Çuvallamak

Av. Hanifi ALTAŞ

1013657_10200895256681498_277319711_n

Türk Ordusu’nun en iyi eğitilmiş, en seçme birliklerini bünyesinde barındırdığı dost-düşman herkesçe bilinen Özel Kuvvetler Komutanlığı’na mensup Türk subay ve erlerinin, Amerikan askerleri ile onların yardakçısı konumundaki adlarına peşmerge denilen poşulu yaratıklar tarafından, yüz kızartıcı bir onursuzluk örneği oluşturacak biçimde, başlarına çuval geçirilmek suretiyle tutsak edilmeleri ve sonrasında yaşananlar karşısında, Türkiye devletinin ne derece acz ve zaaf içine düşürüldüğünü görüp de dehşete kapılmamak mümkün mü?

Türk Ordusu dememek için özellikle TSK kısaltmasını kullandığını bildiğimiz, hükümetin başındaki malum şahıs ile onun yardımcısı olan Dışişleri Bakanı’nın, ancak Damat Ferit ve Ali Kemallerin çağdaş türevlerinden beklenebilecek teslimiyetçi tutumları bizi hiç şaşırtmadı ise de, her ikisinin bütün bir kamuoyunun gözleri önünde sergiledikleri, alabildiğine gevşek ve laubali söz ve davranışları üzerinde ayrıca durup düşünmek gerekmez mi? Acaba bu kayıtsızlık ve boşvermişliğin arkasında, Türk Ordusu’nun manevi şahsiyetinin yara alması ve saygınlığına gölge düşmesinden ötürü içten içe duyulan bir memnuniyet mi saklıdır? Doğrusu, ben şahsen bundan zerre kadar kuşku duymuyorum. Bir gerçeği artık herkes kabul ve teslim etmelidir. Kuvayı Milliye’nin en zayıf döneminde Geyve Boğazı’nı aşamayan Hilafet Ordusu’nun artıkları ve ardılları bugün Ankara’ya oturmuşlardır. Ankara eninde sonunda birinden birine dar gelecektir.

Siz o Hilafet Ordusu’na, bir de Atatürk’ün Büyük Nutuk’un en başında Türk milletinin asli varlığına düşman kuruluşlar olarak saydığı Kürt Teali Cemiyeti ile Teali-i İslam Cemiyetini de (ki her ikisinin kurucuları da aynı kimselerdi) ekleyin ve sonuçta ortaya çıkan Amerikan destekli Arap-Kürt Partisi’nin kadrolarını, saydığımız kuruluşların kadrolarıyla bir karşılaştırın, bakalım haksız mıyım? Asıl kadrosunu, Türkiye Cumhuriyeti karşıtı ve düşmanı, Atatürk karşıtı ve düşmanı, Türk Ordusu karşıtı ve düşmanı zihniyetlere sahip kimselerin oluşturduğu böyle bir yapıdan, Türk askerinin namus, şeref ve haysiyetinin söz konusu olduğu böylesi bir durumda, başka nasıl bir tutum ve davranışta bulunmalarını bekleyebilirdiniz ki?

Gerçekte de, Hükümetin ve onun dış destekçilerinin en birinci hedefinin Türk Ordusu olduğunu görmemek için kör olmak gerekir. Bu doğrultuda öncelikle yapılmak istenen de, Anayasal bir kurum olan Milli Güvenlik Kurulu’ndaki tartışılmaz ağırlığını ve üstünlüğünü ortadan kaldırarak, Türk Ordusu’nu etkisizleştirmektir. Türk Ordusu’nu bir daha 28 Şubat benzeri müdahalelerde bulunamaz hale getirmektir. Nitekim Hükümet’in Avrupa Birliği serabının yarattığı anafordan yararlanarak Milli Güvenlik Kurulu’nu “askersizleştirmek” için yeni bir “uyum paketi” hazırladığı ve bunun için de Anayasayı değiştirmeye kalkışacağı bilinmeyen şeyler değildir. Avrupa Birliği konusu bugün için Hükümet’in Türk Ordusu’nu etkisizleştirme operasyonunda kullandığı en etkili manivela işlevini görmektedir. Sonuç itibariyle, günümüzde AB, Türk Ordusu’na karşı mevcut Hükümet’e diplomatik ve lojistik; ABD ise silahlı destek vermektedir. Türk Ordusu ve dolayısıyla da Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerden ve dışardan çok tehlikeli bir kuşatmayla karşı karşıyadır. Devleti askersizleştirmenin hemen arkasından atılacak adım ise ülkeyi askersizleştirmek; Türk milletini ordusuz bırakmak olacaktır.

