konunun incelenmesi için yazılı olarak başvurduğunu söyledi. Kırklareli’nde her yerde “taciz” olayının konuşulduğunu belirten Dibek, bu konunun halk içerisinde valiye karşı duyulan bir güven bunalımına dönüştüğünü ileri sürdü. Önceki gün Vali Coş ile bir televizyon programına katıldığını ifade eden Dibek, Vali Coş’un kendisi hakkında ortaya atılan iddialarla ilgili, “Bazı çevreler siyasi bazı hesaplar içerisinde yerel seçimler öncesi bizi buradan tasviye etmek istiyor. Siyasi çalışmalarımız engellenmeye çalışılıyor. Görevlerime engel olmak için bu tür iddialar ortaya atılıyor” şeklinde açıklamalarını eleştirdi.
Dibek, “Sayın Valiye sormak istiyorum, valilik makamı Devletin en üst makamını temsil eder, Sayın vali ‘Biz’ demekle neyi kast ediyor? Devletin bürokratı ‘Siyasi çalışmalarımız engelleniyor’ demekle aslında ‘Ben iktidar partisinin bir mensubuyum’ mu demek istiyor. Sayın vali siz belediye başkanı mısın?” diye sordu.
Vali Coş’un, makam masasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ait iki çerçevelenmiş resim olduğunu söyleyen Dibek, “Kaç valinin masasında başbakana ait resim var acaba?” dedi. Dibek, Vali Coş’un Kırklareli’nde CHP’ye ait belediyeler hakkında soruşturma başlattığını ileri sürdü. (anka)

http://www.radikal.com.tr/turkiye/valinin_taciz_olayina_siyaset_karisti-902725

10 Kasım 2013

YORUMCULAR

Bu vali bundan 4 ya da 5 yıl önce Kırklareli valisiydi. Bir sevgilisi vardı Dereköy’de, sağlık ocağında görevli. Vali bir gün zom sarhoşken korumasıyla kadının köydeki evine, kapısına dayandı, kapıyı yumruklamaya başladı. Gürültüyü duyan köy sakinleri vali ile korumasına güzel bir dayak attı. ‘Ben valiyim’ diyene kadar bir güzel dayak yediler. Çok kalmadı vali ve sevgilisi gönderildiler.

Misafir – Kerem Kendel
Adana’da roket başlıkları yakalandı ya tamamen anlaşmalı devletin bakın ben Suriye’ye silah satmıyorum yakalıyorum demek için milyarlarca dolar silah para gitti El Kaide’ye El Nusra’ya devlet bilmiyor mu bu vali devletin pisliğini biliyor o yüzden görevden alamıyorlar ama halk alır onu sokağa çıkartmaz umarım.
2013-11-10 16:37:42

Misafir – OMURGALI OLMAK
Bu avni Efendi’nin Kırklareli valisiyken icraatlarını araştırmak lazım, KIZLI-ERKEKLİ olan icraatlarını? Az gazeteleri karıştırdınızmı öğreneceksiniz!
2013-11-10 13:41:36

http://www.odatv.com/yorumlar.php?n=erdoganin-valisine-buyuk-protesto-1011131200

12 Kasım 2013, Odatv.com

Misafir – oguzh
Gavas valisi, RTE’yi akladığı için mi bugünlere geldi, yoksa aklamak için mi o göreve getirildi? Herşeyden önce, 1988’de ABD’ye gönderildikten hemen sonra 1989 Şirvan kaymakamlığı, ardından 1991’de OHAL vali yardımcılığına atanan Avni Coş, öncesiyle sonrasıyla Lice olaylarını anlatabilir mi? Ya da soruyu şöyle düzeltelim: Geçmişte PKK’ya ve kontr-gerillaya karşı savaşan vatan evladlarından sağ kalanlar bugün Ergenekon vd. isimli davalardan tutuklandılar. Avni Coş, gerek soruşturma gerekse mahkeme süreçlerinde bulundu mu? Aynı sorular M.N. Çetinkaya için de geçerli elbette…
2013-11-12 13:29:45

Misafir – egem
Kendi adamı. Onda kendini görüyor. Ha badem, ha valisi.
2013-11-12 13:34:19

Misafir – Behçet
Kendisini protesto eden halktan kişilere kızıp “kavat ya da gavat” diye hitap etmiş sayın vali bey… TDK sözlüğü Arapça kökenli olan bu kelimeyi afedersiniz “pezevenk” olarak tanımlamış. Eksi sözlükte ise gavat ya da kavat aslında tam olarak pezevenk demek değil değil, “kendi karısınını pezevengi olan kişidir” diye not düşülmüş yine affınıza sığınarak. Bundan sonrası Devletimizi yönetenlerin bileceği iştir. Allah kolaylık versin..
2013-11-12 13:55:16

Misafir – cango
Vali mi? Yer sincabı mı? anlamadım yoksa Tayyib’i temizleme ustası mı? Kesin Şuayip…
2013-11-12 14:00:43

Misafir – Spartacus07
Vali yedirmeyiz… Bakanı yedirmeyiz.. MİT müsteşarını yedirmeyiz vs..vs…. Veya destan yazanları yedirmezsiniz… Ama halka her türlü hakaret serbest öyle değil mi? Yazııkkkk… Ne çektin be halkım :))) Ayrıca, yoksa BU HALK size YAMYAM gibi mi gözüküyor?
2013-11-12 14:42:40

Yusuf KONDAKCI
Ahtapot’un bir özelliği vardır; acıktığında kendi kollarını yer!.. Yani “yedirmeyiz” sözünün arka planında aslında bu gerçek gizlidir!!.
2013-11-12 19:40:28