Türk Ordusu’nun, AB karşıtı bir görüntü vermemek gibi bir psikoza kendisini sokması, böyle bir tuzağa düşerek aleyhinde yapılmak istenen bütün yasal değişikliklere boyun eğmesi durumunda, her geçen gün elini güçlendiren Hükümet tarafından bir zaman sonra itilip kakılmaya çalışılacağında ise hiç kuşku yoktur. Eğer fildişi kulelerde oturmuyor iseler, Türk Ordusu’nun sorumlu mevkilerinde bulunanlar basına ve kamuoyuna yansıyan her Ordu-Hükümet çatışmasının ardından, fısıltı gazetesi aracılığıyla belli çevrelerde ne tür dedikoduların yayıldığını iyi değerlendirmelidirler. Ordu’nun geri çekiliş gibi yansıtılan her hareketi, iktidar partisinin taraftar ve sempatizanlarına; “Tayyip”in “restleri”nin görülemediği, çünkü onun “elinde bir takım yolsuzluk dosyaları olduğu ve bunları kamuoyuna açıklayacağı” yolundaki tehditleri karşısında muhataplarının alttan almak zorunda kaldıkları” biçiminde propaganda edilmektedir. Aynı partinin yakın zamanda emekli olmuş bazı üst rütbeli generallere çengel atmaya çalışmasını iyiniyetle açıklamak için de gereğinden fazla saf olmak gerekir.

190600_1719913955487_3654828_n

Amerika’nın bu son hareketi ve bunun içerde ve dışardaki yansımaları, gerçekte onun asıl stratejik müttefiklerinin kim olduğunu herkese göstermiştir. Bu müttefiklerin Türkiye içindeki bir ayağı İktidar Partisi, diğer ayağı ise bölücü örgüt ve onun uzantısı olan partidir. Nitekim aynı merkeze bağlılığın doğal bir sonucu olsa gerek ki, ABD’yi protesto eden milliyetçi gurupların üzerine önce HADEP’li ve PKK’lı militanlar, sonra da on yıl önceki seçim gezilerinde bile Kürtçe konuştuğu söylenen Diyarbakır milletvekili Abdülkadir Aksu’nun başında bulunduğu bakanlığa bağlı Emniyet güçleri saldırmışlardır. Kürt Teali cemiyeti ile Teali-i İslam cemiyetinin çağdaş işbirliği örnekleridir bunlar. Bundan sonra da Arap-Kürt Partisi’nin bütün milliyetçi kıpırdanışlar üzerine stratejik müttefiki konumundaki HADEP’in militanları ile PKK’lıları sürmeleri beklenmelidir. HADEP ve PKK, çağdaş bir görünüm sergilemek isteyen sarıksız molla iktidarının muhtemel sokak gücünü oluşturacaktır.

ABD’nin dışarıdaki müttefikleri ise tabii ki en başta Kuzey Irak’taki eşkiyabaşları ve onların denetimi altındaki Kürt gruplarıdır. Biz daha Amerika Irak’a saldırmadan üç ay önce yazdığımız bir yazıda (Yeni Hayat-2003/Ocak) Türkiye’nin Kuzey Irak’ta ABD ve onun PKK-KADEK dahil Kürt müttefikleriyle silahlı bir çatışma ihtimalini asla gözden uzak tutmaması gerektiğini yazmıştık. Daha sonra böyle bir ihtimalden sayın Genelkurmay Başkanı da üstü kapalı bir biçimde söz etmişti.

Amerika bugün Irak’ta bir batağa saplanmıştır ve o sebeple de hiçbir planını hayata geçirememektedir. Onun planlarına en büyük desteği veren Kürt eşkıyabaşları ise Türkiye’nin tepkisini ister istemez hesaba katmak ve temkinli davranmak zorunda kalmaktadırlar. Buna bir de Türkiye’nin desteklediği Türkmenlerin Amerika ve Kürtlerle birlikte değil de, Araplarla birlikte hareket etmekte oldukları gerçeğini eklerseniz, Irak’ta Amerika’nın niçin batağa, Amerikan planlarının da niçin suya düştüğü çok daha kolay anlaşılabilir.