http://www.odatv.com/yorumlar.php?n=astiniz-zehirlediniz-yedirmeyiz-1211131200

11 Şubat 2013

Bu Vali’yi kollayan kim?
Naci AKAY
KIRKLARELİ Valisi’yken, bir bayan doktorun evinde köylüler tarafından basılan, Aydın Valisi’yken, şehrin Bayan Belediye Başkanı ile takışan, şimdi de Adana Valisi olarak marifetleri (!) ayyuka çıkan bu Vali’nin destekçilerinin kim olduğunu, doğrusu ben de çok merak ediyorum.
Sene 1964. Dönemin Tekirdağ Valisi Kadri Demirel, bir akşam saatinde Ankara Ulus’taki Rüzgarlı Sokak’ta, tek başına içkili olarak dolaşır. Bu sırada, yanından geçen erişkin bir kız öğrenciye laf atar.
Kız, biraz ötede gördüğü Polis Memuru’na gidip, hemen şikayetçi olur.
Polis, ayakta zor duran Vali’nin yanına gelip, Karakola davet eder. Vali, Tekirdağ Valisi olduğunu söylese de, Polis de Cumhurbaşkanı olduğunu söyler ve Valiyi yaka paça Karakola götürür.
Kadri Demirel’in, Karakolda gerçekten Vali olduğu anlaşılır ve serbest bırakılır. Ancak, orada bulunan bir gazeteci olayı gazetesine geçince, olay ertesi günü gazetelerde manşet olur.
Sabah uyandığında sarhoşluğu geçip ayılan Vali, bu defa haberi okuyunca bayılır.
Ve Vali, Tekirdağ’a dönemeden, aynı gün görevinden alınır. Dört ay sonra da, kahrından ölür.
BU DA, BAŞKA BİR VALİ
Sene 2008. Dönemin Kırklareli Valisi Hüseyin Avni Coş, 2 Nisan Akşamı Dereköy Sağlık Ocağı’nın 28 yaşındaki bayan doktoruyla önce Polis Evi’nde baş başa bir akşam yemeği yerler.
Gece Saat 01.00 de doktoru, makam aracıyla lojmanına bırakır, ama lojmana o da girer. Korumalar, kapıda beklemektedir.
Durumdan şüphelenen köylüler, lojmanı basar. Vali, apar topar lojmandan ayrılır. Bayan doktor telefonla hemen annesini arayıp, Vali’nin cinsel tacizine uğradığını söyler.
Olay, basında haber yapılır. CHP Kırklareli Milletvekili, olayı Meclise taşır. Ancak, olayı soruşturmak bir yana, yetkililerin kılı bile kıpırdamaz.
Takipsizlikten cesaret bulan Vali, peşinden 500 milyara lüks ve son model bir makam aracı alarak, kendisini ödüllendirir.
Vali, kendisini koruyanlara karşı borçlu kalmaz. Babaeski’liler Gecesi’nde yaptığı konuşmada AK Parti iktidarını yıkayıp, yağlar. Övgülerini sıralarken, Başbakan Erdoğan’a “Yiğit Başbakan” demeyi de ihmal etmez.
VALİYE, “YÜRÜ KULUM” TALİMATI
Vali Coş, 2009 yılında, Ege’nin incisi Aydın’a Vali yapılır. Aydın’ın CHP’li Bayan Belediye Başkanı’nın icraatına sürekli çomak sokar.
Bir resmi tören sırasında, törene geç gelir. Tören alanında halkı beklettiği için kendisini eleştiren CHP Aydın Milletvekili ile tartışır.
Vali ayrıca, 2009 yerel seçimlerinde CHP ve MHP’nin afişlerini de toplatıp, iktidarın iyice gözüne girer. Girer ama, Devlet Bahçeli’de ona, kendi üslubuyla ağzına geleni söyler.
Olsun, bütün bunlar iktidar nezdinde Vali’ye hep artı puan getirir.
İskenderpaşa Dergahı’na mensup olduğu söylenen Vali Coş, bu arada Adnan Oktar’ın (Adnan Hoca) yazdığı “Yaradılış”adlı kitabını da, bütün Kütüphanelere aldırır.
HÜSEYİN AVNİ COŞ, ADANA VALİSİ OLUYOR
Vali Coş, bütün bunların karşılığını alır ve 2011 de, Türkiye’nin 4’ncü büyük şehri olan Adana Valisi yapılır.
Çok sevdikleri mevcut Vali’nin merkeze alınmasına üzülen Adana’lılar, Coş’un yükselişini araştırırlar. AK Parti iktidarı döneminde Vali yapılan Coş’un, daha önce de bu iktidar tarafından Bingöl ve Aksaray Valisi olarak atandığı ve terfi ettirilerek bu görevini sürdürdüğü anlaşılır.
Yaptıkları araştırmada, Coş’un bir dönem Mülkiye Müfettişliği yaptığı ve Başbakan Erdoğan’ı İstanbul Belediye Başkanı iken teftiş edip, “akladığı” öğrenilir.
Ve böylece, coştukça coşan Hüseyin Avni Coş’un yükselişindeki “püf noktası”, anlaşılmış olur.
ADANA’LILAR, HOŞNUT DEĞİL!
Vali’nin geçmişini öğrenen Adana’lılar, icraatından da hoşlanmayınca, tepki vermeye başlarlar. Ne var ki, tepkiler dikkate alınmaz. Bunun üzerine bir vatandaş ortaya çıkar ve yazdığı şikayet mektubunu çoğaltıp, TBMM deki bütün Milletvekillerine gönderir.
Vali’nin hışmından korktuğu için adını yazamayan bu vatandaş, Vali Coş’un bütün marifetlerini (!) sıralar.
MEKTUP, AYNEN ŞÖYLE;
Konusu: Bir Vali Böyle Olmamalı.
Saygıdeğer Vekilim,
Atama yolu ile göreve gelen Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’un geçmiş ve günümüzdeki ahlaki değerlerden yoksunluğu, sizi rahatsız etmiyor mu?
Vali Coş, bu kanun dışı yaşantısını, görev istismarını yaparken, arkasında AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’in olduğunu söylemektedir.
Kırklareli Valisi iken taciz ettiği Dr. Ayşe Burcu Bilir’i (konu basına ve TBMM gündemine gelmiştir) Adana Valilik binasına 200 metre uzaklıktaki Metro Hastanesi’ne tayin ettirmiştir. Sayın Vali’nin özel yaşamı, herkesin dilindedir. Bu durum, devletin saygınlığına zarar vermektedir.
Sayın Vali’nin Adana Özel İdaresi’ne Genel Sekreter olarak atadığı kişi Zeki Koç Berber, daha önce görev yaptığı ilçeden, işlediği suç sebebi ile sürgün edilmiş birisidir. Zeki Koç Berber, eşinin üzerine mal geçirmek suçunu işlemiş olmasına rağmen, Genel Sekreterlik gibi kritik bir göreve neden getirilmiştir? Şu an, pervasızca yandaşlarına ihale dağıtmakta olup, konuya vakıf olan basın mensupları, Vali Bey tarafından tehditle susturulmuştur.
Sayın Vali’nin şahsi menfaatleri hususunda da zaafları olduğu, Adana kamuoyunda da bilinmektedir. Aydın’da ortak işler yaptığı, Hüner Atalay adlı iş adamını beraberinde Adana’ya getirerek, büro kurdurmuştur. Şu an, Adana Özel İdaresi’ndeki ihaleleri bu şahsa verdirmektedir.
Adana’da faaliyet gösteren, BÜROFİKS isimli firmanın sahibi REŞAT SANCAR, Vali Beyin kasası olup, sözümüzün ispatı, Suriyeli mülteciler için satın alınacak baraka konteynır alımını parçalara bölerek, doğrudan temin yolu ile bahsettiğim şahıstan satın almıştır.
Devletimizin güvenlik güçlerini kullanarak, hukuksuz telefon dinlemeleri yaptırmıştır. Bu konuda sınır tanımayarak, Milletvekili ve Belediye Başkanlarını da dinletmiştir.
Bu konuları gündeme getirmeye çalışan basın mensupları, bizzat Valilik Özel Kalem marifeti ile Valilik Makamına çağrılıp, basın mensubu tehdit edilmektedir.
Bu yazdıklarımız, Hüseyin Avni Coş’un Vali olmaması gerektiği kanaatini bizde oluşturmuştur.
Hassasiyetinize ve şahsiyetinize itimadımız tamdır. Gereğini arz ederiz.
Vali Beyin korkusundan isim yazamıyoruz, özür dileriz.
“… korkudan isim yazamıyoruz, özür dileriz.” demekle, mektubu birden fazla kişinin tasarladığı anlaşılıyor.
Öteki dikkati çekense, Vali’nin tacizine uğradığını söyleyen bayan doktorun, onun peşinden Adana’ya gitmesi, şaşılacak bir şey.
Şikayet edildiğini öğrenen Vali atağa geçip, bütün Milletvekillerine yazdığı cevabi mektupta, hakkındaki mektubun karalama ve yıpratma amacıyla yazıldığını, kimi yolsuzluk iddialarının Valilikçe incelenmesinden duyulan rahatsızlıktan kaynaklandığını, bütün suçlamaların iftira ve yalan olduğunu ifade ediyor. Hiçbir vicdani ve ahlaki kaygı duymadan iftira eden bu gözü dönmüş çevrelerle, isim ve imza koymaya cesareti olmayanların yalanları olarak niteliyor. Vali, karşı mektubunda ayrıca, “Çamur at, izi kalsın” amacıyla hareket eden müfterilerin, bu çabalarının başarılı olamayacaklarını da vurguluyor.
NE VALİ’Yİ, NE DE ADANA’LI VATANDAŞI TANIRIM
Değerli okuyucularım, Türkiye’de her siyasi iktidar döneminde, iktidara yanaşıp devlet katında önemli görevler alan ve bu görevlerin yetkilerini sömüren kimi insanları görüyoruz.
Adana Valiliği’ne kadar yükselen Hüseyin Avni Coş’un da, bunlardan biri olduğu iddia ediliyor. Vatandaş, “Bir Vali, böyle olmamalı” diyor. Ben de,”Bu Vali’yi kollayan kim?” diye soruyorum. Ne Vali’yi, ne de bu Adanalı vatandaşı hiç tanımıyorum.
Yukarıdaki açıklamalarla, bu kişinin ne zaman ve nasıl Vali yapıldığı ve hızlı yükselişi ortaya konduktan sonra, marifetleri bir bir sıralanıyor.
Mektupta yazılanlar, birer “iddia”dan ibarettir. Ancak, doğru olup olmadıklarının araştırılması, soruşturulması, böylece devletin hak ve hukukunun korunması, kamu vicdanının tatmini ve Vali’nin de aklanması bakımından şarttır.
Bu kadar ağır iddiaların altında Valilik yapmak ve kamu otoritesini temsil etmek, katiyen mümkün değildir.
Ne var ki, Vali’nin ve bu durumdaki diğer kamu görevlilerinin, bu iktidar döneminde haklarında inceleme, soruşturma dahil ne adli, ne de idari hiçbir işlem yapılmıyor.
Yolsuzluklarla mücadeleyi amaçlayan 3628 Numaralı Kanun, 10 seneden beri “hiç, ama hiç kimseye” uygulanmıyor. O sebeple, bürokrasinin ve özellikle Valilerin saltanatından geçilmiyor. Eskiden. “Vali” dendiğinde, devletin en “oturaklı” görevlisi akla geliyordu.
Ve, eskiden hep, “Devlet malının deniz” olduğu söylenirdi. Görünen o ki, bu iktidar döneminde “Okyanus” olmuş.

http://www.pasavizyon.com/artikel.php?artikel_id=369

2 Haziran 2013

“SARİN değil ANTİFRİZ”
Adana Valisi Coş, El Nusra operasyonunu açıkladı
Levent İÇGEN / VATAN ANKARA
Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, El Kaide ve bağlantılı El Nusra Cephesi üyesi olduğu iddia edilen 12 kişinin Adana ve çevre illerde eylem yapabileceği istihbaratı üzerine savcılıktan izin alarak teknik ve fiziki takibe başlamıştı. Takip sırasında kimyasal malzemeler ihraç eden iş adamı H.Ü.’nün telefonda Gaziantep’teki kimyasal maddeyi isteyip Suriye’ye göndereceğini söylemesi üzerine polis harekete geçmişti. Olası bir bombalı eylemden şüphelenen polis, 28 Mayıs’ta şafak vakti 12 ayrı adrese eş zamanlı operasyon düzenledi. Operasyonda 12 kişi gözaltına alındı. Zanlıların ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda kimyasal maddeler bulunurken, sarin gazı bulunduğu ileri sürüldü.
Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, yaptığı açıklamada, bazı kimyasal madde bulunduğunu, ancak sarin gazının ele geçirilmediğini söyledi. Yapılan araştırmalarda sarin gazı sanılan malzemenin, araçların radyatörlerine kış aylarında donmalara karşı kullanılan antifriz olduğu ortaya çıktı. Operasyonda ele geçen diğer kimyasalların detaylı olarak araştırıldığı belirtildi.
Askerler de bilmiyor
VATAN’a bilgi veren askeri kaynaklar da ele geçirilen kimyasal maddelerin sarin gazı olduğuna dair ellerinde bir istihbari bilginin bulunmadığını belirtti.

http://haber.gazetevatan.com/sarin-gazi-antifriz-cikti/543105/1/gundem

2 Kasım 2013

Adana’daki Sarin Gazı davasının duruşmasını izleyen Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş; “Sarin gazı sipariş edenler AKP hükümetiyle görüşüyor!” dedi.
Kocaeli Milletvekili Güneş, konu ile ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; “Bütün dünyanın takip ettiği sarin gazı davası tam bir komediye dönüşmüş durumdadır. Davanın tutuklu sanığı Hytham Qassap, Suriye’deki terörist gruplara sarin gazı yapılabilecek malzemeler sağladığını ve yine bu gruplardan Ahrar-ı Şam örgütünün üst düzey komutanlarından talimat aldığını itiraf etmesine rağmen tahliye edildi. Dahası Qassap talimat aldığı kişilerin AKP hükümeti ile doğrudan ilişki içinde olduğunu büyük bir soğukkanlılıkla açıkladı… Böylece Suriye’de katliam yapan terörist gruplara kimyasal silahın Türkiye’den ve yetkililerin bilgisinde sağlandığı ortaya çıkmıştır! Kaldı ki, sanık avukatlarından biri AKP Yüreğir eski ilçe başkanıdır. Sanırız bu avukat, Sayın Davutoğlu’nu temsilen terör sanığını savunmaktadır…
Davanın ilk duruşmasında tahliye dışında da birçok komedi yaşandı. Teknik takip dökümleri ve delillerle çok net bir iddianame hazırlayan savcı, şaşırtıcı bir şekilde Qassap dışındaki sanıklar için tutuklama kararı istemedi. Oysa biliyoruz ki, Ergenekon ve Balyoz davalarında neredeyse hiç bir delil yokken sanıklar yıllarca tutuklu yargılanmıştır…
İddianamede, birçok malzemenin temin edildiği telefon görüşmeleri ve e-posta yazışmalarıyla ortadayken, duruşmada sadece antifriz maddesi ile ilgili savunma yapılması hayret vericidir. Örneğin; mahkeme başkanı, “250-300 metrelik 10 top dinamit fitili”nin hangi amaçla temin edilmeye çalışıldığını sormadı.. Sarin gazı üretiminde kullanılan beyaz fosfor maddesinin temini de “toz çıkarıp kamuflaj sağlayan bir kimyasaldır” denilerek geçiştirildi. Sanıkların “sadece antifriz sattıkları” üzerinden kurdukları savunma da, hava sıcaklığı hiç eksi değerlere düşmeyen Suriye için tam bir komedi olmuştur…
Bütün bunlara rağmen, Suriye’deki terörist gruplara dinamit fitili, sarin gazı yapımında kullanılan beyaz fosfor vb. maddeler sağlayan Qassap ve diğer sanıklar tahliye edildi. Sanırız AKP Yüreğir eski ilçe başkanının, “bu bir siyasi davadır ve Türk hükümetini uluslararası arenada zor duruma düşürür” tehdidi tahliye kararında etkili oldu. Ancak hükümetin yargı üzerindeki bu baskısı bilinmeyen bir gerçek değildir. Biz Suriye’deki on binlerce masum insanı katleden kimyasal silahları kullanan failleri ortaya çıkaracak bu sarin gazı davasının takipçisi olmaya devam edeceğiz!”

http://www.chp.org.tr/?p=129268

30-31 Ekim 2013

Hurşit Güneş: “Bugün burada onların yargılanmasına başlanıyor. İddianamede çok açık ve net bir biçimde bunun bir terör örgütü olduğu ve El Kaide bağlantılı El Nusra cephesinin bir üyesi olan Hytham Qassap’ın Türkiye’de bu malzemeleri elde edip, Suriye’ye geçirmek istediğini, ölümlere neden olmak istediğini iddianame net bir biçimde ortaya koyuyor. Teknik takip yapılmış. Türkiye’deki bağlantıları tespit edilmiş ve Türkiye’den bu malzemeler elde edilmeye çalışırken yakalanmışlar. Türkiye Cumhuriyeti uyruklu terör örgütü unsurları var. Suriye uyruklu El Kaide elemanları var. Her iki kesimde bu davada yargılanıyor.
Duruşmada terör örgütü mensuplarından birinin avukatı Ak Parti’nin eski ilçe başkanı. Çok ilginç. Adana’nın Yüreğir ilçe eski başkanı ve partinin kurucularından biri. Bana kalırsa, onun avukatlık yapmasına gerek yoktu. Doğrudan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu gelip burada avukatlık yapabilirdi. Neden? Çünkü, İngiltere merkezli Human Rights Watch yani insan hakları gözlem merkezi Türkiye’den her türlü silahın Suriye’ye geçtiğini, başta teröristlerin eline geçtiğini, kimyasal silahlarla da ilgili ciddi şüpheler bulunduğunu aylar önce Davutoğlu’na yazılı bir mektupla bildirmiş. Bu hükümet ne yazık ki uluslararası kamuoyunda Suriye’deki iç savaşın terörist unsurlarına silah sağlayan tarafı olmaktan dolayı eleştirildiğini ve kendisine çeki düzen verilmesi gerektiğini bir türlü kamuoyuyla paylaşmamıştır. Şimdi bu davada sanık bana kalırsa Hytham Qassap değildir.
Bana kalırsa bu davada sanıklardan biri Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Tayyip Erdoğan’dır. Davutoğlu cübbeyi giysin gelsin.
Suriye’de kimyasal silahların kullanılmasıyla bin 300 kişi öldü. Bu kimyasal silahlar neden Türkiye’de. Türkiye’den bir biçimde sağlanıp Suriye’ye sevk ediliyor. Bu dava bir biçimde açıklığa kavuşmalı. Bu iddianamenin gereği yerine getirilmeli ve El Kaide unsurları Türkiye’de mahkum edilmeli. Kimyasal silah bir insanlık suçudur. Bu insanlık suçunun malzemesini elde etmeye çalışanlar veya elde edilmesine müsaade edenler, yahut da adres şaşırtanlar mahkum edilmelidir.
Bu hükümet suçludur.”

http://turkish.ruvr.ru/2013_10_30/sarin-gazi-davasi-adanada-basladi/
http://turkish.ruvr.ru/2013_10_31/123679932/

20 Şubat 2013

Vali Bey’in hışmı
Adana Valisi olan şahsın adı Hüseyin Avni Coş. Vali Bey önceden İçişleri Bakanlığı müfettişi idi. Tayyip’in İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemindeki yolsuzluklarını incelemekle görevlendirildi. “Yolsuzluk vardır” diyen, yolsuzlukları raporlarıyla belgeleyen müfettişler, AKP döneminde büyük haksızlıklara uğratıldı ve oradan oraya sürgün edildi.
“Yolsuzluk yoktur” deyip Tayyip’i aklayanlar ise ihya edildi!
Onlardan biri olan Hüseyin Avni Coş, AKP döneminde vali yapıldı. Son olarak en büyük kentlerimizden Adana’da valilik yapmakta!
Sadece o değil, Tayyip’i yargıda aklayan hakimler de Yargıtay üyeliğine seçildi.
Tayyip’i koruyan herkes altın buldu.
***
Adana’da Taner Talaş isimli bir yerel gazeteci, Vali Bey aleyhine mektuplar yazıp milletvekillerine göndermekle suçlanıyordu. Birkaç gece önce Emniyet’e bir ihbar telefonu geldi:
“Mektuplar gazetecinin abisinin evinde. Evi basarsanız bulursunuz.”
Bu düzmece ihbarın mahkemeye iletilip arama kararı alınması gerekiyordu. Ama buna bile gerek görülmedi. Arama kararını, bütün yasaları çiğneyerek nöbetçi savcı Mehmet Çömük kendi başına aldı…
Ve mektup teröristinin abisi Bülent Talaş’ın evi gece saat 03.10’da polisler tarafından basıldı.
Ev didik didik arandı. Polis bomba, silah falan değil, Vali Bey hakkında yazılmış mektupları arıyordu ama hiçbir şey bulamadı.
Yerel gazetecilik zor iştir. Hele gerçek gazetecilik yaparsanız, valiyi, emniyet müdürünü, belediye başkanını, iktidar milletvekillerini falan karşınıza alırsanız, sizi orada yaşatmazlar.
Bu gibi durumlarda hak, hukuk, adalet gibi kavramlar çöpe atılır, başınıza bela alırsınız.
Sakın ola ki bundan sonra hiçbir gazeteci, hele Tayyip’i aklayan valileri karşısına almaya kalkışmasın.
Hiç tanımadığım gazeteci Taner Talaş’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Emin Çölaşan

http://sozcu.com.tr/2013/yazarlar/emin-colasan/genelkurmay-kimin-yolunda-229772/

13 Kasım 2013, Hürriyet

Gavat nostaljisi
Her şey…
2003’te başladı.
Bingöl’de deprem oldu.
Alt tarafı 6.4’tü.
176 insanımız can verdi.
Bingöl Valisi…
Vatandaşa gavat diyen valiydi.
Çadır dağıtımı becerilemedi.
Çoluğu çocuğu sokakta yatan insanlar, çaresiz, Kızılay kamyonlarına saldırdı, ortada devlet mevlet olmadığı için gücü gücüne yeteneydi, bileği güçlü olan çadırı kaptı, kapamayan ayazda kaldı, protesto gösterisi yapıldı, Valilik binası taşlandı, yuhalandı, Vali istifa, hükümet istifa sloganları atıldı, Tayyip Erdoğan çıktı, ahaliyi suçladı, provokasyon dedi, şırrak, Bingöl emniyet müdürü görevden alındı, Bingöl valisi koltuğunda kaldı, valinin adeta dokunulmazlığı vardı, o zamanlar sayın basınımız şimdiki kadar yalaka değildi, az buçuk gerçekler yazılıyordu, meğer Tayyip Erdoğan’ın toz kondurmadığı vali, Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı dönemine ait yolsuzluk iddiasını araştıran, yolsuzluk filan yok deyip, aklama raporu yazan, AKP iktidara gelir gelmez ilk kararnamede vali yapılan mülkiye müfettişiydi.
*
Vatandaş tarafından taşlandı…
“Yılın Valisi” seçildi iyi mi!
*
Bingöl’den sonra…
Aksaray Valisi yapıldı.
Kırklareli Valisi yapıldı.
Aydın Valisi yapıldı.
Adana Valisi yapıldı.
Hiçbir yerde sevilmedi.
Her gittiği yerde olumsuz haberlerle gündeme geldi, en son, vatandaşa gavat dedi.
*
AKP’yle geldi.
Beraber yürüdü bu yollarda.
Hep yükseldi.
*
Teee 2003’te şırrak diye görevden alınan Bingöl emniyet müdürü ise, Osman Nuri Özdemir’di… Hüseyin Çapkın’ın Adana’ya, Celalettin Cerrah’ın Sivas’a emniyet müdürü yapıldığı kararnamede Bingöl emniyet müdürü olmuştu. Yani, Çapkın ve Cerrah’la aynı yaş kuşağından, ilerde vali olması muhtemel, geleceği parlak emniyetçilerdendi. Bir özelliği daha vardı… Tayyip Erdoğan minareli-süngülü şiiri okurken, Siirt emniyet müdürüydü, görevini yapmış, Tayyip Erdoğan’ın konuşmasını kayda almış, savcılığa teslim etmiş, Tayyip Erdoğan’ın hapse girmesine vesile olmuştu!
*
Deprem vesile oldu…
Şırrak diye görevden alındı.
*
Vali hep yükseldi.
Emniyet müdürü hep bekledi.
*
Bir daha asla görev verilmedi.
Geçen sene rahmetli oldu.
yılmAZÖZdil