ABD ve onun silahlı güçlerinin merkezi olan Pentagon’un Türk subay ve askerlerine karşı giriştiği alçakça saldırının asıl maksadını çok iyi anlamak ve kavramak zorundayız. Türk ordusunun mensuplarına reva görülen muamele, içerde ve dışardaki Türk Ordusu düşmanlarına bir destek mesajıdır. “Arkanızdayız, korkmayın bu ordu size dokunamaz” demektir bu. İçerde kendi iktidarlarlarını sağlamlaştırmak için her fırsattan yararlanarak Türk Ordusu’nu milletin gözünden düşürmeye çalışanların eline de koz vermektir. Bu Amerikan küstahlığının cevabı verilmedikçe de bu kozun etkili olacağından hiç kimse şüphe etmemelidir.

Bir bakıma bataklıktaki çırpınışın bir yansıması olarak da görülebilecek bu eylemin, biz Türkler için özürle veya pardonla geçiştirilemeyecek ölçüde ruhumuzda açılmış çok derin bir yara olduğunu, karşılığı verilmediği sürece de kapanmayacağını konunun muhataplarının çok iyi bilmesi gerekir. Karşılığın nasıl verilmesi gerektiğini ise herkesten önce muhatapları düşünmelidirler. Ama şahsen benim aklıma, bundan sonra Kuzey Irak’ta Türkiye’ye yönelik en ufak bir söz veya beyanda bulunur bulunmaz, bazılarının kırmızı pasaportlarını yanlarına almalarına ve sınırda göstermelerine gerek kalmaksızın Türkiye’de konuk edilmeleri geliyor. Karşılık ancak böyle verilmelidir diye düşünüyorum.

Ama asıl karşılık, ancak Amerika’nın bu bölgede ve Türkiye’nin etki ve ilgi alanına dahil bütün bölgelerdeki planlarını bozmakla verilir. Bunun için çok fazla çaba harcamaya dahi gerek yoktur. En başta Türk Ordusu Irak’ta her gün onlarca saldırıyla karşı karşıya kalan ABD askerlerini rahatlatmak için Irak’ta barış gücü olarak konumlandırılma taleplerini mutlak surette geri çevirmelidir. Hiç kimse bu saatten sonra Türk askerinden conilerle sırt sırta verip görev yapmasını bekleyemez. Buna hiç kimsenin hakkı olmadığı gibi, Türk milletinin de rızası yoktur. Sonra da sözgelimi, ABD’nin İran operasyonu için Türkiye’nin ne resmi ne de sivil, hiçbir unsurundan yararlanmasına izin verilmemelidir. Öte yandan ABD’nin Azerbaycan Türklerini kullanarak yapmak istediği operasyonun Türkiye istemediği sürece başarılı olma şansı da asla yoktur. Nitekim Amerikan kaşığıyla İran çorbası karıştırmak isteyen bazı “eski müttefikler”, bir hafta önce karşıladıkları ve CIA bağlantılı olduğu herkesçe bilinen kişiyi ağırlayıp yolcu etmelerinden hemen sonra meydana gelen Kuzey Irak’taki hadiseden sonra çuvalladıklarını anlayıp işi Amerika’ya savaş ilanına kadar vardırmışlardır. Tabii bu arada ABD’nin “yeni müttefikleri” tarafından da taşa tutulmuşlardır.

Herhalde atılan o taşlarla birlikte bazı gerçekler de kafalarına dank etmiş olmalıdır.

Ama gerçekte asıl çuvallayan Amerika olmuştur. Amerika Irak’ta bulduğu ve mayın eşeği olarak kullanıp istediği yere istediği gibi sürdüğü gurupları, bu son hareketinden sonra Türk dünyasının hiçbir yerinde kolay kolay bulamayacaktır. Yeter ki, Türkiye kendi çöplüğünün horozu olmayı becerebilsin…

El mi yaman, bey mi yaman işte o zaman görürüz…

Temmuz 2003, Türk Solu Dergisi, Sayı 35

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s