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25105393.asp

13 Kasım 2013, Odatv.com

Odasına Atatürk’ten önce kimin fotoğrafını astı?
Son günlerin en önemli gündemi 10 Kasım’da kendisini protesto edenlere “gavat” diyen Adana Valisi Hüseyin Avni Coş. Hüseyin Avni Coş’u 2 yıl önce onu çok yakından tanıyan bir isim Aydınlık’tan Şenol Çarık’a anlatmıştı. 2005-2009 arasında Kırklareli Valisi olan Coş’u yakından tanıyan CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek bakın gazetelere nasıl anlatmıştı:
Turgut Dibek, ‘Vali Coş’u nasıl tanırsınız?’ sorumuzu “Gittiği her yerde her şeye karışıyor. Hastaneye gidiyor sağlık müdürünü o yönetmeye çalışıyor. Emniyet Müdürü’nü, Milli Eğitim Müdürü’nü…” sözleriyle yanıtladı. Ve hafızalarımızı tazelercesine hatırlatmalarda bulundu: “Coş, Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemiyle ilgili iddiaları araştıran ve Erdoğan hakkındaki birçok iddianın ‘asılsız‘ olduğuna karar veren Mülkiye Başmüfettişlerinden birisidir. 1991’de OHAL Bölge Vali Yardımcılığı yaptı, AKP hükümeti döneminde Bingöl Valisi oldu. Orada ancak 1 yıl durabildi. Daha sonra Aksaray Valiliği’ne atandı ve 2005 yılı sonunda Kırklareli Valisi oldu.”
CHP’li Dibek, sonrasında pek çok krizin yaşanmasına öncülük edecek olan ilk olayı şöyle anlatıyor: “Vali, ilimize yeni geldiğinde ben CHP İl Başkanı’ydım. Kendisini ziyarete gittik. Makamındaki masasına bir baktım sol tarafında Tayyip Erdoğan’ın çerçeveli resmi var. Bugüne kadar valilik makamında başbakan resmini ilk kez gördüm. Vali’yi Cumhurbaşkanı atar. Cumhurbaşkanı ve Atatürk resmi olur ama bunu hiç görmemiştik. Bir süre sonra ikinci resmini koydu. Tam da Erdoğan’ın AKP İl Kongresi’ne geldiği günlerdi.
Önceki Valimiz İsmet Metin giderken yeni bir Mercedes makam aracı alındı İl Genel Meclisi kararıyla. Bir gün bir baktım Chevrolet 4×4 cip gelmiş valiliğin önüne. İl Genel Meclis üyelerine sordum. ‘Bilmiyoruz’ dediler. ‘Nasıl bilmezsiniz Vali Bey almış. Hangi kaynaktan alındı, hangi kalemden alındı?’ dedim, söylemediler. Bir süre sonra bir baktık bu sefer de Audi Q7 marka bir araç geldi. 110-120 bin Euro değerinde. Sorduk, gene kimse bilmiyor. Vali’ye sordum. ‘Hayırseverler’ dedi. İl Genel Meclisi’ndeki arkadaşlar öğrenemediler. Ben bunu soru önergesi haline getirdim Meclis’te. İçişleri Bakanı yanıt verdi. Her iki arabayı da İl Özel İdaresi’nin bütçesindeki banka promosyonları karşılığı alınmış. Bunu neden önceden söylemiyorsun da ‘Hayırsever’ diyorsun.”
CHP Milletvekili Dibek, “O kadar çok ki!” dediği olaylardan 2007 yılında Dereköy Sağlık Ocağı’nda görevli bir bayan doktorla olan ilişkisini de şu sözlerle anlatıyor. “Vali Bey, kendisini başarılı bulmuş ve yemeğe çıkarmış. Yemekten sonra doktor Sağlık Ocağı’na Vali’yle birlikte gitmiş. Bu olay köyde yayılmış. Köylüler sağlık ocağı önüne gittiğinde iki tane Vali koruması görmüş ve sormuşlar. Sonrasında bir tartışma yaşanıyor ve Vali hemen orayı terk ediyor. Vatan Gazetesi bunu “Vali’den bayan doktora taciz” diye verdi. Olayı İçişleri Bakanlığı’na sordum. Bana tazminat davası açtı. Konuyla ilgili DHA’nın tanıklarla röportajları var. CD’leri bende de mevcut. Sonra çıktı ‘Ben öyle bir şey yapsam köye mi götürürüm’ dedi. ‘Kızım yaşımda biriyle böyle şey olur mu’ dedi. Aradan 6 ay geçti ve kendisinden 20 yaş küçük biriyle evlendi. Bunlar özel hayat çok da ilgilendirmez ama Türkiye’nin böylesi valilerle yönetilmesi bu halka haksızlıktır.
Dibek, Vali’yi inceledikçe, denetledikçe onun da CHP’li Belediyelerle uğraşmaya başladığını belirtiyor. “Kırklareli, Babaeski, Ahmetbey başta olmak üzere 12 ilçe ve belde belediyemizle uğraşmaya başladı… Kamuyla işleri var mı, evraklarında bir eksik, açık var mı?”
Dibek, kendisiyle söyleşimize vesile olan Aydın’daki Protokol krizine benzer bir olayın Kırklareli’nde de yaşandığını anlattı: “2008’in 29 Ekim törenlerinde bir baktım protokol tribünün önünde üç tane koltuk. Belediye Başkanı bana dedi ki; ‘Vali Bey ben bunu buraya oturtmayacağım’ demiş. Protokol Müdürü’nü çağırdım ‘benim yerim neresi’ dedim. Arka sırayı gösterdi. Vali yerinde oturuyor. Müdüre ‘o koltuğu getirecek misin getirmeyecek misin?’ dedim. Bir şey diyemedi. Ben de halkın arasına gittim.” Dibek, protokol krizinin bununla bitmediğini de söylüyor:
“10 Kasım’da Kırklareli’nin kurtuluş bayramı var. 9 Kasım günü belediyemizin görevlileri protokol tribünü kurmaya gittiklerinde Vali’nin korumalarından; ‘Tribün kurdurulamayacak’ yanıtını almışlar. Belediye tutanak tutturmuş. Vali, Köy Hizmetleri’ne 3 kişinin ayakta duracağı küçük bir otağ yaptırmış. Belediye Başkanımız karşı caddeye tribünü kurdurmuş, vatandaşlar otursun diye. Sırf benim oturmamam için tribün kurdurmadı. Ben de belediyenin kurdurduğu tribüne gittim. Halk da buradaydı. O da mecburen geldi oturdu.”
Turgut Dibek, ‘Sayın Vali’nin makamında Tayyip Erdoğan resmi bulundurması dışında AKP’ye açıkça bir desteği oldu mu’ şeklindeki sorumuza “Olmaz mı kendisi yerel seçimlerde AKP militanı gibi çalıştı” diye karşılık verdi: “2009 yerel seçimlerinde tam bir AKP militanı gibi çalıştı. Seçimlerden önceki son gece roman vatandaşlarımıza erzak ve maddi yardım dağıtılacağı bilgisini aldık. Örgütümüzle, Vali nerede, biz orada birbirimizi kovaladık arabalarla. Vali işin başında. Biz, ‘onlara bu yardımları dağıttırmayacağız’ dedik. O bir taraftan gidiyor, biz bir taraftan…”
Söz konusu Hüseyin Avni Coş… CHP’li Dibek’in anlatacağı o kadar çok şey var ki…
“Ankara’dan gelen iki gazeteci arkadaş bana anlattı. Bir gün Valiliğe gitmişler. Birden bir gürültü olmuş. Zannetmişler deprem tatbikatı var. Onlar da çekilmiş kenara. Ne oluyor demişler: Vali Bey konaktan çıktı buraya geliyor. Tüm valilik binası o gelirken ayaklanıyor. Aynı durum Aydın’da da varmış. Çıkarken korumalar bağırıyormuş: Vali Bey çıktı, geliyor… Hangi ile gitse 3 ay sonra olay olur. Onun olduğu yerde olay yoksa bu olaydır.
Turgut Dibek’ten dinlemeye devam edelim…
“Tayyip Erdoğan’ın resimleriyle ilgili haber basında çıkınca, belediyeyle Valilik arasında geçmiş dönemde yapılan protokolü de iptal ettirdi. Protokolün içeriği; Kavaklı’daki göçmen misafirhanesi için alınan temizlik araçları ve kamyonların özel idarece belediyeye tahsis edilmesi, buna karşılık belediyenin de köylerdeki foseptikleri çekip, Dereköy’ün çöpünü almasıydı. Haberin yayınlanmasının ertesi gününde ‘hemen araçları iade edin’ diye yazı yazdı. Aynı olay Avni Coş’un şu an Valilik yaptığı Aydın’da da oldu. Valilik MHP pankartını indirtmek için Belediye’den İtfaiye aracı istemiş. Aydın Belediye Başkanımız Özlem Çerçioğlu, ‘Sayın Vali sözlü olarak telefonda değil, yazılı olarak bildirin talebinizi‘ demiş. Vali başka bir yerden itfaiye getirtmiş. Bu olayın ardından hemen talimat vererek Belediye’yle kamunun bir işi var mı diye sordurtmuş. Aydın’da bir aşevi var. Defterdarlığa ait. Belediye orada yemek veriyor. ‘Hemen boşaltın‘ demiş. Didim Belediyesi’nde de aynısı oldu. İçişleri Bakanlığı’na başvuruda Aydın Belediye Başkanımız Özlem Çerçi bulunmuş.
Görünen o ki Coş’un Başbakan’la bağlantısı var. Sanırım Başbakan koruyor ve o da bunu bildiği için böyle davranıyor. ‘Ben AKP’nin valisiyim‘ diyor zaten. Bir Vali gittiği her ilde olay çıkarır mı? Bingöl’de kavga. Aksaray’da kavga…
Turgut Dibek, kamuoyunda ‘Adnan Hoca’ olarak bilinen Bilim Araştırma Vakfı Başkanı Adnan Oktar’ın ‘Harun Yahya’ adıyla yayınladığı Evrim Teorisiyle ilgili kitapların Vali Avni Coş’un isteğiyle Kırklareli İl Kütüphanesi’ne aldırıldığını da sözlerine ekliyor.
“Vali Coş, gittiği her yere yardımcısı Zeki Koçberber‘i de götürüyor. Bir takım işleri ona yaptırdığına dair rivayetler var. Her gittiği yere neden onu taşıyor merak ediyorum?” diye soruyor CHP Milletvekili Turgut Dibek. Koçberber’le ilgili yaşadığı bir anıyı da aktarıyor:
“2009 yerel seçimleri öncesi Telekom’un depolarında tutulan kömürleri, Sosyal Yardımlaşma Müdürü, AKP Belediye Başkan adayının eşi ve AKP örgütü onlarca kamyonla alıyorlar. Bunu tespit ettik ve konuyu yargıya taşıdık. O zaman Vali Yardımcısı olan Zeki Koçberber’e de söyledim. ‘Bunlar devletin kömürleri, koruyun’ dedim. O ise bana ‘çalmıyorlar, biz kendi elimizle veriyoruz’ yanıtını verdi. Kendi elleriyle AKP’ye veriyorlar yani. Kamera kayıtları var bizde”.
Turgut Dibek, sohbetimizin sonunda Vali Hüseyin Avni Coş’la ilgili kendisine gelen sayısız şikayet ve ihbar mektubuna da değiniyor: “Coş, 1991’de OHAL Bölge Vali Yardımcısı’yken yakınında çalışanların bana yolladığı bazı mektuplar var. İhalelerden, alımlardan bahsediyorlar. Bir takım usulsüzlük ve yolsuzlukların yapıldığına dair iddialar var. Bakanlığa üst yazıyla gönderdim bunu. Bana ‘başvurunuzun işleme konulmasına gerek yoktur‘ diye cevap geldi. Yine Bingöl’deki Valiliği sırasında inşa edilen deprem evlerinin pahalıya mal edildiğine dair de çok sayıda vatandaştan ihbarlar geldi. Bunları da önergeyle Meclis’e taşıdım.”
Odatv.com

http://www.odatv.com/n.php?n=odasina-ataturkten-once-kimin-fotografini-asti-1311131200

13 Kasım 2013, gazeteport

5 sene önce doktora taciz iddiası
Gazeteport’ta yer alan habere göre bundan 5 sene önce “Bir kadın doktorla ilişki ve taciz” iddialarıyla gündeme gelen Hüseyin Avni Coş aleyhindeki olay şöyle gelişmişti:
CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, dönemim İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a yazdığı mektupla medyaya yansıyan iddiaya göre Vali Coş, 2 Nisan 2008′de Polisevindeki bir yemek sonrası kadın doktor A.B.B’yi sivil plakalı araçla Dereköy Sağlık Ocağı lojmanına götürdü. Köylüler lojman önünde bekleyen korumalara ne aradıklarını sorunca tartışma başladı. Bu sırada lojmandan çıkan Vali Coş, aracına bindi ve köyden uzaklaştı.
Vali Coş ise “İddialar komplo. Saat geç olduğu için 2 korumam evine bıraktı. Ben Dereköy’e ve doktorun evine gitmedim” dedi. Doktor A.B.B de “Söylentiler yalan” açıklaması yaptı. Ancak üç köylü, kadın doktorun o gece annesini arayarak Valinin kendisini taciz ettiğini söylediğini öne sürdü. “Valiyi lojmandan çıkarken gördük, yüzünü kapattı” diyen market sahibi ile taşımacılık yapan iki kardeşine, 5’er bin lira ceza kesildi.
CHP milletvekili Dibek “Yaşananlar iki yetişkin insan arasında ve rızaya dayalı bir ilişki de olabilir. Ancak halkta Vali’ye karşı güvensizlik oluşmuştur” diyerek soruşturma açılmasını istemiş, Vali hakkında yapılan soruşturmada iddiaların geçersiz olduğu sonucuna varılmıştı.
AKP’lilerin telefonları dinledi mi?
AKP Adana milletvekili Ali Küçükaydın da “Telefonlarımızı dinliyor” diyerek Vali Coş’tan şikayetçi olmuş ve İçişleri Bakanı Muammer Güler’e yazdığı mektupta Vali ile ilişki iddialarıyla gündeme gelen kadın doktor A.B.B’yi, Kırklareli’den Adana’ya atadığını belirtmişti. Kadın doktor halen Adana’da bir özel hastanede çalışıyor. Bu iddia sırasında ilk eşinden boşanmış durumda olan Vali Coş, 2009’da kendisinden 18 yaş küçük bir bankacı ile 2. evliliğini yapmıştı.
Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde İçişleri Müfettişi olan ve İBB’deki iddialar karşısında “Asılsızdır” raporu veren Coş, AKP iktidarı döneminde Bingöl, Aksaray, Kırklareli, Aydın ve Adana Valiliklerine atandı.
Aydın’da yerel seçim öncesi CHP ve MHP’nin afişlerini toplatınca tepki çeken Coş Adana’da ise Atatürk rozeti dağıtan Adana Belediye Başkanını engellemek isteyip, sert biçimde tartışmıştı.
Başbakan Erdoğan’ın, “Kız erkek öğrenci aynı evde kalıyor, denetleyeceğiz” açıklaması sonrası “Sözleri bizim için talimat” dedikten sonra 10 Kasım törenleri sırasında kendisini protesto eden bir vatandaşa ‘gavat’ kelimesini kullanması, makam aracına binerken de bir diğer vatandaşı ‘seninle görüşeceğiz’ diyerek tehdit etmesiyle Türkiye gündeminin en çok konuşulan isimlerinden olan Coş’a, kullandığı kelime sebebiyle ‘uyarı’ cezası verildi… (Gazeteport)

http://vagus.tv/2013/11/12/huseyin-avni-cos-hakkinda-bazi-detaylar/

13 Kasım 2013, Aydınlık

Coş’un adı yolsuzluğa karıştı OHAL’den gönderildi
OHAL’de görev yapan üst düzey bir yetkili, Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’un adının yolsuzluğa karıştığını, OHAL Bölge Valiliği’nden uzaklaştırıldığını ileri sürdü…
Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’un, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nde Vali Yardımcısı olduğu dönem adının yolsuzluğa karıştığı ileri sürüldü. İddiaya göre, Coş, bu iddialar nedeniyle Diyarbakır’daki görevinden ayrılmak zorunda kaldı.
1991-1995 döneminde OHAL Bölge Valiliği’nde üst düzey görev yapan ve bazı ihalelerde komisyon başkanlığı görevi yürüten eski bürokrat, Vali Coş ile ilgili yolsuzluk iddialarını doğruladı. Kaynak, Coş’un, şimdi hayatta olmayan bir işadamı ile ilişkilerinin, dönemin yetkililerini rahatsız ettiğini ve Coş’un OHAL Bölge Valiliği’nden aniden ayrıldığını söyledi.
Aydınlık’ın yaptığı araştırmaya göre, söz konusu işadamı, 8 Ocak 2003 tarihinde Diyarbakır’da meydana gelen uçak kazasında hayatını kaybetti. İşadamı B.K., bölgede askeri ve lojistik mühimmat araç gereçleriyle ilgili çeşitli bölgelerde ve OHAL Bölge Valiliği’nin açtığı ihalelere de katılıyordu. B.K., OHAL Bölge Valiliği’nde Coş’u ziyaret ediyordu. Daha sonra B.K.’nın aldığı ihalelerde bazı usulsüzlük ve yolsuzluklar tespit edildi, ancak kamuoyuna yansımadı. İddiaya göre, yapılan iç araştırmada işadamı ile Hüseyin Avni Coş’un ilişkisi tespit edildi. Bunun üzerine, yaklaşık 4 yıl OHAL Valiliği’nde görev yapan Coş, apar topar Diyarbakır’dan ayrıldı. Dönemin İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Bekir Aksoy‘un, Coş’un atamasını uzun süre beklettiği de öğrenildi. Coş daha sonra 1995 yılında İçişleri Bakanlığı APK Kurulu ve Sivil Savunma Genel Müdürlüklerinde Daire Başkanlığı görevine atandı.
AKP’li vekil bile şikayet etmiş
AKP’nin Adana Milletvekili Ali Küçükaydın’ın da, İçişleri Bakanı Muammer Güler’e mektup yazarak, Vali’yi şikayet ettiği ortaya çıktı. Küçükaydın’ın 20 Şubat tarihini taşıyan iki sayfalık mektubunda en çok öne çıkan iddia, Vali Coş’un milletvekilleri ve belediye başkanlarını “yasadışı şekilde dinlettiği” idi. Küçükaydın mektubunda, Vali Coş’u “devlet terörü estirmekle” suçlayarak, görev yaptığı her ilde, kamuya ait inşaat ihalelerini aynı müteahhide verdiğini öne sürdü. Öte yandan kendisine destek veren bir grubu kabulünde konuşan Hüseyin Avni Coş kendisini protesto edenlerin bir grup marjinal olduğunu iddia etti.
Ceyhun Bozkurt

http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/27477-cosun-adi-yolsuzluga-karisti-ohalden-gonderildi.html

***

1993 : LİCE DÜĞÜMÜ DAHA NİCE OLAYI ÇÖZER

Ekşisözlük; “1993 Lice Çatışması” başlıklı sayfadan;

Öncesi:

– Turgut Özal’ın Kürt sorununu çözmek için giriştiği hamleler 1991 civarı kendini göstermeye başlar. Özal Iraklı Kürt liderlerle de görüşüp sivil çözüm arayışlarındadır. Tam bu sıralarda, Temmuz 1991’de Vedat aydın polis kıyafeti giyen bir kaç kişi tarafından alınır, cesedi bir iki gün sonra bulunur. Cenazesinde kimilerine göre 20 kimilerine göre 50 bin insan vardır. Cenazede olaylar çıkar, sloganları, bayrakları vs. bahane eden güvenlik güçleri ateş açar ve resmi rakamlara göre 3 kişi ölür. Bu sayı o zamanki HEP’lilere göre 10’dur. Özal’ın çabaları devam eder ancak ortalık artık karışmıştır. PKK katliamları ve Silahlı Kuvvetlerin operasyonları ardarda gelir, bir yıl sonranın Nevruzu kan gölüne döner, katliamlar, çatışmalar devam eder, Eylül 1992’de Musa Anter öldürülür. 1993 yılı Uğur Mumcu cinayeti ile açılır. Yıllar sonra PKK’nın MİT ile bağlarını bulduğu için kontrgerilla tarafından öldürüldüğü söylenmeye başlanan Mumcu’nun bulduklarını Öcalan da doğrulayacak, MİT ile ilişkisi olduğunu kabul edecektir. Şubat 1993’te Kürt sorununa barışçıl yaklaşımlarıyla tanınan Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağı kalkışından hemen sonra düşer ve Bitlis hayatını kaybeder. Yıllar sonra Bülent Orakoğlu Eşref Bitlis’in de derin devlet tarafından öldürüldüğünü iddia eder, 1997’de Astsubay Hüseyin Oğuz kaza’nın kesinlikle suikast olduğunu Susurluk Komisyonuna verdiği ifadede belirtir. Tasfiye devam etmektedir ancak Özal kararlıdır. Aracılar vasıtasıyla PKK ile kurulan diyalog sonunda PKK Mart 1993’te ateşkes ilan eder. Özal Genel Af çıkarmayı düşünmekte, Bakanlar Kurulunun görüşmesini istemektedir ancak 17 Nisan 1993’te vefat eder. 25 Mayıs günü Genel Af gündemiyle toplanması beklenen Bakanlar Kurulundan bir gün önce, 24 Mayıs 1993’te bu kez başka bir olay patlar: Bingöl Katliamı. Saldırıyı PKK üstlenir ancak yıllar sonra, ve şimdilerde yeniden, PKK’ya kimin verdiği belli olmayan istihbaratlar kafaları karıştıracak, Öcalan bu eylemin emrini merkezden vermediklerini söyleyecektir. 1993 yılı kanlı geçmeye devam etmekte, PKK ile çatışmalar, katliamlar sürerken bu kez garip bir olay patlak verir: Sivas Katliamı. Hükümetin ve yerel yönetimin hareketsiz kaldığı bu vahşetten hemen sonra bu kez PKK ülkeyi kana bular: Başbağlar Katliamı. Ülke iyice karışmış, Kürt sorununun barışçıl çözümü ile ilgili girişimlerin esamesi okunmaz hale gelmiş, tüm dikkat silahlı mücadeleye çevrilmiştir. 10 Ekim 1993 günü başbakan Tansu Çiller “Bask Modeli”nden bahsediyordu ki 12 gün sonra…

*

22 Ekim 1993 / Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesi / Sonrası:

“… Diyarbakır Jandarma Bölge komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, 22 Ekim 1993’te Lice ilçesi Jandarma Bölük Komutanlığı’na PKK’lılar tarafından düzenlenen saldırı haberini alır almaz helikopterle gittiği olay yerinde, kanas keskin nişancı tüfeğiyle açılan ateş sonucu başından yaralanmış ve kaldırıldığı Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde şehit olmuştu..” [http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1047249]

“… Çiller’in açıklamasından yalnızca iki hafta sonra Diyarbakır’ın Lice ilçesinden dumanlar yükseliyordu. Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, 22 Ekim 1993’te Lice Tugay Komutanlığı bahçesinde alnından vurularak öldürüldü. Tuğgeneral’in şehit edilmesi üzerine başlatılan operasyonda Lice’nin üzerini siyah dumanlar kapladı. Bilanço ağırdı: 30 ölü, çok sayıda yaralı, 74 gözaltı, 400 ev ve iş yerinde ağır hasar… PKK, çok sansasyonel bir eylem olmasına rağmen Bahtiyar Aydın cinayetini hiçbir zaman üstlenmedi. Bir PKK itirafçısı yıllar sonra yaptığı açıklamalarda Aydın cinayetinin arkasında Jitem olduğunu iddia etmişti. Olaylardan sonra Başbakan Çiller’in Lice’ye yapmak istediği gezi askeri kanattan gelen, ‘güvenlik sorunu’ ikazı üzerine iptal edildi.” [http://www.zaman.com.tr/gundem_asimetrik-psikolojik-provokasyon_927097.html]

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın hakkında:

“… Olay, ilk gün gazetelere ‘kör kurşun’ başlığıyla yansıdı. Ardından ‘çatışmada şehit düştü’ haberleri sürüldü piyasaya ve resmi kayıtlara ‘PKK ile çatışmada şehit düşen en yüksek rütbeli asker’ olarak geçti. Olayın ardından ele geçirilen kanas suikast silahı ortadan kayboldu. Aradan 15 yıl geçti. Ergenekon soruşturmasıyla birçok faili meçhulün ardındaki sis perdesi de aralanmaya başladı. Yüksekova Çetesi’ni ortaya çıkaran eski Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz, Bahtiyar Aydın suikastıyla ilgili çok önemli açıklamalarda bulundu. Zaman’a konuşan Oğuz, Aydın’ın, Jitem içindeki PKK itirafçıları tarafından öldürüldüğünü söyledi.

Terörün ‘şiddet’le bitirilemeyeceğini anlatan, sürekli bölge halkının kazanılması gerektiğini söyleyen paşa, Jitem ve benzeri illegal yapılanmalara karşıydı. PKK terörünün tamamen çözülebilmesi için örgüte katılımı engelleyecek önlemlerin alınması gerektiğini savunuyordu. Halkla devleti kaynaştırdığı için hem PKK’nın hem de şiddet ortamından beslenen ‘derin yapının’ hedefindeydi. Tıpkı aynı dönemde öldürülen Eşref Bitlis ve Rıdvan Özden gibi Bahtiyar Aydın dosyası da ‘devlete zarar vermemek için’ kapandı. Yüksekova Çetesi’ni ortaya çıkaran Eski Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz, 15 yıl sonra Zaman’a Bahtiyar Aydın suikastıyla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.

Bahtiyar Aydın’ın Jitem’de çalışan PKK itirafçıları tarafından öldürüldüğünü ölüm tarihinden beri bildiklerini, ancak nasıl öldüğü konusunda bilgileri olmadığını anlattı. ‘Nasıl?’ sorusunun cevabını ise başka bir soruşturmada öğrendi. 1996’da Hakkari’de görev yaparken Yüksekova’da adam kaçırma, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile ilgili yürüttükleri bir soruşturma kapsamında gözaltına alınan K.B. isimli bir PKK itirafçısının Bahtiyar Aydın suikastı ile ilgili bilgiler verdiğini aktardı: Ben sorguladım. Bu itirafçı PKK’nın içinde bir dönem tabur komutanlığına kadar yükselmiş. Teslim olduktan sonra da Jitem’in eylemlerine katılmış. Bahtiyar Aydın’ı öldürdüklerini itiraf etti. Generali vurmak için Yüksekova’dan Lice’ye kendilerini Albay Hamdi P.’nin helikopterle götürdüğünü söyledi.” [http://www.zaman.com.tr/gundem_tuggeneral-bahtiyar-aydin-suikastinda-jitem-golgesi_765668.html]

“… 52- Hüseyin Oğuz 18.02.1997 tarihli ifadesinde.. Bahtiyar Aydın’ı bir PKK itirafçısının öldürdüğünü, sebebinin de Silahlı Kuvvetlerde bir kesimin şiddettten yana olduğunu, bir kesimin de şiddete, öldürmeye karşı olan, halkı kazanalım dediğini, Bahtiyar Aydın’ın terörle mücadelede şiddete karşı olan bir insan olduğunu, bu nedenle öldürüldüğünü… (belirtmiştir).” [http://tr.wikisource.org/wiki/TBMM_Susurluk_Ara%C5%9Ft%C4%B1rma_Komisyonu_Raporu/Bilgisine_ba%C5%9Fvurulanlar]

“… Gerçekte ne oldu?

22 Ekim 1993’teki Lice olaylarından sonra askerler ‘PKK ile çatışma’ yolunda açıklama yapmıştı. Askeri kaynakların açıklamasında, PKK’lılara yönelik operasyonların başında bulunan Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın suikast silahı olarak bilinen kanas marka bir tüfekle gözünden vurularak öldürüldüğü, ardından örgüt mensuplarıyla askerler arasında çıkan çatışmalarda da Lice’nin yakılıp yıkıldığı iddia edilmişti.
Liceliler ise resmi açıklamaları yalanlayarak, Tuğgeneral Aydın’ın faili meçhul bir şekilde öldürülmesinin ardından, güvenlik güçlerinin Lice’yi yakıp yıktığını, olaylar başlar başlamaz ilçeye giriş çıkışın uzun süre yasaklandığını, telefon bağlantılarının kesildiğini öne sürmüştü.
Dönemin Başbakan yardımcısı Murat Karayalçın da olaylardan sonra, vatandaşların iddialarını destekleyen bir açıklama yapmıştı. Karayalçın, Lice’deki olaylarda pek çok sivil yerleşim birimi ve işyerinin hasar gördüğünü belirterek, ‘Bu hasarın PKK’dan kaynaklanmadığı yolunda bilgilerim var’ demişti…” [http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=5244]

“… 22 Ekim 1993’teki olaylarda, Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yaşayan 15 kişi kurşunlanarak ya da yakılarak öldürülmüş, 22 kişi yaralanmıştı. Ayrıca olaylarda 400 konut ile 250 işyeri de yakılıp yıkılarak kullanılmayacak derecede zarar görmüştü…” [http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=5244]

Koray Düzgören’den:

“… Peki bu olayda gerçek ne?

Önce olayların hemen ertesinde, yani 24 Ekim 1993 sabahı, Lice’nin birkaç kilometre dışından yazdığım yazının başlangıç bölümünü okuyalım. O sırada askerler, benimle birlikte, CHP genel başkanı Deniz Baykal’ın, partinin bazı yönetici ve milletvekillerinin Lice’ye girişini engellemişlerdi. O sırada PKK’nın bölgede basına uyguladığı yasak nedeniyle -bu yasağı dinlemeyip çalışmaya devam ettiğim için- o sırada orada olan tek gazeteci bendim.

Lice’nin üzerinde dumanlar tütüyor. Lice’de ne olup bittiğini hâlâ bilemiyoruz. Daha önceleri benzerlerini gördüğümüz acı Güneydoğu manzaralarından biri… Devlet, yalnızca TRT kameramanlarınını ilçeye sokuyor. Beni ve foto muhabiri arkadaşımı, hatta muhalefet partisi liderlerini, parlamenterleri ve en önemlisi Lice’de akrabası, çoluğu çocuğu, yakınları olanları içeriye almıyor. Ama nasılsa bugün olmazsa yarın, giriş çıkışlar serbest bırakılacak, neyin ne olduğu anlaşılacak. Şırnak örneğinde olduğu gibi… Günümüzde hiçbir şeyi kamuoyunun, dünyanın gözünden saklamak mümkün değil…” [http://yenisafak.com.tr/arsiv/2001/haziran/18/kduzgoren.html]

Aydın Engin – Cumhuriyet:

“… Yıllar önceydi. CHP koalisyon ortağıydı. CHP genel başkanı Deniz Baykal da koalisyon hükümetinin başbakan yardımcısı. Lice ise Türkiye’nin Güneydoğusunda ve Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde bir küçük kentti. O günlerde Lice’de ‘bir şeyler’ oldu. Evlerin gece –hatta güpegündüz- ağır silahlarla tarandığı, Liceli erkeklerin toplandığı, sorgulandığı; kimi evlerin yakıldığı söylendi. Kimileri Lice’nin büyücek bir bölümünün haritadan silindiğini söylemeye kadar işi vardırdılar. Deniz Baykal CHP genel başkanı ve alnında ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ yazan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçilmiş bir üyesi ve hükümette başbakan yardımcılığı gibi siyasal erkin en tepesindeki görevlerden birinin sahibiydi. Lice’ye gitmeye karar verdi. Yola çıktı ve Lice’ye sokulmadı. Evet, apaçık, sapsade bir sözcükle: Lice’ye sokulmadı!.. Not ettik. Nota eklemek için Baykal’ın tepkisini ve yanıtını merak ettik. Bulamadık. Ankara bürosundaki arkadaşlarımız haberi kovaladılar. Onlar da bulamadı. Not etmekle yetindik..” [https://eksisozluk.com/lice–61095]

Abdülkadir Aygan anlatıyor:

“… General Bahtiyar Aydın’ın ölümüyle ilgili bilginiz var mı?

Somut bilgim yok… ama koruması Ispartalı Ayhan astsubay lojmanda komşumuzdu. Olaydan sonra hüngür hüngür ağlıyordu. Hayret ediyordu. Sanki bir çatışma olmadı da birisi onu vurdu gibi. Bir şey anlatmıyordu ama… zaten o olaydan sonra biraz dağıttı. Ben Özden’in de, Bahtiyar Aydın’ın da PKK tarafından vurulduklarına inanmıyorum. Bilgileri yan yana koyunca bu insanların iç çekişmede tasfiye edildikleri meydana çıkıyor. Askeri güçlerin içindeki bir oluşumun sakıncalı gördükleri kişileri tasfiye etme planının suikastlarıdır bunlar. Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın ve Özden, bu mücadele tarzının halkı PKK’ya doğru kaydırdığını söyleyen komutanlardı.

Bütün bunları neye dayanarak söylüyorsunuz?

Ben bölgede uzun yıllar kaldım. Üst düzeydeki bir komutanın veya yardımcısının PKK’yla çatışma çıktığında olay yerine gittiğine hiç tanık olmadım. Nasıl oluyor da Lice’deki çatışmaya hemen bölge komutanı Bahtiyar Aydın gidiyor. Kendisi bölgede jandarmanın en yüksek rütbelisi. Niye çatışma yerine gitsin? Emrinde albaylar, yarbaylar, binbaşılar, yüzbaşılar, operasyon birlikleri, timleri var. Çatışma alanına onlar gitsin. Gerçi albay bile zor gider ya… ama bakıyorsun general rütbesindeki adam gidiyor ve orada vuruluyor. ‘Teröristlerle çatışmada şehit oldu’ deniyor. Demek ki bir tezgâh kuruldu ve Bahtiyar Aydın oraya çekildi..” [http://www.taraf.com.tr/nese-duzel/makale-abdulkadir-aygan-cem-ersever-ankaraya-bir-bavul.htm]

Ergenekon davası – gizli tanıklar:

“… PKK terör örgütü içinde bir dönem üst düzey yönetici olarak faaliyet gösteren gizli tanık ‘deniz’, 4 Haziran 2008’de verdiği ifadede, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın cinayetini anlatırken, şu iddialarda bulundu:

‘1993’te TSK, PKK’ya yönelik operasyon düzenledi. Türk askerlerinin telsiz konuşmalarında, ‘Geri çekilin paşa vuruldu’ şeklinde haberler geliyordu. Paşanın PKK’lılar tarafından vurulup vurulmadığıyla ilgili çatışmalara katılan PKK’lılarla görüştüm. PKK’lılar, paşanın ‘Büyük bir operasyon oldu’ denilerek Lice’ye getirildiğini ve helikopterden iner inmez bir asker tarafından vurulduğunu söylediler. Vuran askerin de bir başka asker tarafından vurulduğu, ikisinin birlikte helikopterle Diyarbakır’a getirildiğini anlattılar. Bu olayı kesinlikle PKK yapmadı.’

Bir diğer gizli tanık ‘kıskaç’ın Bahtiyar Aydın cinayetiyle ilgili iddiaları şöyle:

‘Ben Elazığ Jandarma Komando Taburuna gittikten bir ay sonra suikast düzenlendi. O dönem PKK’ya büyük bir operasyon yapılıyordu. Operasyona gitmeden önce Lice Komando Bölüğü’nün önünde beklerken Jandarma Asayiş Bölge Komutanı ve Bahtiyar Aydın uhş1 tipi helikopterden indi. Kürsüde konuşurken sağ gözünden vuruldu. Paşanın o gün geleceğini Fikri Karadağ ile birkaç kişi biliyordu. Suikastin ardından bulunan kanas marka silahı tabur komutanı ‘Bu terörist işi değil’ diyerek bana verdi. Ben de silahı jandarma yarbaya teslim ettim. Bu yarbay daha sonra televizyonlarda kurşunun saplandığı yeri gösteren kişiydi. Sonra suikast silahı kaybedildi.’

PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Bülent Dumlu da 4 Aralık 2008’de savcılara verdiği ifadede ‘Bahtiyar Aydın’ı öldürenler Ergenekon yapılanmasıdır’ iddiasında bulundu…” [http://www.dunyabulteni.net/?aType=haberYazdir&ArticleID=75571&tip=arhaber]

Genelkurmay’ın açıklaması:

“… Tuğgeneral Gürak, şunları kaydetti: 22 Ekim 1993 günü Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın Lice’nin güneyindeki operasyonu sevk ve idare etmek üzere, Lice Jandarma Komando Bölük Komutanlığında bulunduğu sırada, teröristlerin kaçış istikametleri ateş altına alınmaya çalışılırken teröristlerce, ilçe içerisindeki binalardan ve çevredeki tepelerden Jandarma Bölük Komutanlığı kışlasıyla topçu mevzilerine uzun namlulu silah, roket ve havanla ateş açılmıştır. Saat 11.45 sıralarında çatışmayı bizzat yanındaki Harekat Asayiş şube müdürü ve emir astsubayı ile görerek sevk ve idare etmekte olan Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Eydın, bölük binası önündeyken keskin nişancı tüfeği kannas mermisi isabet etmesi sonucu sağ şakağından yaralanmıştır. Jandarma Komando Bölük Komutanlığı doktoru tarafından kendisine hemen ilk müdahale yapılarak helikopterle Diyarbakır Askeri Hastanesi’ne sevk edilen Tuğgeneral Aydın, tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak maalesef şehit olmuştur..” [http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/468370.asp]

Bahtiyar Aydın’ın kızkardeşi Birsen Aydın:

“… Tuğgeneral Aydın’ın kardeşi Birsen Aydın, ağabeyinin çatışmada öldüğüne kesinlikle inanmıyor. Suikastın içeriden düzenlendiğini ileri süren Birsen Aydın’ın iddiaları şöyle: Ağabeyimin yerel halkla arası çok iyiydi. Kendisinin tayini oraya çıktığında terör tırmandırıldı. Halkla kaynaştığı için öldürüldü. Vurulacak adam bir tek ağabeyim miydi orada? Onca asker vardı. Nasıl çatışma ki bir tek tuğgeneral ölüyor?
Aydın, aynı süreçte işlenen diğer cinayetlere de dikkat çekiyor. Bu olayların perde arkasında devlet içindekilerin parmağı olduğuna inandığını ifade ediyor: Eşref Bitlis, Uğur Mumcu, Cem Ersever öldürüldü. Gaffar Okkan’ı da öldürdüler, Hizbullah’ın üstüne attılar. Bu olaylarda devletin içindekilerin eli var. Devletin başındakiler nasıl bunları anlamıyor? Şimdi midemiz bulandı bunlar ortaya çıkınca. Ergenekoncuların daha çok şeylerinin çıkacağına inanıyorum.

Birsen Aydın, ağabeyinin ölümü konusunda Ergenekon terör örgütünden şüphelendiğini dile getiriyor. Ergenekon sanıklarından Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün Giresun’da görev yaparken evlerine sık sık gelip gittiğini belirtiyor. Aydın’a göre cinayette baş şüpheli Veli Küçük: Ağabeyim vurulduktan sonra Veli Küçük’ün tayini Giresun’a çıktı. O zaman bizim eve gelip gidiyordu. Annemle konuşuyordu. Bu Ergenekon olayı çıkınca, görüntülerini televizyondan izlerken, ‘Bak!’ dedim ‘Anne, bunlar öldürmüştür oğlunu. Oğlunu bunlar yedi.’ dedim. Ergenekonculardan şüpheleniyorum.” [http://www.zaman.com.tr/gundem_agabeyimin-catismada-oldugune-inanmiyorum_771360.html]

*

Lice’nin yakılıp yıkılması hakkında davalar

“… (AİHM) Türkiye aleyhine ilk toplu dava özelliği taşıyan Lice olaylarında ‘dostane çözüme’ ulaşıldı. Dava karar aşamasına gelmişken sürpriz bir girişimle dostane çözüm öneren Türkiye, 247 Liceli mağdura toplam 2 milyon 500 bin sterlin (4 trilyon 160 milyar lira) ödemeyi kabul etti. Bu rakam, Türkiye’ye verilen en yüksek tazminat cezası. Aynı olaylar nedeniyle 250’den fazla mağdurun başvurusu üzerine açılan diğer dava ise sürüyor… Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin hazırlık soruşturması, olay üzerinden sekiz yıl geçmesine karşın tamamlanamadı, ancak mağdurların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurusu üzerine açılan ilk dava sonuçlandı. Olaydan sonra mağdurların başvuruları sonuç vermeyip, iç hukuk yolları tükenince, Licelilerin avukatı Hasip Kaplan 1996 yılında AİHM’ye başvurdu. Kaplan’ın ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiğine karar verilmesi, Lice’de can ve mal güvenliğinin sağlanması, OHAL Yasası ve Yönetmeliği’nin değiştirilmesi, maddi ve manevi tazminat ödenmesi’ istemiyle AİHM’ye yaptığı başvuru üzerine açılan davada, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, olaydan PKK’yı sorumlu tutarak iddiaları reddetti. AİHM, Türk Hükümeti ve Licelilerin avukatları arasında beş yıl süren yazışmalar sonucunda dosya karar aşamasına gelmişken, 2000 yılı sonunda Türkiye sürpriz bir girişimde bulunarak ‘dostane çözüm’ önerdi. Savunmasında PKK’yı sorumlu tutmasına karşın Türkiye, ‘yaşama hakkı ihlali’ nedeniyle yapılan altı başvuruya 10’ar bin sterlin, 178 ev sahibine 5’er bin sterlin, 94 işyeri sahibine de 3’er bin sterlin olmak üzere, olaylarda yakınlarını yitiren, ev ve işyerleri yakılanlara toplam 1 milyon 232 bin sterlin tazminat ödemeyi kabul etmiş oldu. Lice olayları sırasında araçları yakılan dört başvuru sahibi içinse Türkiye tazminat verme önerisinde bulunmadı. Licelilerden bazıları, ‘ev ve işyerleri ile ilgili öneriyi fiziki olarak mantıklı, ancak evlerinde bütün eşyaları, işyerlerinde bütün malları yanan insanlar için kabul edilemez’ buldu. Liceliler, olaylarda yakılan binlerce sterlin değerindeki bir salça fabrikası için de, semer yapan küçük bir dükkan için de 3 bin sterlin önerildiğini belirterek, ‘Elimizde, olaydan sonra biri idari mercilerce altı teknik elemana yaptırılan zarar tutanakları, diğeri de Sulh Hukuk Mahkemesi’ne yaptırılan tespitler var. Zararın buna göre gerçekçi rakamlarla karşılanması gerek’ dedi. İtirazlar üzerine arabuluculuk yapan mahkemenin 22 Mart 2001 tarihinde sonuçlandırdığı davada Türkiye, iş yerleri yakılan Liceli mağdurlara 5 bin sterlin, evleri yakılanlara 10 bin sterlin, yakınları öldürülenlere de 15 bin sterlin tazminat ödemeyi kabul etti. Üç aylık bekleme süresinin dolacağı 22 Haziran 2001’den sonra ödemelere başlanacağı öğrenildi…” [http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=5244]

*

Son olarak, Lice’nin darmadağın edilmesi ve boşaltılmasıyla sonuçlanan, kimi kaynaklara göre yüzlerce insanın öldüğü, PKK’nın asla üstlenmediği, terörle mücadelede en üst rütbeli şehidimiz Bahtiyar Aydın suikastinin kafaları karıştırdığı ve Türkiye’nin Lice’de evleri, dükkanları, araçları yakılıp yıkılanlara AİHM’de tazminat ödemeye mahkum olduğu bu çatışmanın içinde Hasan Kundakçı ve İlker Başbuğ’un da görev aldığını [http://www.internethaber.com/ilker-basbugu-kurtaran-terfi–154779h.htm] ekleyip, bir kaç vurgulu “bakınız” ile kapatıyorum. (isteyen ekleme / düzeltme / farklı kaynak için mesaj atabilir):

(bkz: bahtiyar aydın https://eksisozluk.com/?q=bahtiyar+ayd%c4%b1n)
(bkz: rıdvan özden https://eksisozluk.com/?q=r%c4%b1dvan+%c3%b6zden)
(bkz: vedat aydın https://eksisozluk.com/?q=vedat+ayd%c4%b1n)
(bkz: musa anter https://eksisozluk.com/?q=musa+anter)
(bkz: ahmet cem ersever https://eksisozluk.com/?q=ahmet+cem+ersever)
(bkz: kontrgerilla https://eksisozluk.com/?q=kontrgerilla)
(bkz: jitem https://eksisozluk.com/?q=jitem)
(bkz: birleştirici terör örgütü https://eksisozluk.com/?q=birle%c5%9ftirici+ter%c3%b6r+%c3%b6rg%c3%bct%c3%bc)
(bkz: abdullah öcalan ve mit https://eksisozluk.com/?q=abdullah+%c3%b6calan+ve+mit)
(bkz: abdülkadir aygan https://eksisozluk.com/?q=abd%c3%bclkadir+aygan)
(bkz: bülent orakoğlu https://eksisozluk.com/?q=b%c3%bclent+orako%c4%9flu)
(bkz: hüseyin oğuz https://eksisozluk.com/?q=h%c3%bcseyin+o%c4%9fuz)
(bkz: http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=866447&title=askerin-sorusturdugu-komutan-olumleri-faili-mechul-kaliyor)
(bkz: aihm kararlarından: http://hudoc.echr.coe.int/sites/eng/pages/search.aspx?i=001-61560#{%22itemid%22:[%22001-61560%22]})
(bkz: http://www.ankarabarosu.org.tr/Siteler/1940-2010/Kitaplar/pdf/a/aihm50.pdf)
(bkz: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=102652)

21.12.2009 06:37 ~ 10.01.2010 14:58
dopermen

*

Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü arşivinden;

22 Ekim 1993:

“… 1- Diyarbakır’ın Lice ilçesinde PKK militanlarının taciz ateşiyle başlayan çatışma sırasında Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın şehit oldu.

Tuğgeneral Aydın’ın şehit edildiği Lice’deki çatışmayla ilgili olarak gazetecilerin sorularını yanıtlayan İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, ilçede güvenlik kuvvetlerinin olaya hakim olduğunu belirterek, ilçede sokağa çıkma yasağının şimdilik düşünülmediğini belirtti.

2- Genelkurmay Başkanlığı genel sekreteri Tümgeneral Hurşit Tolon imzası ile yapılan yazılı açıklamada, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın PKK’lılar tarafından şehit edilmesi üzerine bir durum değerlendirmesi yapılarak, ‘eşkıya ve eşkıya yardakçılarına hak ettikleri cezanın mutlaka verileceği’ bildirildi…”

23 Ekim 1993:

“.. 5- CHP genel başkanı Deniz Baykal ve beraberindeki heyet, Diyarbakır’da, partinin 7’nci bölge toplantısına katıldılar.

Baykal, toplantıda yaptığı konuşmada, olağanüstü bir bunalım ortamında bu toplantının gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, “Tıkanıklıkları aşmak gerekiyor, hep birlikte bir çıkış yolu aramak ve bulmak zorundayız” dedi.

Baykal, devletin görevinin, terörü yaygınlaştırmak değil, sıfırlamak olduğunu ve ‘devletin ölü sayısı ile övünmesinin’ kabul edilemez olduğunu belirterek, şiddet yanlılarının giderek daha da etkili olduğu bir ortama gelindiğini söyledi. Baykal, daha sonra, Lice’de büyük bir sıkıntı yaşandığını, Diyarbakır’a gelmişken bu sıkıntıyı yerinde görmek istediğini söyleyerek, ‘ulusal bütünlük anlayışı, nerede bir sorun varsa partilerin içtenlikle cesaretle buna karşı çıkmasını gerektirir. Bu demokratik bir görev. Ankara’daki terör zirvesinde, Lice’de yaşadıklarımı, gördüklerimi anlatmak istiyorum’ dedi.

Ancak, toplantı sonrası Lice’ye hareket eden CHP genel başkanı Deniz Baykal ve beraberindeki heyetin ilçeye girmesine güvenlik kuvvetlerince izin verilmedi…

10- Diyarbakır’ın Lice ilçesinde dün PKK militanları ile güvenlik güçleri arasında çıkan silahlı çatışmadan sonra ilçede sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve ilçeye giriş çıkışlar yasaklandı. Diyarbakır valisi İbrahim Şahin Lice’de yaptığı açıklamada, dünkü olaylar sırasında aralarında 3 çocuk ile bir öğretmenin de bulunduğu 9 kişinin hayatını kaybettiğini ve 5 PKK militanının öldürüldüğünü söyledi…”

25 Ekim 1993:

“.. 3- SHP genel başkanı ve başbakan yardımcısı Murat Karayalçın, Cumhuriyet gazetesine yaptığı değerlendirmede, ‘Güneydoğu’daki sorunun çözümü için herkesin görüş ortaya koymasını ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesini’ önerdi. Karayalçın, salt askeri çözümün kalıcı olmayacağını belirterek, ‘Ne ver kurtul, ne vur kurtul. Bunun dışında çözüm yolu var. Bunu hep birlikte oluşturacağız’ dedi…

5- DSP genel başkanı Bülent Ecevit, Güneydoğu sorununun çözümü için; ‘Toprak reformunun uygulamaya konması, feodal yapının ortadan kaldırılması ve Çekiç Güç’e son verilmesi gerektiğini vurgulayarak, “iç güvenlikte” yalnızca sivil otoriteye bağlı önlem ve çözümlerle sonuca ulaşılabileceğini’ söyledi…

8- Diyarbakır’ın Lice ilçesinde üç gün önce meydana gelen olayların ardından konulan sokağa çıkma yasağının, bugün saat 15.00’ten itibaren kaldırıldığı açıklandı.

Diyarbakır valisi İbrahim Şahin, çatışmalar sırasında 13 kişinin öldüğünü, ölüm olaylarının tümünün de çatışma alanında olduğunu söyledi.

Ankara’da bulunan Lice belediye başkanı Halit Nazmi Balkaş, DEP genel merkezi’nde konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, ‘Lice ile ilgili resmi açıklamalar kendi içinde çelişkili ve inandırıcı olmaktan uzaktır. Çeşitli kaynaklardan sızan bilgilere göre, Lice harabeye çevrilmiş. Lice’deki kapalı kutunun Türkiye kamuoyuna açılması ve gerçeğin gün ışığına çıkarılması gerekir’ dedi…”

26 Ekim 1993:

“… 3- Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş ve Milli Savunma Bakanı Mehmet Gölhan ile kuvvet komutanlarının, Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde başlattıkları inceleme gezisi sürerken, Genelkurmay Başkanı Güreş, yaptığı açıklamada, örgütün “milis” dediği kesimine seslendiğini belirterek, ‘ya gelip teslim olacaklar ya da mutlaka ölecekler’ dedi..

9- CHP genel başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, terör olaylarına ilişkin görüşlerini açıklarken, terörün sosyal ve siyasal bir olay olduğunu ve çözümümün de sadece demokraside olduğunu söyledi. Baykal, Başbakan Tansu Çiller’in terör karşısında kabinede değişiklik yapmasını eleştirerek, ‘ülkenin ciddi bir başbakana ihtiyacı olduğu’ görüşünü savundu…

11- Olağanüstü Hal Bölge Valisi Ünal Erkan, beraberinde Diyarbakır Valisi İbrahim Şahin, Jandarma Asayiş Komutan Yardımcısı Tümgeneral Yalçın Ertan ve basın mensuplarıyla birlikle Lice’ye giderek incelemelerde bulundu. Erkan, yöre halkına hitaben yaptığı konuşmada, PKK’nın Lice’de bir güç denemesi yaptığını, ancak bunda başarılı olamadığını belirterek, ‘Zaten başarılı olmaları da mümkün değildir. Devlet hiç kimseye asla taviz vermez’ dedi.

Bu arada Demokrasi Partisi (DEP) milletvekilleri de Lice’de incelemelerde bulunmak için Diyarbakır’a gitti…

17- PKK’nın siyasi kanadı ERNK Avrupa temsilcisi Kani Yılmaz, Brüksel’de Uluslararası Basın Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Lice olayları sırasında bölgede hiçbir PKK’lının olmadığını, ‘Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ı da Türk Devletinin Lice’deki katliamın bahanesi yapmak için vurduğunu’ ileri sürdü. Kani Yılmaz, ‘Yabancı gazeteciler bizden izin alarak bölgede çalışabilirler. Türk basınıyla da ilişkilerimizi yeniden düzenleyeceğiz’ dedi…”

28 Ekim 1993:

“… 7- SHP’li 9 milletvekili “kontrgerilla” konusunda meclis araştırması açılması için TBMM Başkanlığı’na önerge verdiler. Önergede ‘Devlet terörü yapan bir örgüt varsa Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu söyleyemeyiz’ denildi.

8- Diyarbakır’ın Lice ilçesinde Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesinden sonra meydana gelen olayların ardından incelemelerde bulunmak üzere bölgeye giden DEP milletvekillerinden oluşan heyet adına parlamentoda basın toplantısı düzenleyen Sedat Yurttaş, Bahtiyar Aydın’ı PKK’nın öldürmüş olamayacağını belirterek, ilçede kesinlikle karşılıklı çatışma olmadığını, bazı yaralıların yaralanma şeklinden kimyasal silah kullanıldığı kuşkusunun doğduğunu ve ilçede olaylar sebebiyle yaralananların sayısının resmi açıklamalarda olduğu gibi 13 değil 30 olduğunu öne sürdü…”

30 Ekim 1993:

“… 4- SHP genel başkanı ve başbakan yardımcısı Murat Karayalçın, Hürriyet gazetesinin sorularını yanıtlarken, ‘Lice’deki olaylarda sivil yerlerin ve işyerlerinin çatışma dışında tahrip edildiği ve bunun PKK’dan kaynaklanmadığı yolunda bilgiler var’ dedi. Karayalçın, teröristlerle halkı birbirlerinden ayırmak gerektiğini vurguladı…

21- PKK lideri Abdullah Öcalan, BBC Türkçe servisinin sorularını yanıtlarken, Güneydoğu’da basına konulan yasağın yanlış anlaşıldığını belirterek, gazetecileri ‘gazeteci kılığındaki özel harp elemanı’ olmakla suçladı. Öcalan, hükümetin sertlik politikasını sürdürmesi durumunda, PKK’nın da büyük kentlerde Digor ve Lice benzeri eylemlere girişeceğini söyledi…”

2 Kasım 1993:

“… 11- Alman Yeşiller Partisi’nden bir grup eyalet milletvekili, Diyarbakır’ın Lice ilçesine giderek incelemelerde bulundu ve gözlemlerini basına anlattı. Kuzey Ren Vestfalya eyalet meclisi üyesi Siggi Martsch ve Bremen belediye meclisi üyesi Walter Fuffler yaptıkları açıklamada, Lice’nin büyük ölçüde yandığını ve 400 evin ya tamamen ya da kısmen yıkıldığını bildirdiler. Milletvekilleri ayrıca, Lice’yi askerlerin yaktığını öne sürerek 25 kişinin öldüğünü, 150 kişinin de kaybolduğunu öğrendiklerini söylediler…”

15 Kasım 1993:

“… 11- Olağanüstü Hal Bölge Valisi Ünal Erkan, Lice’de incelemelerde bulundu. Erkan, bölücü örgütün devletle vatandaşın arasını açmaya çalıştığını belirterek, çatışmalarda zarar gören tüm Licelilerin yaralarının sarılmakta olduğunu bildirdi…”

17 Kasım 1993:

“… 1- Başbakan Tansu Çiller, aralarında Diyarbakır’ın Lice ilçesi belediye başkanı Nazmi Balkaş’ın da bulunduğu bir grup Lice’liyi kabul etti. Çiller, kabulde yaptığı konuşmada, başbakan yardımcısı Murat Karayalçın’ın hastalığı nedeniyle Lice gezisini ertelediğini belirterek, ilçedeki yaraların en kısa zamanda sarılacağını bildirdi. Nazmi Balkaş da ilçede meydana gelen olaylar hakkında başbakana bilgi verdi…”

22 Kasım 1993:

“… 7- Lice belediye başkanı Nazmi Balkaş, ankara’da bir basın toplantısı düzenledi. Balkaş, Lice’de özel tim ve sivil polislerin, ‘baskı ve korku havası estirdiklerini’ öne sürerek, 22 Ekim’de çıkan olaylarda, karşılıklı çatışma olmadiğini iddia etti. Balkaş, olaylar sırasında ‘evlerin ve işyerlerinin kimyasal maddeler ve lav silahları kullanılarak tamamen yakıldığını’ söyledi. Balkaş, TBMM inceleme komisyonunun bir an önce Lice’ye gitmesi gerektiğini belirterek, cumhurbaşkanı, başbakan, başbakan yardımcısı, muhalefet partisi liderleriyle de ayrı ayrı görüşerek, Lice’nin yeniden inşa edilmesi talebinde bulunduğunu söyledi…”

(Bkz: Ekim 1993 ve Kasım 1993 sayfaları http://www.byegm.gov.tr/ayin-tarihi.aspx)

23.12.2009 01:07
dopermen

*

Diğer linkler:

http://www.ajansafirat.net/news/guncel/iddianame-hazirlandi-lice-katliamini-devlet-yapti.htm
http://www.agendakurd.com/index.php?option=com_content&view=article&id=1048:dosya-lice-93-i-boeluem&catid=59:dosya&Itemid=130
http://www.agendakurd.com/index.php?option=com_content&view=article&id=1050:dosya-lice-93-ii-boeluem&catid=59:dosya&Itemid=130

https://eksisozluk.com/22-ekim-1993-lice-catismasi–2271184